📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
A2 · Ünite 10: İnsanları tarif etmek (Describing people)
look / look like / be like · ilgi cümlesi (who, which, that)
Metin: Who is Daniel?
Deniz İzmir'de bir yazılım şirketinde çalışıyor. Yarın İngiltere'den gelen yeni iş arkadaşı Daniel'ı havalimanında karşılayacak ama onu hiç görmedi. Daniel'la bir konferansta tanışan Ece'ye soruyor. Metinde [[What does he look like?]] ile [[What's he like?]] sorularına ve [[the man who…]], [[a backpack that…]] gibi yapılara dikkat edin.
Deniz: Ece, can I ask you something? I have to meet Daniel at the airport tomorrow, but I've never seen him.
Ece, sana bir şey sorabilir miyim? Yarın Daniel'ı havalimanında karşılamam gerekiyor ama onu hiç görmedim.
Ece: Daniel? Oh, he's the man who gave the talk at the conference in May.
Daniel mı? Haa, mayıstaki konferansta konuşma yapan adam o.
Deniz: That's right. So what does he look like?
Evet, o. Peki neye benziyor? (Dış görünüşü nasıl?)
Ece: He's tall and quite slim. He's got short curly hair and a beard.
Uzun boylu ve oldukça zayıf. Kısa kıvırcık saçları ve sakalı var.
Deniz: Is his hair dark?
Saçları koyu mu?
Ece: No, it's red. And he wears glasses with black frames.
Hayır, kızıl. Bir de siyah çerçeveli gözlük takıyor.
Deniz: How old is he, more or less?
Aşağı yukarı kaç yaşında?
Ece: He's in his thirties, I think. He looks a bit like that actor who plays the detective in "The Quiet Street".
Otuzlu yaşlarında sanırım. “Sessiz Sokak”ta dedektifi oynayan o oyuncuya biraz benziyor.
Deniz: Ha! I know the one you mean. And what's he like? Is he friendly?
Ha! Kimi kastettiğini biliyorum. Peki nasıl biri? (Karakteri nasıl?) Cana yakın mı?
Ece: Yes, he's really friendly and funny. He's the kind of person who talks to everyone.
Evet, çok cana yakın ve komik. Herkesle konuşan türden biri.
Deniz: Good. I was a bit worried. He sounds nice.
Güzel. Biraz endişeliydim. İyi birine benziyor. (Anlattıklarına göre hoş biri.)
Ece: Oh, and he usually carries a big green backpack that he takes everywhere.
Ha, bir de genellikle her yere götürdüğü büyük, yeşil bir sırt çantası taşıyor.
Deniz: That's useful. I'll also hold a sign which says "Welcome, Daniel!"
Bu işe yarar. Bir de üzerinde “Hoş geldin, Daniel!” yazan bir pankart tutacağım.
Ece: Great idea. He'll probably look tired after the flight, so take him for a coffee first.
Harika fikir. Uçuştan sonra muhtemelen yorgun görünecektir, o yüzden önce onu bir kahveye götür.
Deniz: Thanks, Ece. You're a star!
Sağ ol, Ece. Bir tanesin!
Dilbilgisi
look + sıfat: “… görünmek”
Türkçede “Yorgun görünüyor”, “Mutlu görünüyorsun” deriz. İngilizcede bunun karşılığı look fiili ve hemen ardından gelen bir sıfattır: She looks tired. Burada look “bakmak” değil, “görünmek” anlamındadır ve at almaz.
- You look tired. Are you OK? — Yorgun görünüyorsun. İyi misin?
- Daniel looks very young in this photo. — Daniel bu fotoğrafta çok genç görünüyor.
- He'll probably look tired after the flight. — Uçuştan sonra muhtemelen yorgun görünecek.
- That cake looks delicious! — O pasta nefis görünüyor!
💡 Aynı mantık duyular için de geçerlidir: sound + sıfat (kulağa … gelmek), smell (… kokmak), taste (… tadı vermek), feel (… hissetmek). Diyalogdaki He sounds nice. “(Anlattıklarına göre) iyi birine benziyor.” demektir; Deniz Daniel'ı görmedi, yalnızca onu duydu.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: looktan sonra zarf kullanmak. “Mutlu bir şekilde görünüyor” diye düşünülüp She looks happily. ✗ denir. Doğrusu: She looks happy. ✓ Görünmek fiilinden sonra sıfat gelir, -lyli zarf gelmez.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: sıfattan önce like eklemek: He looks like tired. ✗ → He looks tired. ✓ like yalnızca arkasından isim gelince kullanılır (bir sonraki konu).
look like + isim: “…e benzemek”
Birinin ya da bir şeyin başka birine/şeye benzediğini söylerken look like + isim kullanırız. Türkçede “babasına benziyor” dediğimiz yönelme eki İngilizcede yoktur; onun yerini like alır.
| İngilizce | Arkasından | Türkçe |
|---|---|---|
| She looks happy. | sıfat | Mutlu görünüyor. |
| She looks like her mother. | isim | Annesine benziyor. |
| He looks like a film star. | isim | Film yıldızına benziyor. |
| It looks like a cat. | isim | Kediye benziyor. |
- You look like your father. — Babana benziyorsun.
- He looks a bit like that actor. — O oyuncuya biraz benziyor.
- Who do you look like? — Kime benziyorsun?
💡 Benzerliği yumuşatmak ya da güçlendirmek için: a bit like (biraz), a lot like (çok), exactly like (tıpatıp). Soru biçimi Who does she look like? — Kime benziyor?
⚠️ Türklerin tipik hatası: “benzemek” fiilini Türkçedeki gibi doğrudan kullanmaya çalışmak: He looks his father. ✗ He looks like to his father. ✗ He resembles to his father. ✗ Doğrusu: He looks like his father. ✓ (Resmî dilde He resembles his father. ✓ — edatsız!)
Üç karışan soru: look like? · be like? · like?
Türkçede “Nasıl biri?” sorusu hem dış görünüşü hem karakteri sorabilir. İngilizcede bunlar ayrı sorulardır. Üstelik içlerinde like geçen ama anlamı bambaşka olan bir üçüncü soru daha vardır.
| Soru | Ne sorar? | Örnek cevap | Türkçe |
|---|---|---|---|
| What does he look like? | dış görünüş | He's tall and has red hair. | Neye benziyor? / Görünüşü nasıl? |
| What is he like? | karakter, kişilik | He's friendly and funny. | Nasıl biri? / Huyu nasıl? |
| What does he like? | sevdiği şeyler | He likes football and coffee. | Neleri sever? |
| How is he? | sağlık, hâl | He's fine, thanks. | Nasıl? / İyi mi? |
What is he like? sorusunda like fiil değil, “gibi” anlamında bir edattır; fiil isdir. Bu yüzden does kullanılmaz. What does he like? sorusunda ise like “sevmek” fiilidir ve yardımcı fiil does gerekir.
- What's your new boss like? — She's strict but fair. — Yeni patronun nasıl biri? — Sert ama adil.
- What does your sister look like? — She's short and has long dark hair. — Kız kardeşin neye benziyor? — Kısa boylu, uzun koyu renk saçları var.
- What was the hotel like? — It was clean and quiet. — Otel nasıldı? — Temiz ve sessizdi.
💡 be like yalnızca insanlar için değil, yerler ve deneyimler için de kullanılır: What's Izmir like? (İzmir nasıl bir yer?), What was the film like? (Film nasıldı?).
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: karakteri sormak için How is he? demek. Bu soru “O nasıl, iyi mi?” anlamına gelir ve cevabı He's fine. olur. Karakter için: What's he like? ✓ Ayrıca What does he like? ile karıştırmak: cevabı “futbol sever” olur, “cana yakın” değil.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: What does he look? ✗ (like düşmüş) ya da How does he look like? ✗ (how ile like bir arada). Doğrusu: What does he look like? ✓ How does he look? ise “(Şu an) nasıl görünüyor, iyi görünüyor mu?” demektir.
Dış görünüşü anlatmak: be, have got, with
Boy, yapı ve yaş be ile; saç, göz, sakal gibi “sahip olunan” özellikler have (got) ile anlatılır. A1'de öğrendiğimiz have got burada çok işe yarar. Bir isimden sonra özellik eklemek için with (…lı, …li) kullanılır.
| Yapı | Ne için? | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| be + sıfat | boy, yapı, yaş, genel görünüş | He's tall and slim. | Uzun boylu ve zayıf. |
| be + in his/her …ties | yaklaşık yaş | She's in her twenties. | Yirmili yaşlarında. |
| have (got) + sıfat + isim | saç, göz, sakal | He's got short curly hair. | Kısa kıvırcık saçları var. |
| wear + isim | gözlük, kıyafet, takı | She wears glasses. | Gözlük takar. |
| isim + with + isim | özellik ekleme | a man with a beard | sakallı bir adam |
Saçı anlatırken sıfatlar genellikle şu sırayla gelir: uzunluk → biçim → renk + hair. Örneğin long straight black hair (uzun, düz, siyah saç), short curly red hair (kısa, kıvırcık, kızıl saç).
- She's got big brown eyes. — İri kahverengi gözleri var.
- My uncle is bald and has a gray mustache. — Amcam kel ve kır bir bıyığı var.
- Who's the woman with long wavy hair? — Uzun dalgalı saçlı kadın kim?
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: hairi sayılabilir sanmak: He has a long hair. ✗ Her hairs are black. ✗ Başın üstündeki saçın tamamı sayılamaz ve tekildir: He has long hair. ✓ Her hair is black. ✓ (a hair tek bir saç teli demektir: There's a hair in my soup! — Çorbamda saç var!)
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: yaşı have ile söylemek: He has 35 years. ✗ → He's 35. ✓ / He's in his thirties. ✓ Bir de “gözlük kullanmak” diye use glasses demek: doğal olanı wear glasses ✓.
İlgi cümlesi (1): who — kişiler için
Türkçede bir kişiyi tanımlarken açıklamayı ismin önüne koyarız ve fiile ek getiririz: “konuşma yapan adam”, “İzmir'de yaşayan kuzenim”. İngilizcede sıra tam tersidir: önce isim gelir, sonra who ve açıklayan cümle: the man who gave the talk.
| İngilizce | Türkçe | Sıra |
|---|---|---|
| the man who gave the talk | konuşmayı yapan adam | isim + who + fiil… |
| a friend who lives in Izmir | İzmir'de yaşayan bir arkadaş | isim + who + fiil… |
| the actor who plays the detective | dedektifi oynayan oyuncu | isim + who + fiil… |
| people who talk to everyone | herkesle konuşan insanlar | isim + who + fiil… |
- He's the man who gave the talk at the conference. — O, konferansta konuşma yapan adam.
- I have a cousin who works in London. — Londra'da çalışan bir kuzenim var.
- She's the kind of person who never gets angry. — Asla sinirlenmeyen türden biri.
💡 Kişiler için who yerine that de kullanılabilir ve günlük konuşmada sık duyulur: the man that gave the talk ✓. Yine de kişilerde who daha yaygın ve daha güvenlidir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: Türkçe sırayı korumak: the talk gave man ✗ ya da the who gave the talk man ✗. İngilizcede isim önde durur: the man who gave the talk ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: whodan sonra özneyi tekrar etmek: the man who he gave the talk ✗ → the man who gave the talk ✓ (who zaten he demektir.) Bir de kişiler için which kullanmak: my friend which lives in Izmir ✗ → my friend who lives in Izmir ✓
İlgi cümlesi (2): which / that — eşyalar ve hayvanlar
Eşya, hayvan ve yerler için which ya da that kullanılır. Konuşmada that daha sık duyulur. Türkçedeki “-an / -en” (özne) ve “-dığı / -diği” (nesne) eklerinin ikisi de İngilizcede aynı sözcüklerle karşılanır.
| İngilizce | Türkçe | Ne tür? |
|---|---|---|
| a sign which says "Welcome!" | üzerinde “Hoş geldin!” yazan bir pankart | özne (-an/-en) |
| the bus that goes to the airport | havalimanına giden otobüs | özne (-an/-en) |
| a backpack that he takes everywhere | her yere götürdüğü bir çanta | nesne (-dığı/-diği) |
| the book (that) I bought yesterday | dün aldığım kitap | nesne (-dığı/-diği) |
Nesne durumundaki ilgi cümlesinde (arkasından yeni bir özne geliyorsa: that he takes, that I bought) that / which / who düşürülebilir: the book I bought yesterday ✓. Özne durumundakinde düşürülemez: the bus goes to the airport tek başına tam bir cümle olur, “giden otobüs” anlamı kaybolur.
- I'll hold a sign which says "Welcome, Daniel!" — Üzerinde “Hoş geldin, Daniel!” yazan bir pankart tutacağım.
- This is the café that we always go to. — Burası hep gittiğimiz kafe.
- Do you remember the dog that lived next door? — Yan evde yaşayan köpeği hatırlıyor musun?
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: nesneyi tekrar etmek. Türkçede “aldığım kitap” derken “onu” demediğimiz hâlde İngilizcede the book which I bought it ✗ yazılır. which zaten “kitap”ın yerini tutar: the book which I bought ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: whatı ilgi zamiri sanmak: the bag what I bought ✗ the man what lives here ✗ Doğrusu: the bag that/which I bought ✓ the man who lives here ✓ (what “… olan şey” anlamında ayrı bir yapıdır: I know what you mean.)
Kelimeler
- tall
TOL
uzun boylu - short
ŞORT
kısa - medium height
Mİ-di-ım HAYT
orta boylu - slim
SLİM
zayıf, ince (olumlu) - a bit overweight
ı bit ou-vır-WEYT
biraz kilolu - hair
HER
saç - curly
KÖR-li
kıvırcık - straight
STREYT
düz (saç) - wavy
WEY-vi
dalgalı - blond
BLAND
sarı (saç), sarışın - dark
DARK
koyu (renk); esmer - red hair
RED HER
kızıl saç - bald
BOLD
kel - beard
BİRD
sakal - mustache
MAS-teş
bıyık - glasses
GLE-sız
gözlük - good-looking
gud-LU-king
yakışıklı, güzel, alımlı - in his thirties
in hiz TÖR-tiz
otuzlu yaşlarında - friendly
FREND-li
cana yakın, güler yüzlü - funny
FA-ni
komik - shy
ŞAY
utangaç, çekingen - kind
KAYND
nazik - talkative
TO-kı-tiv
konuşkan - quiet
KWAY-ıt
sessiz, sakin - hard-working
hard-WÖR-king
çalışkan - lazy
LEY-zi
tembel - generous
CE-nı-rıs
cömert - look like
LUK layk
…e benzemek - be like
bi LAYK
(karakterce) nasıl olmak; …gibi olmak - backpack
BEK-pek
sırt çantası - sign
SAYN
imzalamak; tabela, işaret