📘 İngilizce kursu: tüm üniteler

A2 · Ünite 4: Gelecek (Will it rain?)

will · tahmin, ani karar, söz · will ve going to

Metin: A picnic on Saturday

İstanbul'da yaşayan Elif, İngiliz iş arkadaşı Tom'u cumartesi günkü pikniğe çağırıyor. Ama hava tahmini pek iç açıcı değil. Metinde [[will]] / [['ll]] / [[won't]] ile [[going to]] biçimlerine dikkat edin: hangisi önceden yapılmış bir plan, hangisi o an verilen bir karar ya da söz?

Elif: Tom, we're going to have a picnic in Belgrad Forest on Saturday. Do you want to come?
Tom, cumartesi Belgrad Ormanı'nda piknik yapacağız. Gelmek ister misin?

Tom: I'd love to! But will the weather be nice? It's very cloudy today.
Çok isterim! Ama hava güzel olacak mı? Bugün hava çok bulutlu.

Elif: Don't worry. I think it'll be sunny. My phone says it will be twenty-four degrees.
Merak etme. Bence güneşli olacak. Telefonuma göre hava yirmi dört derece olacak.

Tom: Let me check the forecast. Oh no! It says it will probably rain in the afternoon.
Hava tahminine bir bakayım. Eyvah! Öğleden sonra muhtemelen yağmur yağacakmış.

Elif: Really? OK, then we'll start early. We'll go in the morning and come back before three.
Sahi mi? Peki, o zaman erken başlarız. Sabah gider, saat üçten önce döneriz.

Tom: Good idea. And I'll bring my big umbrella, just in case.
İyi fikir. Ben de ne olur ne olmaz, büyük şemsiyemi getiririm.

Elif: Perfect. Selin is going to come too. She's very excited.
Mükemmel. Selin de gelecek. Çok heyecanlı.

Tom: Great! Will Burak come too?
Harika! Burak da gelecek mi?

Elif: No, he won't. He's going to visit his grandparents in Bursa this weekend.
Hayır, gelmeyecek. Bu hafta sonu Bursa'da dedesiyle ninesini ziyaret edecek.

Tom: That's a pity. So, what shall we take? Shall I make some sandwiches?
Ne yazık. Peki, ne götürelim? Sandviç yapayım mı?

Elif: Yes, please! And I'll make my mother's potato salad. You'll love it.
Evet, lütfen! Ben de annemin patates salatasını yaparım. Bayılacaksın.

Tom: I'm sure I will. Oh, wait. I don't have a car. How will I get there?
Eminim bayılırım. Ah, dur. Arabam yok. Oraya nasıl gideceğim?

Elif: No problem. I'll pick you up at eight. I won't be late this time, I promise!
Sorun değil. Seni sekizde alırım. Bu sefer geç kalmayacağım, söz veriyorum!

Tom: You always say that! But OK, I'll be ready at eight.
Hep böyle diyorsun! Ama tamam, sekizde hazır olacağım.

Elif: Maybe it won't rain after all. See you on Saturday!
Belki de sonunda yağmur yağmaz. Cumartesi görüşürüz!

Tom: I hope not! See you!
Umarım yağmaz! Görüşürüz!

Dilbilgisi

will: biçim, olumsuz ve soru

Türkçede gelecek zaman fiile eklenen -ecek / -acak ekiyle yapılır: “geleceğim”, “yağacak”. İngilizcede ek yoktur; fiilin önüne will konur ve fiil yalın hâlde kalır. Güzel haber: will her kişide aynıdır; he / she / it için bile -s almaz.

İngilizceKısaltmaOkunuşTürkçe
I will goI'll goayl GOUgideceğim
you will goyou'll goyul GOUgideceksin
he / she / it will gohe'll / she'll / it'll gohil / şil / İ-tıl GOUgidecek
we will gowe'll gowil GOUgideceğiz
they will gothey'll godeyl GOUgidecekler
I will not goI won't goay WOUNT gougitmeyeceğim
Will you go?—wil yu GOUGidecek misin?

Soruda will öznenin önüne geçer, tıpkı am / is / are gibi: You will come. → Will you come? Kısa cevap da aynı mantıkla verilir: Yes, I will. / No, I won't.

💡 won't “WOUNT” diye okunur; want ise “WANT”. İkisini karıştırmak anlamı tamamen değiştirir: I won't go. (Gitmeyeceğim.) ≠ I want to go. (Gitmek istiyorum.) Olumlu kısa cevapta kısaltma yapılmaz: Yes, I will. ✓ Yes, I'll. ✗

⚠️ Türklerin tipik hatası 1: willden sonra to kullanmak ya da fiile ek getirmek. I will to go. ✗ She will comes. ✗ He wills go. ✗ → I will go. ✓ She will come. ✓ willden sonra her zaman yalın fiil gelir.

⚠️ Türklerin tipik hatası 2: sıfatlı cümlede beyi atlamak. Türkçede “Hava güzel olacak” deriz; “olacak” sözü İngilizcede will be demektir. It will nice. ✗ I will late. ✗ → It will be nice. ✓ I will be late. ✓

Tahmin ve görüş: I think…, probably, definitely

willin en yaygın görevi, gelecek hakkında görüşümüzü ve tahminimizi söylemektir. Bu cümleler genellikle I think (bence), I'm sure (eminim), I hope (umarım), maybe (belki) gibi sözlerle başlar ya da probably (muhtemelen), definitely (kesinlikle) gibi zarflar içerir.

ZarfOlumlu cümlede yeriOlumsuz cümlede yeri
probablyIt will probably rain.It probably won't rain.
definitelyHe will definitely come.He definitely won't come.

💡 Kural kolay: zarf olumluda willden sonra, olumsuzda won'tdan önce gelir. maybe ise cümlenin başına yerleşir: Maybe it won't rain.

⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “Bence yağmur yağmayacak” cümlesini kelimesi kelimesine I think it won't rain. diye çevirmek. Yanlış değildir ama İngilizcede doğal olan, olumsuzluğu thinke vermektir: I don't think it will rain. ✓ Aynı şekilde I don't think he'll come. ✓ (Geleceğini sanmıyorum.)

Anlık karar: I'll…

Bir şeye konuştuğumuz anda karar verdiğimizde will (çoğunlukla 'll) kullanırız. Önceden düşünülmüş bir plan yoktur; durum ortaya çıkar, biz de hemen karar veririz. Türkçede bu durumda çoğu zaman geniş zaman kullanırız: “Ben açarım”, “O zaman çay alayım / alırım”.

💡 Restoranda ya da kafede sipariş verirken de I'll have… çok doğaldır: I'll have the soup, please. (Ben çorba alayım.) Bu da o anda verilen bir karardır.

⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki geniş zamanı İngilizce geniş zamana (Present Simple) çevirmek. Kapı çalınca “Ben açarım!” → I open it! ✗ I open the door! ✗ Doğrusu: I'll get it! ✓ / I'll open it! ✓ “Çay alırım” → I take tea. ✗ → I'll have tea. ✓ İngilizce Present Simple anlık karar bildirmez.

Söz, teklif ve rica: I promise…, Shall I…?, Will you…?

will ile söz de veririz: I won't be late, I promise. Birine yardım teklif ederken ya da birlikte ne yapacağımızı sorarken Shall I…? / Shall we…? kalıbı kullanılır. Birinden bir şey rica ederken ise Will you…? denir.

İngilizceGörevTürkçe
I'll call you tonight, I promise.sözBu akşam seni ararım, söz.
I won't tell anyone.sözKimseye söylemeyeceğim.
I'll help you with your bags.teklifÇantalarına yardım edeyim.
Shall I make some sandwiches?teklif (soru)Sandviç yapayım mı?
What shall we take?birlikte kararNe götürelim?
Will you close the door, please?ricaKapıyı kapatır mısın lütfen?

💡 Shall bugün neredeyse yalnızca I ve we ile, teklif ve öneri sorularında kullanılır. Türkçedeki “-eyim mi?”, “-elim mi?” kalıbının tam karşılığıdır.

⚠️ Türklerin tipik hatası 1: Söz verirken willi atlamak. “Söz veriyorum, gelirim” → I promise I come. ✗ → I promise I'll come. ✓ / I'll come, I promise. ✓

⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Teklifte Will I…? demek. “Pencereyi açayım mı?” → Will I open the window? ✗ (bu “Pencereyi açacak mıyım?” gibi tuhaf bir soru olur) → Shall I open the window? ✓ ya da Do you want me to open the window? ✓

will mi, going to mu?

be going to yapısını A1'de planlarla öğrenmiştik (I'm going to visit my grandmother.). Türkçede ikisinin karşılığı da “-ecek” olabilir; İngilizcede ise seçim, kararın ne zaman verildiğine ve tahminin neye dayandığına bağlıdır.

YapıNe zaman?ÖrnekTürkçe
going toÖnceden verilmiş karar, planWe're going to have a picnic on Saturday.Cumartesi piknik yapacağız. (planlı)
willKonuşma anında verilen kararOK, then we'll start early.Peki, o zaman erken başlarız.
going toŞu an görülen bir işarete dayanan tahminLook at those clouds! It's going to rain.Şu bulutlara bak! Yağmur yağacak.
willGörüşe, tahmine dayanan tahminI think it'll be sunny.Bence güneşli olacak.

💡 Metne dönün: Elif'in piknik planı önceden hazırdı (we're going to have a picnic), Burak'ın ziyareti de öyle (he's going to visit). Ama yağmur haberi gelince verilen kararlar, sözler ve teklifler will ile yapıldı (we'll start early, I'll bring my umbrella, I'll pick you up).

⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “-ecek”i her yerde will ile çevirmek. Haftalardır planladığınız bir tatil için I will go to Antalya next week. demek yanlış sayılmaz ama “o an karar verdim” gibi duyulabilir; plan için doğal olan I'm going to go to Antalya next week. ✓ (ya da I'm going to Antalya next week.) Tersine, kapı çalarken I'm going to open it! ✗ değil, I'll get it! ✓ denir.

Hava hakkında: It will…, There will be…

Hava durumu cümlelerinde Türkçede çoğu zaman özne yoktur: “Yağmur yağacak”, “Soğuk olacak”. İngilizcede cümlenin öznesi olmak zorundadır; hava için bu özne ittir. Bir şeyin “olacağını, bulunacağını” söylerken ise there will be kullanılır.

İngilizceTürkçe
It will rain.Yağmur yağacak.
It'll be cold and windy.Hava soğuk ve rüzgârlı olacak.
It won't snow.Kar yağmayacak.
There will be a storm tonight.Bu gece fırtına olacak.
Will there be a lot of people?Çok insan olacak mı?
What will the weather be like tomorrow?Yarın hava nasıl olacak?

💡 Hava sorusunun kalıbı: What will the weather be like? (Hava nasıl olacak?) Buradaki like “sevmek” değil, “gibi” anlamındadır. Cevap: It'll be sunny. / It'll probably rain.

⚠️ Türklerin tipik hatası 1: özneyi atlamak. Tomorrow will rain. ✗ Will rain? ✗ → It will rain tomorrow. ✓ Will it rain? ✓ Hava cümlelerinde it her zaman yerinde durur.

⚠️ Türklerin tipik hatası 2: “olacak” sözünü have ile çevirmek. “Yarın fırtına olacak” → Tomorrow will have a storm. ✗ There will have a storm. ✗ → There will be a storm tomorrow. ✓ Bir şeyin var olacağını there will be anlatır.

Kelimeler

✍️ Alıştırmaları çöz ve testi geç

🕊️ Dilmaçım ile ücretsiz İngilizce öğren →