📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B1 · Ünite 1: Görüş bildirmek (In my opinion)
Görüş kalıpları · katılma ve itiraz · I think / I don't think
Metin: Office or home?
İstanbul'da bir yazılım şirketinde ekip toplantısı. Yönetici Selin, ekibin haftada kaç gün ofise gelmesi gerektiğini tartışmaya açıyor; Kerem, Deniz ve İrlandalı meslektaşları Tom görüşlerini söylüyor. Metinde görüş bildirme ([[In my opinion]], [[If you ask me]]), katılma ([[I totally agree]]) ve kibar itiraz ([[I see your point, but…]]) kalıplarına dikkat edin.
Selin: OK, everyone. The company wants to change our office days next month, and I'd like to hear your opinions first. Kerem, what do you think?
Evet arkadaşlar. Şirket önümüzdeki ay ofis günlerimizi değiştirmek istiyor ve önce sizin görüşlerinizi duymak isterim. Kerem, sen ne düşünüyorsun?
Kerem: In my opinion, we should come to the office only one day a week. I think we work better at home because it's quieter.
Bence haftada yalnızca bir gün ofise gelmeliyiz. Evde daha iyi çalıştığımızı düşünüyorum, çünkü daha sessiz.
Deniz: I'm not so sure about that. I don't think one day is enough. We hardly see each other these days.
Bundan pek emin değilim. Bir günün yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bu aralar birbirimizi neredeyse hiç görmüyoruz.
Tom: I agree with Deniz. Personally, I miss our coffee breaks. Some of my best ideas come from chatting in the kitchen.
Deniz'e katılıyorum. Şahsen kahve molalarımızı özlüyorum. En iyi fikirlerimden bazıları mutfakta sohbet ederken çıkıyor.
Kerem: I see your point, Tom, but we can chat online too. And I spend almost two hours a day in traffic when I come in.
Ne demek istediğini anlıyorum Tom, ama internetten de sohbet edebiliriz. Hem ofise geldiğimde günde neredeyse iki saatimi trafikte geçiriyorum.
Deniz: That's true. Traffic in Istanbul can be terrible. But if you ask me, online meetings are much more tiring than real ones.
Doğru. İstanbul'da trafik berbat olabiliyor. Ama bana sorarsan internet toplantıları yüz yüze toplantılardan çok daha yorucu.
Selin: How do you feel about it, Tom? You live close to the office, don't you?
Sen bu konuda ne hissediyorsun Tom? Ofise yakın oturuyorsun, değil mi?
Tom: Yes, I do, so it's easy for me. But I believe the new people on the team need us here. It's hard to learn the job from a screen.
Evet, öyle; o yüzden benim için kolay. Ama ekibe yeni katılanların bize burada ihtiyacı olduğuna inanıyorum. İşi ekrandan öğrenmek zor.
Kerem: Hmm, you're right about that. When I started here, Deniz helped me a lot at her desk.
Hımm, bu konuda haklısın. Ben buraya başladığımda Deniz masasında bana çok yardım etmişti.
Deniz: Exactly! That kind of help doesn't happen on a video call.
Aynen öyle! Bu tür bir yardım görüntülü görüşmede olmuyor.
Selin: So, do you all agree that one day isn't enough?
Yani hepiniz bir günün yeterli olmadığı konusunda hemfikir misiniz?
Kerem: Well, I partly agree. Maybe two days would be fair. But I don't think we need to be here every day.
Şey, kısmen katılıyorum. Belki iki gün adil olur. Ama her gün burada olmamız gerektiğini düşünmüyorum.
Tom: I totally agree. Nobody wants five days in the office again.
Kesinlikle katılıyorum. Kimse yeniden haftada beş gün ofis istemiyor.
Deniz: Two days sounds good to me. As far as I'm concerned, the important thing is to choose the same days for the whole team.
İki gün bana uygun. Bana kalırsa önemli olan, bütün ekip için aynı günleri seçmek.
Selin: That's a great point. What about Tuesday and Thursday? Does anyone disagree?
Çok iyi bir nokta. Salı ve perşembeye ne dersiniz? Karşı çıkan var mı?
Kerem: No, I think that's a good compromise. I can live with it.
Hayır, bence bu iyi bir orta yol. Buna razıyım.
Selin: Perfect. I'll tell the manager tomorrow. Do you think she'll accept it?
Mükemmel. Yarın müdüre söylerim. Sizce kabul eder mi?
Tom: I think so. And if she doesn't, we'll have another meeting. In the office, of course!
Bence eder. Etmezse de bir toplantı daha yaparız. Ofiste, tabii ki!
Dilbilgisi
Görüş bildirme kalıpları
Türkçede görüşü çoğu zaman tek sözle söyleriz: “Bence …”, “Bana göre …”. İngilizcede bunun için birkaç kalıp vardır; hepsi cümlenin başına gelir ve ardından tam bir cümle (özne + fiil) gelir. Konuşurken kalıpları değiştirmek, aynı I thinki tekrarlamaktan çok daha doğal duyulur.
| İngilizce | Ton | Türkçe |
|---|---|---|
| I think (that)… | Nötr, en sık | Bence…, …diye düşünüyorum |
| I believe (that)… | Biraz daha güçlü / resmî | …olduğuna inanıyorum |
| In my opinion, … | Tartışma, yazı | Bence, bana göre |
| Personally, … | Kişisel vurgu | Şahsen |
| If you ask me, … | Samimi | Bana sorarsan |
| As far as I'm concerned, … | Kararlı, kişisel | Bana kalırsa |
| From my point of view, … | Nötr / resmî | Benim bakış açımdan |
- I think we work better at home. — Bence evde daha iyi çalışıyoruz.
- In my opinion, the meeting was too long. — Bence toplantı çok uzundu.
- Personally, I prefer working in the morning. — Şahsen sabah çalışmayı tercih ederim.
- If you ask me, this plan won't work. — Bana sorarsan bu plan işe yaramaz.
💡 that günlük konuşmada genellikle düşer: I think (that) it's a good idea. İki biçim de doğrudur. Görüşü yumuşatmak için I thinki cümlenin sonuna da koyabilirsiniz: It's a good idea, I think.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: “Bana göre”yi kelimesi kelimesine çevirip According to me, … ✗ demek. according to yalnızca başkasının görüşü ya da bir kaynak için kullanılır: According to Tom, … ✓ According to the report, … ✓ Kendi görüşünüz için: In my opinion, … ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: iki kalıbı üst üste yığmak: In my opinion, I think… ✗ (Türkçedeki “Bence ben … diye düşünüyorum” gibi). Birini seçin: In my opinion, … ✓ ya da I think… ✓ Bir de In my opinionu On my opinion ✗ ya da For my opinion ✗ yazmayın; edat her zaman indir.
Olumsuz görüş: I don't think…
Türkçede olumsuzluğu genellikle düşünülen fiile koyarız: “Bir günün yeterli olmadığını düşünüyorum.” İngilizcede ise doğal olan, olumsuzluğu think fiiline taşımaktır: I don't think one day is enough. Kelimesi kelimesine “Bir günün yeterli olduğunu düşünmüyorum.” Bu, İngilizcede çok daha yumuşak ve doğal duyulur.
| Doğal İngilizce | Kulağa tuhaf gelen | Türkçe |
|---|---|---|
| I don't think it's a good idea. | I think it isn't a good idea. | Bence iyi bir fikir değil. |
| I don't think she'll come. | I think she won't come. | Bence gelmeyecek. |
| I don't believe he's right. | I believe he isn't right. | Onun haklı olduğuna inanmıyorum. |
Aynı kural believe, suppose, expect fiilleri için de geçerlidir. I think it isn't… dilbilgisi olarak tamamen yanlış değildir ama sert ve yabancı duyulur; sınavlarda ve konuşmada I don't think… tercih edilir.
- I don't think we need to be here every day. — Her gün burada olmamız gerektiğini düşünmüyorum.
- I don't think the manager will accept it. — Müdürün bunu kabul edeceğini sanmıyorum.
- I don't believe online meetings are better. — İnternet toplantılarının daha iyi olduğuna inanmıyorum.
💡 think görüş anlamında Present Continuous almaz: I think so. ✓ Ama “bir şey üzerine düşünmek, aklından geçirmek” anlamında alabilir: I'm thinking about my holiday. (Tatilimi düşünüyorum.) What are you thinking about? (Ne düşünüyorsun / aklından ne geçiyor?)
⚠️ Türklerin tipik hatası: görüş bildirirken I'm thinking that it's a good idea. ✗ demek. Türkçedeki “düşünüyorum” şimdiki zaman gibi göründüğü için -ing eklenir. Görüş anlamında: I think it's a good idea. ✓ Benzer şekilde I'm not thinking so ✗ → I don't think so. ✓
Katılmak: I agree (with you)
“Katılıyorum”un İngilizce karşılığı I agreedir. agree bir fiildir, sıfat değil; bu yüzden önüne am / is / are gelmez. Kime katıldığımızı with, neye katıldığımızı with + isim ya da that + cümle ile söyleriz.
| İngilizce | Kullanım | Türkçe |
|---|---|---|
| I agree. | Genel | Katılıyorum. |
| I agree with you / with Deniz. | Kişiye katılmak | Sana / Deniz'e katılıyorum. |
| I agree with that idea. | Bir fikre katılmak | O fikre katılıyorum. |
| I agree that two days is fair. | Bir yargıya katılmak | İki günün adil olduğuna katılıyorum. |
| I totally / completely agree. | Güçlü | Kesinlikle katılıyorum. |
| I partly agree. | Kısmen | Kısmen katılıyorum. |
Kısa ve doğal onay sözleri de çok kullanılır: You're right. (Haklısın.), That's true. (Doğru.), Exactly! (Aynen!), Good point. (İyi nokta.), That makes sense. (Mantıklı.)
- I agree with Deniz. — Deniz'e katılıyorum.
- Do you agree with me? — Bana katılıyor musun?
- She doesn't agree with the new plan. — Yeni plana katılmıyor.
- We all agree that the traffic is terrible. — Trafiğin berbat olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: I am agree. ✗ I'm agree with you. ✗ “Hemfikirim” bir durum gibi düşünüldüğü için am eklenir. Doğrusu: I agree. ✓ I agree with you. ✓ Soru ve olumsuz da do ile kurulur: Do you agree? ✓ I don't agree. ✓ (Are you agree? ✗ I'm not agree. ✗)
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: withı atlamak: I agree you. ✗ → I agree with you. ✓ Ve “Haklısın”ı You have right. ✗ diye çevirmek. İngilizcede haklılık bir sıfattır: You're right. ✓ She's right. ✓
Kibarca itiraz etmek
İngilizce konuşan pek çok ortamda, özellikle iş yerinde, itiraz yumuşatılarak yapılır. Doğrudan You're wrong. (Yanılıyorsun.) ya da No! demek kaba duyulabilir. Bunun yerine önce karşı tarafın görüşünü kabul eden bir söz söylenir, sonra but ile kendi görüşünüz gelir.
| İngilizce | Ton | Türkçe |
|---|---|---|
| I see your point, but… | Çok kibar | Ne demek istediğini anlıyorum ama… |
| That's true, but… | Kibar | Doğru, ama… |
| I'm not so sure about that. | Yumuşak | Bundan pek emin değilim. |
| I'm afraid I don't agree. | Kibar / resmî | Korkarım katılmıyorum. |
| I don't agree. / I disagree. | Doğrudan | Katılmıyorum. |
| I completely disagree. | Sert | Hiç katılmıyorum. |
- I see your point, but we can chat online too. — Ne demek istediğini anlıyorum ama internetten de sohbet edebiliriz.
- That's true, but online meetings are more tiring. — Doğru, ama internet toplantıları daha yorucu.
- I'm afraid I disagree with you on this. — Korkarım bu konuda sana katılmıyorum.
💡 Ortak bir nokta bulmak için: I agree up to a point. (Bir yere kadar katılıyorum.) / You might be right, but… (Haklı olabilirsin ama…) / On the other hand, … (Öte yandan…). Bunlar tartışmayı yumuşatır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: I'm not agree. ✗ ya da I am disagree. ✗ → I don't agree. ✓ / I disagree. ✓ İkisini birleştirmeyin: I don't disagree “karşı değilim” gibi tamamen başka bir anlam verir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: discuss fiilinden sonra about kullanmak: Let's discuss about it. ✗ → Let's discuss it. ✓ (Ama isimle: a discussion about it ✓) Ayrıca Türkçedeki “tartışmak” hem “fikir alışverişi” hem “kavga” olduğu için We discussed ile We arguedı karıştırmayın: argue çoğu zaman sesin yükseldiği tartışmadır.
Görüş sormak: What do you think…?
Birinin fikrini sormanın en yaygın yolu What do you think?tir. Konuyu eklemek için about ya da of kullanılır. Duygusunu ve tutumunu sormak için How do you feel about…? kalıbı kullanılır.
| İngilizce | Türkçe |
|---|---|
| What do you think? | Sen ne düşünüyorsun? / Sence? |
| What do you think about the new plan? | Yeni plan hakkında ne düşünüyorsun? |
| What do you think of my idea? | Fikrim hakkında ne düşünüyorsun? (beğendin mi?) |
| How do you feel about working from home? | Evden çalışmak hakkında ne hissediyorsun? |
| Do you think she'll accept it? | Sence kabul eder mi? |
| Do you agree? | Katılıyor musun? |
| What's your opinion? | Senin görüşün ne? |
Do you think…? ile soru sorarken, arkadaki cümle düz sıralı kalır: Do you think she will accept it? ✓ (Do you think will she accept it? ✗). Aynı şekilde What do you think + soru sözcüğü: What do you think we should do? ✓
- What do you think about Tuesday and Thursday? — Salı ve perşembe hakkında ne düşünüyorsun?
- How do you feel about it, Tom? — Sen bu konuda ne hissediyorsun Tom?
- Do you think the traffic will be bad? — Sence trafik kötü olur mu?
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “Nasıl düşünüyorsun?” ya da “Sence nasıl?” sorusunu How do you think? ✗ diye çevirmek. Görüş sorulurken What do you think? ✓ kullanılır. How yalnızca feel ile gelir: How do you feel about it? ✓ Bir de What do you think about? ✗ diye sonda bırakmayın; konu yoksa yalnızca What do you think? ✓
Kısa cevaplar: I think so / I don't think so / I hope not
“Bence öyle”, “Sanmıyorum”, “Umarım” gibi kısa cevaplar için İngilizcede so ve not kullanılır. so önceki olumlu cümlenin yerini tutar; böylece cümleyi tekrarlamaya gerek kalmaz.
| İngilizce | Türkçe |
|---|---|
| I think so. | Bence öyle. / Sanırım. |
| I don't think so. | Sanmıyorum. / Bence değil. |
| I hope so. | Umarım (öyledir). |
| I hope not. | Umarım değildir / olmaz. |
| I guess so. / I suppose so. | Herhalde. / Öyle sanırım (isteksizce). |
| I'm afraid so. / I'm afraid not. | Maalesef öyle. / Maalesef değil. |
- Will she accept it? — I think so. — Kabul eder mi? — Bence eder.
- Is it going to rain? — I hope not. — Yağmur yağacak mı? — Umarım yağmaz.
- Is the meeting today? — I'm afraid so. — Toplantı bugün mü? — Maalesef öyle.
💡 hope ile olumsuz cevap I hope not. olur; I don't hope so ✗ denmez. Ama think ile en doğal olumsuz I don't think so.dur; I think not çok resmî ve eski duyulur.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “Bence evet / Bence hayır”ı çevirip I think yes. ✗ I think no. ✗ demek. Doğrusu: I think so. ✓ I don't think so. ✓ Ayrıca “Umarım”ı I hope it. ✗ yapmak: I hope so. ✓
Kelimeler
- opinion
görüş, fikir - in my opinion
bence, bana göre - personally
şahsen, kişisel olarak - if you ask me
bana sorarsan - as far as I'm concerned
ız FAR ız aym kın-SÖRND
bana kalırsa, bence - believe
bi-LİV
inanmak; sanmak, kanaatinde olmak - agree (with)
ı-GRİ
katılmak, aynı fikirde olmak - disagree (with)
dis-ı-GRİ
katılmamak, karşı çıkmak - totally / completely
tamamen, kesinlikle - partly
kısmen - You're right.
Haklısın. - Exactly!
ig-ZEKT-li
Aynen! / Kesinlikle! - That's true.
Doğru. / Orası doğru. - I see your point.
Ne demek istediğini anlıyorum. - I'm not so sure (about that).
aym nat sou ŞUR
(Bundan) pek emin değilim. - point
nokta, görüş, değinilen konu - fair
adil, makul - compromise
KAM-prı-mayz
uzlaşma, orta yol - argument
AR-gyu-mınt
gerekçe, savunma; tartışma, kavga - discuss
dis-KAS
tartışmak, görüşmek - point of view
bakış açısı - advantage / disadvantage
ıd-VEN-tic / dis-ıd-VEN-tic
avantaj / dezavantaj - I can live with it.
Buna razıyım. / Bununla idare ederim. - hardly
neredeyse hiç - miss
MİS
kaçırmak (uçak, otobüs) - tiring
yorucu - accept
ık-SEPT
kabul etmek - on the other hand
öte yandan - I suppose so. / I guess so.
ay sı-POUZ sou
Herhalde. / Sanırım öyle. - make sense
mantıklı olmak, anlamlı gelmek