📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
A2 · Ünite 5: Zorunluluk (You must…)
must / have to / don't have to / mustn't
Metin: The house rules
Kerem, yüksek lisans için İngiltere'ye, Manchester'a gitti. İlk gün kalacağı öğrenci yurdunun müdürü Mrs. Clark ona yurt kurallarını anlatıyor. Metinde [[have to]], [[must]], [[mustn't]] ve [[don't have to]] biçimlerine dikkat edin: hangisi “zorunda”, hangisi “yasak”, hangisi “gerek yok” demek?
Mrs. Clark: Welcome to Oak House, Kerem! I'm Mrs. Clark, the manager. Let me tell you about the house rules.
Oak House'a hoş geldin, Kerem! Ben Mrs. Clark, yurt müdürüyüm. Sana yurt kurallarından bahsedeyim.
Kerem: Thank you. Do I have to sign anything?
Teşekkür ederim. Bir şey imzalamam gerekiyor mu?
Mrs. Clark: Yes, you have to sign this form today. And you must keep your key card with you all the time.
Evet, bu formu bugün imzalaman gerekiyor. Ve anahtar kartını her zaman yanında taşımalısın.
Kerem: OK. Is the key card free?
Tamam. Anahtar kartı ücretsiz mi?
Mrs. Clark: The first one is free, but you have to pay ten pounds for a new one. So don't lose it!
İlki ücretsiz ama yenisi için on sterlin ödemen gerekiyor. O yüzden kaybetme!
Kerem: I won't. Do I have to clean my room?
Kaybetmem. Odamı temizlemem gerekiyor mu?
Mrs. Clark: Yes, you do. But you don't have to clean the kitchen. A cleaner comes every Monday and Thursday.
Evet, gerekiyor. Ama mutfağı temizlemen gerekmiyor. Her pazartesi ve perşembe bir temizlikçi geliyor.
Kerem: That's good! Can I cook in my room?
Bu iyi! Odamda yemek yapabilir miyim?
Mrs. Clark: No, you mustn't cook in the rooms. It's dangerous. You have to use the kitchen.
Hayır, odalarda yemek yapmamalısın, bu yasak. Tehlikeli. Mutfağı kullanman gerekiyor.
Kerem: I understand. And can my friends visit me?
Anlıyorum. Peki arkadaşlarım beni ziyaret edebilir mi?
Mrs. Clark: Yes, but guests must leave before eleven p.m. And people mustn't smoke anywhere in the building.
Evet, ama misafirler gece on birden önce çıkmak zorunda. Ve binanın hiçbir yerinde sigara içilmez.
Kerem: No problem, I don't smoke. What about the internet? Do we have to pay for it?
Sorun değil, sigara içmiyorum. Ya internet? Onun için ödeme yapmamız gerekiyor mu?
Mrs. Clark: No, you don't. It's in the rent. You only have to pay the rent on the first day of every month.
Hayır, gerekmiyor. Kiraya dahil. Sadece her ayın ilk günü kirayı ödemen gerekiyor.
Kerem: Great. My friend lived in a residence in London last year, and he had to pay for everything!
Harika. Arkadaşım geçen yıl Londra'da bir yurtta kaldı ve her şey için ödeme yapmak zorunda kaldı!
Mrs. Clark: Not here. Oh, and you have to recycle. Paper and plastic go in the blue bin.
Burada öyle değil. Ha, bir de geri dönüşüm yapman gerekiyor. Kâğıt ve plastik mavi kutuya atılıyor.
Kerem: OK, thank you, Mrs. Clark. Now I must call my mother. She's waiting for my message!
Tamam, teşekkürler Mrs. Clark. Şimdi annemi aramam lazım. Mesajımı bekliyor!
Dilbilgisi
have to / has to: zorunda olmak
Türkçede zorunluluğu “-mek zorundayım”, “-mem gerekiyor”, “-mem lazım” gibi kalıplarla anlatırız. İngilizcede en yaygın yol have to + yalın fiildir. have to normal bir fiil gibi davranır: 3. tekil şahısta has to olur, soru ve olumsuzu do / does ile yapılır.
| İngilizce | Okunuş | Türkçe |
|---|---|---|
| I / you / we / they have to work | HEF-tı | çalışmak zorundayım / zorundasın … |
| he / she / it has to work | HES-tı | çalışmak zorunda |
| Do I have to work? | du ay HEF-tı | Çalışmak zorunda mıyım? |
| Does she have to work? | daz şi HEF-tı | Çalışmak zorunda mı? |
| Yes, you do. / No, you don't. | — | Evet. / Hayır, değilsin. |
- You have to sign this form today. — Bu formu bugün imzalaman gerekiyor.
- Kerem has to pay the rent every month. — Kerem her ay kirayı ödemek zorunda.
- Do I have to clean my room? — Yes, you do. — Odamı temizlemem gerekiyor mu? — Evet, gerekiyor.
- Does she have to wear a uniform? — No, she doesn't. — Üniforma giymek zorunda mı? — Hayır, değil.
💡 Telaffuza dikkat: zorunluluk anlamında have to “HEF-tı”, has to “HES-tı” diye okunur; v ve s sesleri, ardından gelen t yüzünden sertleşir. “HEV TU” diye ayrı ayrı okumak yabancı duyulur.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: 3. tekil şahısta hasi unutmak. She have to work. ✗ → She has to work. ✓ Soru ve olumsuzda ise does gelince have yalın kalır: Does she has to work? ✗ → Does she have to work? ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: have toyu to be gibi kullanmak. Have I to sign? ✗ I haven't to pay. ✗ → Do I have to sign? ✓ I don't have to pay. ✓ Ayrıca toyu atlamak: I have work. ✗ (“İşim var” olur) → I have to work. ✓ (Çalışmak zorundayım.)
must ve mustn't
must de zorunluluk bildirir, ama have todan farklı olarak bir yardımcı fiildir (tıpkı can ve will gibi): her kişide aynıdır, -s almaz, arkasından to olmadan yalın fiil gelir. Olumsuzu must not / mustn't bir yasak bildirir: “-memeli, yapma, yasak”.
| İngilizce | Okunuş | Türkçe |
|---|---|---|
| I / you / he / she / we / they must go | MAST GOU | gitmeliyim / gitmelisin / gitmeli … |
| I / you / he … mustn't go | MA-sınt GOU | gitmemeliyim / gitmemelisin … (yasak) |
- You must keep your key card with you. — Anahtar kartını yanında taşımalısın.
- I must call my mother now. — Şimdi annemi aramalıyım.
- You mustn't cook in your room. — Odanda yemek yapmamalısın. (Yasak.)
- Guests must leave before eleven p.m. — Misafirler gece on birden önce çıkmalı.
💡 must ile soru yapmak mümkündür (Must I…?) ama günlük konuşmada eski ve resmî duyulur. Soru sorarken neredeyse her zaman Do I have to…? kullanılır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: mustü normal fiil gibi çekmek. You must to go. ✗ He musts go. ✗ He must goes. ✗ Do I must…? ✗ → You must go. ✓ He must go. ✓ Do I have to…? ✓ mustten sonra ne to ne de -s gelir.
must mı, have to mu?
Olumlu cümlede must ile have to çoğu zaman birbirinin yerine kullanılabilir. Yine de bir ayrım vardır: must çoğunlukla konuşanın kendi düşüncesini, iç zorunluluğu ya da yazılı kuralları anlatır; have to ise dışarıdan gelen bir zorunluluğu (kural, iş, okul, başka biri) anlatır. Günlük konuşmada have to çok daha sık duyulur.
| İngilizce | Kimin zorunluluğu? | Türkçe |
|---|---|---|
| I must call my mother. | Konuşanın kendi kararı | Annemi aramalıyım. (öyle hissediyorum) |
| I have to work on Saturdays. | Dışarıdan (iş yeri) | Cumartesileri çalışmak zorundayım. |
| Passengers must wear seat belts. | Yazılı kural, tabela | Yolcular emniyet kemeri takmalıdır. |
| We have to wear a uniform at school. | Dışarıdan (okul kuralı) | Okulda üniforma giymek zorundayız. |
- I'm very tired. I must go to bed early tonight. — Çok yorgunum. Bu gece erken yatmalıyım.
- My boss says I have to finish this report today. — Patronum bu raporu bugün bitirmem gerektiğini söylüyor.
- You must try this cake! It's delicious. — Bu pastayı mutlaka denemelisin! Çok lezzetli.
💡 You must… güçlü bir tavsiye için de kullanılır: You must see this film! (Bu filmi mutlaka görmelisin!) Bir sonraki ünitede daha yumuşak tavsiye sözcüğü shouldu öğreneceğiz.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “-meli”yi her yerde must ile çevirip konuşmayı sert ve emir gibi yapmak. Bir iş arkadaşınıza You must send me the file. demek kaba duyulabilir. Dışarıdan gelen bir kuralı aktarıyorsanız You have to send the file by Friday. ✓, rica ediyorsanız Could you send me the file? ✓ daha doğaldır.
En önemli fark: mustn't ≠ don't have to
Olumlu cümlede must ile have to birbirine çok yakındır; olumsuzda ise anlamları tamamen ayrılır. mustn't bir yasaktır: “yapma, yapmak yasak”. don't have to ise gereksizliktir: “yapmak zorunda değilsin, gerek yok; istersen yaparsın”.
| İngilizce | Anlam | Türkçe |
|---|---|---|
| You mustn't cook in your room. | Yasak | Odanda yemek yapmamalısın. (Yasak!) |
| You don't have to clean the kitchen. | Gerek yok | Mutfağı temizlemen gerekmiyor. (İstersen temizle.) |
| You mustn't smoke here. | Yasak | Burada sigara içmemelisin. |
| You don't have to pay for the internet. | Gerek yok | İnternet için ödeme yapmana gerek yok. |
| She mustn't be late. | Yasak | Geç kalmamalı. (Kalırsa sorun olur.) |
| She doesn't have to come early. | Gerek yok | Erken gelmesine gerek yok. |
- It's Sunday tomorrow. I don't have to get up early. — Yarın pazar. Erken kalkmam gerekmiyor.
- This is a secret. You mustn't tell anyone. — Bu bir sır. Kimseye söylememelisin.
- We don't have to take a taxi. The university is a ten-minute walk. — Taksiye binmemize gerek yok. Üniversite on dakikalık yürüme mesafesinde.
💡 Kolay ezber: mustn't = kırmızı ışık (dur, yapma!), don't have to = serbest (sen bilirsin). don't have to yerine don't need to ya da It isn't necessary. da diyebilirsiniz.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “zorunda değilsin” anlamında mustn't kullanmak. “Bugün gelmek zorunda değilsin” → You mustn't come today. ✗ Bu cümle “Bugün sakın gelme!” demektir ve karşınızdakini kırabilir. Doğrusu: You don't have to come today. ✓
Geçmiş ve gelecek: had to, will have to
mustün geçmiş ve gelecek biçimi yoktur. Geçmişteki bir zorunluluğu anlatmak için had to (zorunda kaldım), gelecektekini anlatmak için will have to (zorunda kalacağım) kullanılır. Soru ve olumsuzu, Past Simple'daki gibi did ile yapılır.
| İngilizce | Okunuş | Türkçe |
|---|---|---|
| I had to wait. | ay HED-tı WEYT | Beklemek zorunda kaldım. |
| I didn't have to wait. | ay Dİ-dınt HEF-tı WEYT | Beklemek zorunda kalmadım. |
| Did you have to wait? | did yu HEF-tı WEYT | Beklemek zorunda kaldın mı? |
| I'll have to wait. | ayl HEF-tı WEYT | Beklemek zorunda kalacağım. |
| You won't have to wait. | yu WOUNT HEF-tı WEYT | Beklemek zorunda kalmayacaksın. |
- My friend had to pay for everything last year. — Arkadaşım geçen yıl her şey için ödeme yapmak zorunda kaldı.
- I lost my key card, so I had to buy a new one. — Anahtar kartımı kaybettim, bu yüzden yenisini almak zorunda kaldım.
- Did you have to get a visa? — No, I didn't. — Vize almak zorunda kaldın mı? — Hayır, kalmadım.
- The bus is late. We'll have to take a taxi. — Otobüs gecikti. Taksiye binmek zorunda kalacağız.
💡 Geçmişteki zorunluluk için tek doğru yol had todur: “zorunda kaldım”, “-mem gerekti” → I had to…
⚠️ Türklerin tipik hatası: muste geçmiş eki takmak ya da mustle geçmişi anlatmak. I musted go. ✗ Yesterday I must work. ✗ I must went. ✗ → I had to go. ✓ Yesterday I had to work. ✓ Olumsuzda da did gelince had yalın olur: I didn't had to. ✗ → I didn't have to. ✓
Tabelalar ve kurallar: must, can't, not allowed
Kurallar ve tabelalar genellikle kısa ve kesin bir dille yazılır. Aynı yasağı farklı kalıplarla söyleyebiliriz. A1'de öğrendiğimiz can't (izin yok) ve emir kipi (Don't…) de bu ünitenin yapılarıyla birlikte sıkça kullanılır.
| Tabela | Konuşmada | Türkçe |
|---|---|---|
| NO SMOKING | You mustn't smoke here. / You can't smoke here. | Sigara içilmez. |
| NO PARKING | You aren't allowed to park here. | Park yapılmaz. |
| FASTEN YOUR SEAT BELT | You have to wear your seat belt. | Emniyet kemerinizi takınız. |
| KEEP QUIET | You must be quiet. / Don't make a noise. | Sessiz olunuz. |
| FREE ENTRY | You don't have to pay. | Giriş ücretsiz. |
- You can't park here. It's a bus stop. — Buraya park edemezsin. Burası otobüs durağı.
- Students aren't allowed to use phones in the exam. — Öğrencilerin sınavda telefon kullanması yasak.
- Do we have to wear a helmet? — Yes, you do. — Kask takmamız gerekiyor mu? — Evet, gerekiyor.
💡 You mustn't…, You can't… ve You aren't allowed to… üçü de “yasak” demektir. Konuşmada en sık duyulanı can'ttir; mustn't daha güçlü ve daha resmîdir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçe tabela dilini kelimesi kelimesine çevirmek. “Sigara içilmez” → Smoke is not drinking. ✗ Cigarette drink forbidden. ✗ → No smoking. ✓ / You can't smoke here. ✓ İngilizcede sigara “içilmez”, smoke fiiliyle anlatılır; drink yalnızca sıvılar için kullanılır.
Kelimeler
- have to / has to
HEF-tı / HES-tı
-mek zorunda olmak, -mesi gerekmek - must
MAST
-meli, -malı; mecbur olmak - mustn't
MA-sınt
-memeli; yasak - don't have to
dount HEF-tı
-mesine gerek yok, zorunda değil - rule
RUL
kural - sign
SAYN
imzalamak; tabela, işaret - form
FORM
form - key card
Kİ kard
anahtar kart - lose
LUZ
kaybetmek - pay (for)
PEY
(bir şey için) ödemek - rent
RENT
kira; kiralamak - free
FRİ
ücretsiz, bedava; boş - cleaner
KLİ-nır
temizlikçi - guest
GEST
misafir, konuk - invite
in-VAYT
davet etmek - smoke
SMOUK
sigara içmek; duman - dangerous
DEYN-cı-rıs
tehlikeli - bin
BİN
çöp kutusu - recycle
ri-SAY-kıl
geri dönüştürmek - rubbish / trash
RA-biş / TREŞ
çöp - be allowed to
bi ı-LAUD tı
-meye izin olmak - necessary
NE-sı-se-ri
gerekli - wear
WER
giymek, takmak (üstünde olmak) - seat belt
SİT belt
emniyet kemeri - helmet
HEL-mıt
kask - passport
PES-port
pasaport - visa
Vİ-zı
vize - quiet
KWAY-ıt
sessiz, sakin - all the time
OL dı TAYM
her zaman, sürekli - manager
ME-nı-cır
müdür, yönetici