İngilizce cümle kalıpları

Her kalıbın ne anlama geldiği, hangi üslupta kullanıldığı ve Türklerin tipik hatası Türkçe olarak anlatılıyor.

Karşılaştırma ve karşıtlık

not only … but also … B2

yalnızca … değil, aynı zamanda …

İki bilgiyi, ikincisini öne çıkararak birleştirir; Türkçedeki sadece … değil, … da yapısıdır. İki parça dilbilgisi açısından paralel olmalıdır: not only fast but also cheap. Türklerin tipik hatası, kalıp cümle başına alındığında devrik yapıyı unutmaktır: Not only he speaks… yanlış, doğrusu Not only does he speak…. Ayrıca but also yerine Türkçedeki 'ama' mantığıyla yalnızca but bırakıp also düşürmek de sık görülür; günlük dilde kabul edilse de akademik yazıda tam biçim tercih edilir.

the more …, the more … B2

ne kadar çok …, o kadar çok …

İki değişkenin birlikte arttığını ya da azaldığını anlatır; Türkçedeki ne kadar …, o kadar … yapısıdır. Her iki yarıda da the + karşılaştırma sıfatı/zarfı gelir: the sooner, the better. Türkler Türkçeyi kelime kelime çevirip How much you read, so much you learn gibi cümleler kurar ya da the sözcüğünü atar: More you read, more you learn. Doğrusu The more you read, the more you learn.

…, whereas … B2

…, oysa / -iken …

İki durumu yan yana koyup aralarındaki farkı vurgular; Türkçedeki -iken, oysa karşılığıdır. Resmî ve akademik yazıda çok kullanılır; konuşmada yerini çoğu zaman while alır. Türkler whereas ile although arasındaki farkı karıştırır: whereas iki şeyi karşılaştırır, although ise beklentiye aykırı bir durumu (tavize) anlatır. Ayrıca whereas yalnızca cümleleri bağlar; Whereas, the results… diye cümle başında virgülle zarf gibi kullanılmaz.

compared with / to … B1

… ile karşılaştırıldığında, …'e kıyasla

Bir şeyi başka bir şeyle ölçerek konuşur; Türkçedeki -e kıyasla, -e göre karşılığıdır. compared with ve compared to bu kullanımda neredeyse eş anlamlıdır. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki '-e göre' yüzünden according to kullanmaktır: According to last year, sales rose yanlış; according to 'birinin dediğine göre' demektir. Ayrıca kalıp cümle başındaysa virgülle ayrılır ve öznesi karşılaştırılan şey olmalıdır.

… rather than … B2

… yerine …, …'den ziyade …

İki seçenekten birini tercih ettiğimizi ya da birinin asıl doğru olduğunu söyler; Türkçedeki … yerine, …'den ziyade karşılığıdır. Paralellik önemlidir: fiil ile fiil, isim ile isim gelir: walk rather than drive. Türkler rather than ile would rather yapısını karıştırıp I rather than stay home gibi cümleler kurar; tercih bildiren yapı I would rather stay home biçimindedir. Ayrıca instead of sonrasında -ing gerekirken rather than sonrasında çoğu zaman yalın fiil gelir.

on the one hand …, on the other hand … B1

bir yandan …, öte yandan …

Bir konunun iki farklı yönünü dengeli biçimde sunar; Türkçedeki bir yandan …, diğer yandan … yapısıdır. Kompozisyon ve tartışma yazılarında çok kullanılır ve virgülle ayrılır. Türklerin tipik hatası, on the other hand kalıbını 'ayrıca, üstelik' anlamında, yani karşıtlık olmadan kullanmaktır; ek bilgi için moreover ya da in addition gerekir. Bir başka hata da kalıbı in the other hand ya da at the other hand diye yanlış edatla yazmaktır.

despite / in spite of … B1

…'e rağmen

Beklentiye aykırı bir sonucu anlatır; Türkçedeki -e rağmen karşılığıdır. Bu iki kalıp edattır, ardından isim ya da -ing gelir: despite the rain, despite feeling tired. Türklerin en yaygın hatası araya of eklemektir: despite of yanlış, ya despite ya da in spite of denir. İkinci tipik hata, ardından tam cümle getirmektir: despite it was raining yanlış; bu durumda although it was raining ya da despite the fact that it was raining gerekir.

Neden-sonuç

so … that … B2

o kadar … ki …

Bir niteliğin derecesini ve bunun doğurduğu sonucu anlatır; Türkçedeki o kadar … ki yapısıdır. so sonrasında sıfat ya da zarf gelir: so tired that, so quickly that. Türkler so ile such ayrımını karıştırır ve so a difficult exam der; isim öbeği varsa such a difficult exam gerekir. Ayrıca Türkçedeki 'o kadar çok' yüzünden sayılamayan isimle so much, sayılabilen çoğulla so many kullanılacağı unutulur.

such (a) … that … B2

öyle bir … ki …

so … that ile aynı anlamı taşır, ancak araya isim öbeği girer: such a good film that, such bad weather that. Türkçedeki öyle bir … ki karşılığıdır. Türklerin tipik hatası tekil sayılabilen isimde a/an tanımlığını unutmaktır: such good film yanlış, such a good film doğru. Sayılamayan ve çoğul isimlerde ise tanımlık kullanılmaz: such heavy traffic, such kind people.

due to / owing to … B1

… nedeniyle, … yüzünden

Bir sonucun nedenini isim öbeğiyle verir; Türkçedeki -den dolayı, nedeniyle karşılığıdır. Duyurularda, haberlerde ve resmî yazıda çok kullanılır. Türklerin tipik hatası, bu edatlardan sonra tam cümle getirmektir: due to it was raining yanlış; ya due to the rain ya da because it was raining denir. Cümle gerekiyorsa due to the fact that de kullanılabilir. because bağlaçtır, because of ise edattır; ikisini karıştırmamak gerekir.

…, which is why … B2

…, bu yüzden / işte bu nedenle …

Önceki cümlenin tamamını sonuca bağlar; Türkçedeki bu yüzden, işte bu nedenle karşılığıdır. Burada which tek bir ismi değil, önceki düşüncenin bütününü gösterir ve önüne virgül konur. Türkler bu yapıda that is why ile which is why arasında gidip gelir; that is why yeni bir cümle başlatır, which is why ise aynı cümleyi sürdürür. Bir başka hata da what is why gibi uydurma bir biçim kullanmaktır.

given that … / given … C1

…'i göz önünde bulundurursak, … olduğuna göre

Bilinen ya da kabul edilen bir durumu temel alarak sonuç çıkarır; Türkçedeki … olduğu düşünülürse, … olduğuna göre karşılığıdır. Ardından cümle (given that prices are high) ya da isim öbeği (given the circumstances) gelebilir. Türkler bu kalıbı edilgen bir fiil sanıp It is given that… biçimine sokar ya da given to gibi yanlış edat ekler. given that bir bağlaç gibi davranır ve kendi başına cümleyi başlatabilir.

give rise to … C1

…'e yol açmak, …'e neden olmak

Bir şeyin başka bir şeyi doğurduğunu resmî ve akademik bir dille anlatır; Türkçedeki -e yol açmak, -e zemin hazırlamak karşılığıdır. Çoğu zaman sorun, tartışma, kaygı gibi soyut isimlerle kullanılır: give rise to concern. Türklerin tipik hatası, buradaki to sözcüğünü mastar eki sanıp ardından fiil getirmektir: give rise to increase yanlış; to edattır, ardından isim gelir: give rise to an increase. Aynı durum lead to ve contribute to için de geçerlidir.

Koşul

unless … B1

…-medikçe, … olmazsa

Olumsuz bir koşul bildirir; anlamı kabaca if … not demektir ve Türkçedeki -medikçe, -mezse karşılığıdır. Türklerin en tipik hatası, unless zaten olumsuz anlam taşıdığı hâlde fiili de olumsuz yapmaktır: Unless you don't study, you will fail yanlış; doğrusu Unless you study, you will fail. Ayrıca koşul cümlesinde gelecek zaman kullanılmaz: unless it will rain değil, unless it rains.

as long as … / so long as … B1

… sürece, … şartıyla

Bir şeyin ancak belirli bir koşul sağlandıkça geçerli olduğunu anlatır; Türkçedeki -dığı sürece karşılığıdır. Türkler bu kalıbı zaman bildiren as long as (o kadar uzun) ile karıştırır ya da Türkçedeki 'sürece' yüzünden during kullanmaya çalışır: during you are careful yanlış. Koşul cümlesinde yine gelecek zaman yoktur: as long as you will pay değil, as long as you pay.

provided (that) … / providing (that) … B2

… şartıyla, … koşuluyla

Kesin bir şart koyar ve if sözcüğünden daha resmîdir; Türkçedeki … şartıyla, … koşuluyla karşılığıdır. Sözleşmelerde, yönetmeliklerde ve resmî yazışmalarda sık görülür. Türkler bu kalıbı 'sağlamak' anlamındaki provide fiiliyle karıştırıp ardından nesne getirir: provided the documents cümlesinde anlam 'belgeleri sağladı' olur. Koşul anlamı için ardından tam bir cümle gelmelidir: provided that the documents are complete.

in the event of … / in the event that … C1

… durumunda, … hâlinde

Olası, çoğu zaman istenmeyen bir durum için resmî bir koşul bildirir; Türkçedeki … durumunda, … hâlinde karşılığıdır. Talimatlarda, güvenlik uyarılarında ve sözleşmelerde kullanılır. in the event of ardından isim gelir (in the event of fire), in the event that ardından cümle gelir. Türklerin tipik hatası ikisini karıştırıp in the event of it rains demek ya da event sözcüğünü 'etkinlik' anlamında sanıp kalıbı yanlış yorumlamaktır.

Had + özne + V3 …, … would have … C1

eğer … olsaydı (geçmişte gerçekleşmemiş koşul)

Üçüncü tip koşul cümlesinin if düşürülerek kurulan devrik ve resmî biçimidir: If I had known yerine Had I known. Türkçedeki bilseydim, … olsaydı karşılığıdır ve yazı dilinde, YDS gibi sınavlarda sık çıkar. Türklerin tipik hatası, devrik yapıda if sözcüğünü de bırakmaktır: If had I known yanlış. Olumsuzda kısaltma yapılmaz: Hadn't I known değil, Had I not known.

were it not for … / but for … C2

… olmasaydı, … olmasa

Bir şeyin varlığı sayesinde sonucun değiştiğini, devrik ve çok resmî bir yapıyla anlatır; Türkçedeki … olmasaydı, … sayesinde karşılığıdır. Şimdiki durum için were it not for, geçmiş için had it not been for kullanılır; daha kısa ve edebî biçimi but for dur. Türkler bu yapıda öznenin tekil olduğunu düşünüp was it not for der; koşulda doğru biçim were dir. Ardından cümle değil isim öbeği gelir.

Vurgu ve devrik yapı

No sooner had … than … C1

… -er -mez …, tam … ki …

Bir olaydan hemen sonra başka bir olayın gerçekleştiğini vurgulu biçimde anlatır; Türkçedeki -er -mez, tam … ki karşılığıdır. Kalıp cümle başına geldiğinde yardımcı fiil özneden önce gelir ve genellikle past perfect kullanılır: No sooner had I arrived than…. Türklerin tipik hatası, devrik yapıyı unutmak (No sooner I had arrived) ve than yerine when kullanmaktır; sooner bir karşılaştırma sözcüğü olduğu için eşi than dır.

Hardly / Scarcely had … when … C1

henüz … -mişti ki …

No sooner … than ile aynı anlamı taşır: bir olay biter bitmez ötekinin başladığını anlatır; Türkçedeki henüz … -mişti ki karşılığıdır. Cümle başında devrik yapı ve past perfect gerekir: Hardly had we begun when…. Türklerin tipik hatası, iki kalıbı birbirine karıştırıp Hardly … than ya da No sooner … when demektir. Kural basittir: hardly ve scarcely ile when, no sooner ile than kullanılır. Ayrıca hardly sözcüğünü 'zorlukla' anlamında sanmak da sık görülen bir yanılgıdır.

It is / was not until … that … C1

ancak … -ince / ancak … -de …

Bir şeyin ancak belli bir zamanda ya da olaydan sonra gerçekleştiğini vurgular; Türkçedeki ancak … -ince, … -e kadar … -medi karşılığıdır. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki 'ancak … anladım' yapısını olduğu gibi aktarıp that sonrasındaki fiili olumsuz yapmaktır: It was not until midnight that I did not finish yanlış; olumsuzluk zaten not until kısmındadır, doğrusu It was not until midnight that I finished. Daha da vurgulu biçimi devrik yapıdır: Not until midnight did I finish.

It is / was … that / who … B2

… olan …'dir; asıl … -en …

Cümlenin bir öğesini öne çıkarıp vurgulamak için kullanılan yarık cümle (cleft) yapısıdır: It was Ali who broke the window. Türkçede bu vurgu çoğu zaman sözcük sırasıyla ya da asıl, işte gibi sözcüklerle yapılır: Camı kıran Ali'ydi. Türklerin tipik hatası, vurgulanan öğe kişi olduğunda which kullanmak ya da yapıdaki it sözcüğünü düşürmektir: Was Ali who broke it yanlış. Kişi için who ya da that, diğer durumlarda that kullanılır.

What … is / was … B2

…'in … olan şey …'dir; bana gereken …

Sözde yarık cümle (pseudo-cleft) yapısıdır; dinleyicinin dikkatini cümlenin sonuna, yeni bilgiye çeker: What I need is a long holiday. Türkçedeki bana gereken şey …, asıl istediğim … yapısına çok benzer. Türklerin tipik hatası, what yerine the thing what ya da which kullanmaktır: The thing what I need yanlış; ya What I need ya da The thing that I need denir. Yapının ardından fiil gelecekse çoğu zaman yalın fiil kullanılır: What we did was call the police.

Only when / Only after / Only then + devrik yapı C2

ancak … -ince / ancak o zaman …

Only ile başlayan zaman ya da koşul öbeği cümle başına geldiğinde ana cümlede devrik yapı gerekir: Only when he left did I understand. Türkçedeki ancak … -ince karşılığıdır ve resmî yazıda güçlü bir vurgu sağlar. Türklerin tipik hatası, devrik yapıyı yanlış yere koymaktır: yardımcı fiil only when öbeğinin içinde değil, ana cümlede öne geçer. Only when did he leave, I understood yanlış; doğrusu Only when he left did I understand.

Under no circumstances / On no account + devrik yapı C1

hiçbir koşulda, asla

Kesin bir yasak ya da reddi güçlü biçimde vurgular; Türkçedeki hiçbir koşulda, ne olursa olsun karşılığıdır. Talimatlarda ve resmî uyarılarda sık görülür. Cümle başına geldiğinde devrik yapı gerekir: Under no circumstances should you open this door. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki çift olumsuzluk alışkanlığıyla fiili de olumsuz yapmaktır: Under no circumstances you should not… yanlış. Olumsuzluk zaten no sözcüğündedir; fiil olumlu kalır.

Görüş ve temkin (hedging)

It seems / appears that … / seem to … B1

… gibi görünüyor, görünüşe göre …

Bir yargıyı kesinlikten kaçınarak, gözleme dayalı olarak sunar; Türkçedeki görünüşe göre, … gibi görünüyor karşılığıdır. İki biçimi vardır: It seems that he is tired ve He seems to be tired. Türklerin tipik hatası iki yapıyı birleştirmektir: It seems he seems tired ya da He seems that he is tired yanlış. Ayrıca seem durum fiili olduğu için genellikle sürekli zamanda kullanılmaz: It is seeming değil, It seems.

be (un)likely to … / it is likely that … B2

muhtemelen …, … olası

Bir olasılığı temkinli biçimde bildirir; Türkçedeki muhtemelen, büyük olasılıkla karşılığıdır. Akademik yazıda kesin yargı yerine sıkça tercih edilir. Türklerin tipik hatası, likely sözcüğünü probably gibi zarf sanıp He will likely to come ya da He likely comes demektir. likely burada sıfattır ve be fiiliyle kullanılır: He is likely to come. Ayrıca like (sevmek, gibi) ile karıştırılmamalıdır.

It is widely believed / thought / accepted that … C1

… olduğuna yaygın olarak inanılır / kabul edilir

Bir görüşü kişisel olarak sahiplenmeden, genel kabul olarak sunan edilgen bir kalıptır; Türkçedeki yaygın olarak … olduğuna inanılır karşılığıdır. Akademik yazıda ve haber dilinde çok kullanılır. Türklerin tipik hatası, edilgen yapıyı kurarken be fiilini atmaktır: It widely believed that yanlış. Bir başka hata, Türkçedeki 'inanılır' yüzünden It is widely believed in that diye gereksiz in eklemektir; believe in 'bir şeyin varlığına, değerine inanmak' demektir.

There is no doubt that … / There is little doubt that … B2

… olduğuna şüphe yok

Bir yargının kesin olduğunu ya da neredeyse kesin olduğunu bildirir; Türkçedeki hiç şüphe yok ki, kuşkusuz karşılığıdır. Akademik yazıda temkin için There is little doubt that (pek şüphe yok) daha sık tercih edilir. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki 'şüphe yok' yapısını aktarırken There is no doubt about that ile There is no doubt that yapısını karıştırmaktır; ilki önceki söze gönderme yapar, ikincisinden sonra yeni bir cümle gelir. Ayrıca doubt sözcüğündeki b harfi okunmaz.

as far as … is / are concerned B2

… söz konusu olduğunda, … açısından; bana kalırsa

Konuyu ya da görüşün kime ait olduğunu sınırlar: as far as I am concerned 'bana kalırsa', as far as cost is concerned 'maliyet açısından' demektir. Türklerin en tipik hatası kalıbın sonundaki is concerned kısmını atmaktır: As far as the budget, we have no problem yanlış; doğrusu As far as the budget is concerned…. Bir başka sık hata, as far as I know (bildiğim kadarıyla) ile karıştırmaktır; o kalıp bilgi sınırını anlatır.

tend to … / there is a tendency to / for … B2

… eğiliminde olmak, genellikle …

Bir genellemeyi yumuşatarak sunar; 'her zaman' yerine 'genellikle' der. Türkçedeki -me eğiliminde olmak, çoğunlukla karşılığıdır ve akademik temkinin temel araçlarından biridir. Türklerin tipik hatası, tend fiilinden sonra -ing kullanmaktır: People tend buying yanlış, People tend to buy doğru. İsim biçimiyle edat değişir: a tendency to do sth ya da a tendency for sb to do sth, ama a tendency of yanlıştır.

… is said / thought / reported to … C1

…'in … olduğu söyleniyor / bildiriliyor

Bir bilgiyi kaynağını sahiplenmeden aktaran kişisel edilgen yapıdır: He is said to be rich. Türkçedeki -dığı söyleniyor, -mış ekiyle verilen duyulan geçmiş anlamına çok yakındır. Geçmişteki bir olay için mastar perfect olur: is said to have left. Türklerin tipik hatası, Türkçe 'söyleniyor ki' yapısını karıştırıp He is said that he is rich demektir; ya It is said that he is rich ya da He is said to be rich doğrudur.

Akademik yazı kalıpları

It should be noted that … / It is worth noting that … C1

… belirtmek gerekir ki …; … dikkat çekicidir

Okuyucunun dikkatini önemli bir ayrıntıya, sınırlılığa ya da istisnaya çeker; Türkçe akademik metinlerdeki belirtmek gerekir ki, şunu da eklemek gerekir karşılığıdır. Türklerin tipik hatası, worth sözcüğünden sonra mastar kullanmaktır: It is worth to note yanlış, It is worth noting doğru. Bir başka hata da It should be noticed demektir; notice 'fark etmek' anlamındadır, 'belirtmek' için note kullanılır.

in terms of … B2

… açısından, … bakımından

Bir değerlendirmenin hangi ölçüte göre yapıldığını belirtir; Türkçedeki … açısından, … bakımından karşılığıdır. Ardından isim ya da -ing gelir: in terms of cost, in terms of improving quality. Türklerin tipik hatası, kalıbı in term of ya da in the terms of diye yanlış yazmaktır. Ayrıca Türkçede her cümleye 'açısından' eklemek doğal olsa da İngilizcede aşırı kullanımı metni ağırlaştırır; bazen for ya da regarding daha yalındır.

in (the) light of … C1

… ışığında, … göz önüne alındığında

Yeni bir bilginin ya da gelişmenin bir yargıyı nasıl etkilediğini anlatır; Türkçedeki … ışığında karşılığıdır ve iki dilde de aynı mecaz kullanılır. Amerikan İngilizcesinde in light of, İngiliz İngilizcesinde in the light of daha yaygındır. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki çoğul 'bulgular ışığında' yapısından etkilenip in the lights of demek ya da edatı under the light of diye çevirmektir. Doğrusu her zaman tekil light ve in edatıdır.

… can be attributed to … / attribute A to B C1

…'e bağlanabilir, …'e atfedilebilir

Bir sonucu bir nedene bağlar; Türkçedeki -e bağlamak, -e atfetmek karşılığıdır. Akademik yazıda bulguları yorumlarken çok kullanılır: The decline can be attributed to rising costs. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki 'bağlı olmak' yüzünden attributed on ya da attributed with demektir; doğru edat to dur. Ayrıca to burada edat olduğu için ardından isim ya da -ing gelir: attributed to working long hours.

the extent to which … / to what extent … C2

…'in ne ölçüde … olduğu

Bir şeyin derecesini ya da ölçüsünü soran veya inceleyen akademik bir yapıdır; Türkçedeki ne ölçüde, ne dereceye kadar karşılığıdır. Araştırma sorularında ve amaç cümlelerinde çok görülür: This study examines the extent to which…. Türklerin tipik hatası, edatı kaydırıp the extent which ya da the extent of which demektir; doğru biçim the extent to which. Dolaylı soru olduğu için ardından gelen cümle düz sıradadır: to what extent it works, to what extent does it work değil.

The aim of this study is to … / This study aims to … C1

Bu çalışmanın amacı …'dir; bu çalışma … amaçlamaktadır

Bir makalenin ya da tezin amacını bildiren standart akademik kalıptır; Türkçedeki bu çalışmanın amacı … -mektir karşılığıdır. Ardından mastar gelir: The aim of this study is to examine…. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki '-mek amaçlanmıştır' yapısını kelimesi kelimesine çevirip It is aimed to examine demektir; bu biçim akademik İngilizcede doğal değildir. This study aims to examine ya da This study aims at examining tercih edilmelidir.

Resmî yazışma

I am writing to … / I am writing with regard to … B1

… amacıyla yazıyorum; … ile ilgili olarak yazıyorum

Resmî bir e-postanın ya da mektubun ilk cümlesinde yazma amacını bildirir; Türkçedeki … konusunda size yazıyorum, … hakkında bilgi almak istiyorum karşılığıdır. Ardından mastar (to apply for, to inquire about) ya da edat öbeği (with regard to your advertisement) gelir. Türklerin tipik hatası, geniş zamanla I write to… demektir; anlık bir eylem olduğu için şimdiki zaman kullanılır. Bir başka hata da with regard of ya da with regards to demektir; resmî yazıda doğru biçim with regard to dur.

I would be grateful if you could … B2

… yaparsanız minnettar olurum

Resmî yazışmada kibar ve dolaylı bir rica kalıbıdır; Türkçedeki … rica ederim, … yaparsanız memnun olurum karşılığıdır. if sonrasında could ya da would gelir. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki 'memnun olurum' yüzünden I would be glad if you send gibi zaman uyumsuzluğu yapmak ya da grateful yerine thankful kullanmaktır. Ayrıca I would be grateful for… yapısında for sonrasında isim gelir: I would be grateful for your help.

Please find attached … / I have attached … B1

Ekte …'i bulabilirsiniz; … ekte sunulmuştur

E-postaya eklenen bir belgeyi bildirir; Türkçedeki ekte … sunuyorum, ekte bulabilirsiniz karşılığıdır. Kalıbın sözcük sırası alışılmışın dışındadır: Please find attached my CV. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki 'ekte' sözcüğünü çevirip Please find in the attachment ya da In attached you can find gibi yapılar kurmaktır. Daha sade ve günümüzde çok yaygın seçenek I have attached… ya da I am attaching… biçimidir.

I look forward to + -ing / isim B1

…'i sabırsızlıkla bekliyorum, … dört gözle bekliyorum

Resmî bir e-postanın ya da mektubun kapanışında kullanılır; Türkçedeki yanıtınızı bekliyorum, görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum karşılığıdır. Türklerin en tipik hatası, buradaki to sözcüğünü mastar eki sanıp ardından yalın fiil getirmektir: I look forward to hear from you yanlış, doğrusu I look forward to hearing from you. to burada edattır. Resmî yazıda I am looking forward to biçimi biraz daha samimi, I look forward to ise daha resmîdir.

Should you have any questions, … C1

Herhangi bir sorunuz olursa …

If you have any questions koşulunun if düşürülerek kurulan devrik ve çok kibar biçimidir; resmî e-postaların kapanışında sık görülür. Türkçedeki herhangi bir sorunuz olması hâlinde karşılığıdır. Türklerin tipik hatası, should sözcüğünü 'gerekmek' anlamında sanıp cümleyi yanlış yorumlamak ya da if ile birlikte kullanmaktır: If should you have yanlış. should sonrasında fiil yalın hâlde kalır: Should you need, Should you require.

We regret to inform you that … C1

Üzülerek bildiririz ki …

Olumsuz bir haberi resmî ve kibar bir dille iletir; Türkçedeki üzülerek bildiririz ki karşılığıdır. Ret yazılarında, iptal ve gecikme duyurularında kullanılır. Türklerin tipik hatası regret to do ile regret doing farkını karıştırmaktır: regret to inform 'üzülerek bildirmek' (şimdi yapılan eylem), regret informing ise 'bildirdiğine pişman olmak' demektir. Ayrıca inform fiilinden sonra kişi doğrudan gelir: inform you that, inform to you değil.

✍️ Kalıplarla cümle kur

🕊️ Dilmaçım ile ücretsiz İngilizce öğren →