📚 Tüm ileri seviye kelime desteleri

Ekonomi ve iş dünyası: B2 seviyesi İngilizce kelimeler

Şirket, finans, piyasa, ticaret ve istihdam haberlerinde sık geçen temel kelimeler. 51 kelime; her birinde örnek cümle, Türkçe anlam ve sesli dinleme.

revenue — gelir, hasılat

The company's annual revenue rose by twelve percent last year.
Şirketin yıllık geliri geçen yıl yüzde on iki arttı.

inflation — enflasyon

High inflation has reduced the purchasing power of ordinary families.
Yüksek enflasyon sıradan ailelerin satın alma gücünü azalttı.

invest (invest (sth) in sth) — yatırım yapmak, yatırmak

The firm plans to invest heavily in renewable energy.
Firma yenilenebilir enerjiye büyük yatırım yapmayı planlıyor.

merger — birleşme (şirket)

The merger of the two airlines created the largest carrier in the region.
İki havayolunun birleşmesi bölgenin en büyük taşıyıcısını ortaya çıkardı.

shareholder — hissedar, pay sahibi

Shareholders will vote on the proposal at the annual meeting.
Hissedarlar öneriyi yıllık toplantıda oylayacak.

recession — durgunluk, resesyon

Many economists fear that the country is heading into a recession.
Birçok ekonomist ülkenin bir durgunluğa doğru gittiğinden korkuyor.

negotiate (negotiate sth with sb) — müzakere etmek, pazarlık etmek

The union is negotiating a new contract with management.
Sendika yönetimle yeni bir sözleşme müzakere ediyor.

acquisition — satın alma, devralma (şirket)

The acquisition of the startup cost the tech giant two billion dollars.
Girişimin satın alınması teknoloji devine iki milyar dolara mal oldu.

dividend — kâr payı, temettü

The board decided to pay a higher dividend to investors this year.
Yönetim kurulu bu yıl yatırımcılara daha yüksek kâr payı ödemeye karar verdi.

asset — varlık, kıymet

The bank's total assets exceed fifty billion dollars.
Bankanın toplam varlıkları elli milyar doları aşıyor.

liability — borç, yükümlülük; sorumluluk

The company's liabilities now exceed its assets.
Şirketin borçları artık varlıklarını aşıyor.

profit margin — kâr marjı

Rising energy costs have squeezed profit margins across the industry.
Artan enerji maliyetleri sektör genelinde kâr marjlarını daralttı.

turnover — ciro; personel devir hızı

High staff turnover is a serious problem for the hotel chain.
Yüksek personel devir hızı otel zinciri için ciddi bir sorun.

stakeholder — paydaş

The plan was discussed with all stakeholders, including employees and suppliers.
Plan, çalışanlar ve tedarikçiler dahil tüm paydaşlarla görüşüldü.

subsidiary — bağlı şirket, yan kuruluş

The group operates through subsidiaries in twelve countries.
Grup on iki ülkedeki bağlı şirketleri aracılığıyla faaliyet gösteriyor.

bankruptcy — iflas

The retailer filed for bankruptcy after years of falling sales.
Perakendeci yıllarca süren satış düşüşünün ardından iflas başvurusunda bulundu.

interest rate — faiz oranı

Higher interest rates make it more expensive to borrow money.
Daha yüksek faiz oranları borç almayı daha pahalı hâle getirir.

supply chain — tedarik zinciri

The storm disrupted supply chains and delayed deliveries for weeks.
Fırtına tedarik zincirlerini aksattı ve teslimatları haftalarca geciktirdi.

commodity — emtia, ham madde; mal

Oil, wheat and copper are among the most widely traded commodities.
Petrol, buğday ve bakır en çok işlem gören emtialar arasındadır.

entrepreneur — girişimci

The young entrepreneur started her business with a small loan.
Genç girişimci işini küçük bir krediyle kurdu.

venture capital — girişim sermayesi

The startup raised ten million dollars in venture capital.
Girişim on milyon dolar girişim sermayesi topladı.

fiscal year — mali yıl

Sales grew steadily throughout the last fiscal year.
Satışlar geçen mali yıl boyunca istikrarlı biçimde büyüdü.

overhead — genel gider(ler), sabit işletme giderleri

Moving to a smaller office helped the firm cut its overhead.
Daha küçük bir ofise taşınmak firmanın genel giderlerini azaltmasına yardımcı oldu.

depreciation — değer kaybı; amortisman

The sharp depreciation of the currency made imports more expensive.
Para birimindeki keskin değer kaybı ithalatı daha pahalı hâle getirdi.

exchange rate — döviz kuru

Tourists check the exchange rate before changing their money.
Turistler paralarını bozdurmadan önce döviz kurunu kontrol ediyor.

outsource (outsource sth to sb) — dış kaynak kullanmak, işi dışarıya vermek

Many companies outsource their customer service to specialized firms.
Birçok şirket müşteri hizmetlerini uzman firmalara yaptırıyor.

competitor — rakip (firma)

The company lowered its prices to win customers from its competitors.
Şirket rakiplerinden müşteri kazanmak için fiyatlarını düşürdü.

market share — pazar payı

The brand has steadily increased its market share in Asia.
Marka Asya'daki pazar payını istikrarlı biçimde artırdı.

wholesale — toptan (satış)

Wholesale prices usually change before retail prices do.
Toptan fiyatlar genellikle perakende fiyatlardan önce değişir.

retail — perakende (satış)

Online shopping has transformed the retail sector.
Çevrim içi alışveriş perakende sektörünü dönüştürdü.

invoice — fatura

Please send the invoice to our accounting department.
Lütfen faturayı muhasebe bölümümüze gönderin.

audit — denetim; denetlemek

An independent firm carries out an annual audit of the accounts.
Bağımsız bir firma hesapların yıllık denetimini yapıyor.

collateral — teminat

The bank asked for his house as collateral for the loan.
Banka kredi için teminat olarak evini istedi.

mortgage — konut kredisi, ipotek

They took out a thirty-year mortgage to buy their first home.
İlk evlerini almak için otuz yıllık konut kredisi çektiler.

equity — öz sermaye; hisse senedi; hakkaniyet

The founders still own sixty percent of the company's equity.
Kurucular hâlâ şirketin öz sermayesinin yüzde altmışına sahip.

stock exchange — borsa

The company's shares will be listed on the stock exchange next month.
Şirketin hisseleri gelecek ay borsada işlem görmeye başlayacak.

bond — tahvil

Investors often buy bonds when stock markets become volatile.
Yatırımcılar borsalar oynaklaştığında genellikle tahvil alır.

portfolio — portföy

Financial advisers recommend a diversified investment portfolio.
Mali danışmanlar çeşitlendirilmiş bir yatırım portföyü öneriyor.

forecast — hava durumu (tahmini)

Analysts forecast modest growth for the next two years.
Analistler önümüzdeki iki yıl için ılımlı bir büyüme öngörüyor.

downturn — gerileme, düşüş (ekonomide)

Small businesses were hit hardest by the economic downturn.
Ekonomik gerilemeden en çok küçük işletmeler etkilendi.

layoff — işten çıkarma

The factory announced layoffs affecting three hundred workers.
Fabrika üç yüz işçiyi etkileyen işten çıkarmalar açıkladı.

incentive (an incentive for sb to do sth) — teşvik, özendirici

The bonus scheme gives employees an incentive to work harder.
Prim sistemi çalışanlara daha çok çalışmaları için bir teşvik sağlıyor.

productivity — verimlilik

New software has significantly improved productivity in the office.
Yeni yazılım ofisteki verimliliği önemli ölçüde artırdı.

lucrative — kârlı, kazançlı

She left her lucrative job in finance to open a bakery.
Bir fırın açmak için finanstaki kazançlı işini bıraktı.

consumer spending — tüketici harcaması

Consumer spending usually rises during the holiday season.
Tüketici harcamaları genellikle tatil döneminde artar.

startup — girişim, yeni kurulan şirket

The city has become a popular hub for technology startups.
Şehir teknoloji girişimleri için popüler bir merkez hâline geldi.

monopoly — tekel

For decades the company had a monopoly on the national rail network.
Şirket on yıllarca ulusal demiryolu ağı üzerinde tekel sahibiydi.

procurement — satın alma, tedarik (kurumsal)

The procurement team compares offers from at least three suppliers.
Satın alma ekibi en az üç tedarikçinin tekliflerini karşılaştırıyor.

break even — başa baş noktasına gelmek, kâr-zarar etmemek

The new restaurant expects to break even within two years.
Yeni restoran iki yıl içinde başa baş noktasına gelmeyi bekliyor.

headquarters — genel merkez

The company is moving its headquarters to a larger city.
Şirket genel merkezini daha büyük bir şehre taşıyor.

cash flow — nakit akışı

Late payments from customers caused serious cash flow problems.
Müşterilerin geç ödemeleri ciddi nakit akışı sorunlarına yol açtı.

🧠 Bu desteyi aralıklı tekrarla çalış

🕊️ Dilmaçım ile ücretsiz İngilizce öğren →