📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
A2 · Ünite 9: Seyahat (Travelling)
Past Simple ve Past Continuous: when / while
Metin: A trip to Rome
Burak, İzmir'de bir yazılım şirketinde çalışıyor. Roma'dan yeni dönmüş; İngiliz iş arkadaşı Tom'a yolculukta başına gelenleri anlatıyor. Metinde [[was / were + -ing]] ile anlatılan süren eylemlere, bunları kesen kısa olaylara ve [[when]], [[while]] bağlaçlarına dikkat edin.
Tom: Welcome back, Burak! How was your trip to Rome?
Tekrar hoş geldin, Burak! Roma gezin nasıldı?
Burak: Amazing, but a bit stressful at the start. Something crazy happened at the airport.
Harikaydı ama başta biraz stresliydi. Havalimanında çılgınca bir şey oldu.
Tom: Oh no. What happened?
Eyvah. Ne oldu?
Burak: While I was waiting in the security line, I realized my passport wasn't in my bag.
Güvenlik kuyruğunda beklerken pasaportumun çantamda olmadığını fark ettim.
Tom: Seriously? What did you do?
Ciddi misin? Ne yaptın?
Burak: I called my wife. She was driving home when I called her.
Karımı aradım. Onu aradığımda eve doğru araba sürüyordu.
Tom: Did she have it?
Pasaport ondaydı mı?
Burak: Yes! It was on the back seat of the car. She came back and gave it to me.
Evet! Arabanın arka koltuğundaymış. Geri döndü ve bana verdi.
Tom: Lucky you! Did you catch your flight?
Şanslısın! Uçağa yetiştin mi?
Burak: Just in time. They were closing the gate when I got there.
Tam zamanında. Oraya vardığımda kapıyı kapatıyorlardı.
Tom: And what about Rome? Was the weather nice?
Peki ya Roma? Hava güzel miydi?
Burak: Mostly. On the second day, we were walking near the Colosseum when it started to rain.
Çoğunlukla. İkinci gün Kolezyum'un yakınında yürüyorduk ki yağmur başladı.
Tom: Did you have an umbrella?
Şemsiyeniz var mıydı?
Burak: No, so we ran into a small cafe. While we were drinking coffee, the owner told us about the history of the area.
Hayır, biz de koşarak küçük bir kafeye girdik. Kahvemizi içerken kafenin sahibi bize bölgenin tarihini anlattı.
Tom: That's a great travel story.
Harika bir seyahat hikâyesi bu.
Burak: It is! But next time I'll check my bag twice before I leave home.
Öyle! Ama bir dahaki sefere evden çıkmadan önce çantamı iki kez kontrol edeceğim.
Dilbilgisi
Hatırlatma: iki geçmiş zamanın görevi
Önceki ünitelerde iki geçmiş zamanı ayrı ayrı gördük. Past Simple (I called, it started) başlamış ve bitmiş, kısa ya da tamamlanmış bir olayı anlatır. Past Continuous (I was waiting, it was raining) ise geçmişte bir süre devam eden, “o sırada sürmekte olan” eylemi anlatır. Bu ünitede ikisini aynı cümlede birleştiriyoruz.
| İngilizce | Zaman | Türkçe | Ne anlatır? |
|---|---|---|---|
| I waited for an hour. | Past Simple | Bir saat bekledim. | Bitmiş eylem |
| I was waiting at the gate. | Past Continuous | Kapıda bekliyordum. | O sırada süren eylem |
| The plane landed. | Past Simple | Uçak indi. | Kısa, tamamlanmış olay |
| It was raining. | Past Continuous | Yağmur yağıyordu. | Arka plan, ortam |
💡 Bir hikâyeyi film gibi düşünün: Past Continuous sahneyi, dekoru kurar (The sun was shining. People were walking.); Past Simple ise olayları, yani hikâyeyi ilerleten hareketleri anlatır (Suddenly, a man shouted.).
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçede “Yürüyordum, bir arkadaşımı gördüm” cümlesindeki iki eylemi aynı zamanla çevirmek. I was walking and I was seeing my friend. ✗ I walked and I saw my friend. (bu “yürüdüm, sonra gördüm” olur) → I was walking when I saw my friend. ✓ see kısa ve ani bir olaydır; ayrıca durum fiili olduğu için -ing almaz.
Uzun eylem + kısa olay: was doing … when … did
En sık kullanılan kalıp şudur: geçmişte bir eylem sürerken (Past Continuous), başka kısa bir olay araya girer (Past Simple). Kısa olayı when (-dığında, -ınca) ile bağlarız. Türkçede bunu çoğu zaman “…yordum ki …”, “…yorken …” ya da “…dığımda …yordu” diye söyleriz.
| Uzun eylem (Past Continuous) | when | Kısa olay (Past Simple) | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I was having a shower | when | the phone rang. | Duş alıyordum ki telefon çaldı. |
| We were walking near the Colosseum | when | it started to rain. | Kolezyum'un yakınında yürüyorduk ki yağmur başladı. |
| They were closing the gate | when | I got there. | Oraya vardığımda kapıyı kapatıyorlardı. |
| She was driving home | when | I called her. | Onu aradığımda eve doğru araba sürüyordu. |
- I was sleeping when the plane landed. — Uçak indiğinde uyuyordum.
- When I arrived at the hotel, it was raining. — Otele vardığımda yağmur yağıyordu.
- We were looking at the map when a man came and helped us. — Haritaya bakıyorduk ki bir adam gelip bize yardım etti.
💡 whenden sonra genellikle kısa olay (Past Simple) gelir: when the phone rang, when I got there. Cümle sırası değişebilir; anlam aynı kalır: When the phone rang, I was having a shower. = I was having a shower when the phone rang.
⚠️ Türklerin tipik hatası: iki eylemi ters zamanla kurmak. I had a shower when the phone was ringing. ✗ Telefonun çalması kısa bir olaydır, duş almak ise süren eylem. Doğrusu: I was having a shower when the phone rang. ✓ Kendinize sorun: “Hangisi uzun sürdü, hangisi araya girdi?”
while: “-ken”, “…dığı sırada”
while, Türkçedeki “-ken” ekine benzer ve süren eylemin önüne gelir. Bu yüzden whiledan sonra genellikle Past Continuous kullanılır. Hem “süren eylem + kısa olay” hem de “aynı anda süren iki eylem” için kullanılabilir.
- While I was waiting in the line, I realized my passport wasn't in my bag. — Kuyrukta beklerken pasaportumun çantamda olmadığını fark ettim.
- Someone took my bag while I was buying a ticket. — Ben bilet alırken biri çantamı aldı.
- While I was checking in, my wife was buying water. — Ben check-in yaparken karım su alıyordu.
- While we were drinking coffee, the owner told us about the area. — Biz kahve içerken (kafenin) sahibi bize bölgeyi anlattı.
| İngilizce | Kalıp | Türkçe |
|---|---|---|
| While I was sleeping, the plane took off. | while + süren eylem, kısa olay | Ben uyurken uçak kalktı. |
| While I was reading, my son was playing. | while + süren eylem, süren eylem | Ben okurken oğlum oynuyordu. |
| I lost my phone while I was walking. | kısa olay + while + süren eylem | Yürürken telefonumu kaybettim. |
💡 Aynı anda süren iki eylem için en doğal bağlaç whiledır ve iki tarafta da Past Continuous kullanılır: While Tom was cooking, Anna was setting the table. (Tom yemek yaparken Anna sofrayı kuruyordu.) while cümlede başa da ortaya da gelebilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “-ken” için during kullanmak. duringdan sonra isim gelir, cümle (özne + fiil) gelmez. During I was waiting, … ✗ → While I was waiting, … ✓ / During the flight, … ✓ (uçuş sırasında). Kural: while + cümle, during + isim.
when ile art arda olaylar: iki Past Simple
when cümlesinin iki tarafında da Past Simple varsa, olaylar art arda gerçekleşmiştir: önce whenli olay, hemen ardından diğeri. Türkçede “…ınca / …dığında” anlamını verir. Burada süren bir eylem yoktur.
| İngilizce | Ne oldu? | Türkçe |
|---|---|---|
| When the plane landed, we got off. | Önce uçak indi, sonra indik. | Uçak inince indik. |
| When I saw the rain, I bought an umbrella. | Önce gördüm, sonra aldım. | Yağmuru görünce bir şemsiye aldım. |
| When I arrived, they were closing the gate. | Vardığımda kapama işi sürüyordu. | Vardığımda kapıyı kapatıyorlardı. |
| When I arrived, they closed the gate. | Ben varınca kapıyı kapattılar. | Ben varınca kapıyı kapattılar. |
- When she called me, I went home. — O beni arayınca eve gittim.
- When she called me, I was having dinner. — O beni aradığında akşam yemeği yiyordum.
💡 Son iki satıra dikkat: zaman değişince anlam da değişir. were closing “ben vardığımda kapama işi zaten sürüyordu” demektir; closed ise “ben vardım, ondan sonra kapattılar” demektir. Hikâye anlatırken hangisini kastettiğinize göre seçin.
⚠️ Türklerin tipik hatası: when ile whileı hiç ayırt etmeden kullanmak. While the plane landed, we got off. ✗ İnme kısa bir olaydır, “-ken” anlamı taşımaz. → When the plane landed, we got off. ✓ Kısaca: while + süren eylem; when + çoğunlukla kısa olay.
Cümle sırası ve virgül
Türkçede yan cümle hep başta gelir: “Kuyrukta beklerken fark ettim.” İngilizcede when / while cümlesi başa da sona da gelebilir. Kural basittir: yan cümle başta ise sonuna virgül konur; sonda ise virgüle gerek yoktur.
| İngilizce | Virgül | Türkçe |
|---|---|---|
| While I was waiting, I read a book. | var (yan cümle başta) | Beklerken bir kitap okudum. |
| I read a book while I was waiting. | yok (yan cümle sonda) | Beklerken bir kitap okudum. |
| When the bus came, we got on. | var (yan cümle başta) | Otobüs gelince bindik. |
| We got on when the bus came. | yok (yan cümle sonda) | Otobüs gelince bindik. |
💡 Konuşmada da bu virgülün yerinde kısa bir duraklama yapılır: When I got there, | they were closing the gate. Bu duraklama dinleyicinin cümleyi takip etmesini kolaylaştırır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçe sırayı korumak için wheni cümlenin sonuna koymak. “Ben vardığımda” → I arrived when ✗ I arrived when, they were closing the gate. ✗ → When I arrived, they were closing the gate. ✓ when her zaman bağladığı cümlenin başına gelir; Türkçedeki “-dığında” eki gibi sona eklenmez.
Seyahat hikâyesi anlatmak
Bir seyahat hikâyesi anlatırken genelde önce arka planı Past Continuous ile kurar, sonra olayları Past Simple ile sıralarız. Olayları birbirine bağlamak için then, after that, suddenly, in the end gibi sözler kullanılır.
- It was a sunny morning. We were waiting for our flight to Rome. — Güneşli bir sabahtı. Roma uçağımızı bekliyorduk.
- Suddenly, they announced a delay. — Birden bir rötar anons ettiler.
- We were sitting in a cafe when we heard our names. — Bir kafede oturuyorduk ki isimlerimizi duyduk.
- In the end, we caught the flight just in time. — Sonunda uçağa tam zamanında yetiştik.
| İngilizce | Türkçe |
|---|---|
| miss the flight / the bus | uçağı / otobüsü kaçırmak |
| catch the flight / the train | uçağa / trene yetişmek |
| get on the plane / get off the bus | uçağa binmek / otobüsten inmek |
| lose your passport | pasaportunu kaybetmek |
| The flight was delayed. | Uçak rötar yaptı. |
| go abroad | yurt dışına gitmek |
💡 Düzensiz fiillerin geçmiş hâllerini hikâyelerde çok kullanırsınız; şunları tekrar edin: catch → caught, lose → lost, take off → took off, get on → got on, run → ran, leave → left, come → came.
⚠️ Türklerin tipik hatası: traveli isim olarak tekil kullanmak ve abroaddan önce to koymak. I had a nice travel. ✗ I went to abroad. ✗ → I had a nice trip. ✓ I went abroad. ✓ Bir de “uçağı kaçırdım” için I lost the flight. ✗ demek: kaçırmak missdir → I missed the flight. ✓
Kelimeler
- trip
TRİP
gezi, yolculuk - travel
TRE-vıl
seyahat etmek, yolculuk yapmak - flight
FLAYT
uçuş, uçak seferi - passport
PES-port
pasaport - luggage
LA-gic
bagaj, valizler - suitcase
SUT-keys
valiz, bavul - security
si-KYU-rı-ti
güvenlik - gate
GEYT
(havalimanında) kapı - boarding pass
BOR-ding pes
biniş kartı - check in
çek İN
check-in yapmak, kayıt yaptırmak - take off
teyk OF
(uçak) kalkmak, havalanmak - land
LEND
(uçak) inmek - miss
MİS
kaçırmak (uçak, otobüs) - catch
KEÇ
yetişmek (uçağa, trene) - get on / get off
get AN / get OF
(araca) binmek / inmek - delay
di-LEY
rötar, gecikme; geciktirmek - abroad
ı-BROD
yurt dışı(na/nda) - sightseeing
SAYT-si-ing
gezip görme, şehir turu - tour guide
TUR gayd
tur rehberi - map
MEP
harita - umbrella
am-BRE-la
şemsiye - realize
Rİ-ı-layz
fark etmek, anlamak - happen
HE-pın
olmak, meydana gelmek - lose
LUZ
kaybetmek - suddenly
SA-dın-li
aniden, birdenbire - while
WAYL
-ken, …dığı sırada - lucky
LA-ki
şanslı - stressful
STRES-fıl
stresli, gerginlik yaratan - owner
OU-nır
sahip - just in time
CAST in TAYM
tam zamanında, son anda