📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B1 · Ünite 4: Dedi ki… (She said that…)
Dolaylı anlatım (Reported Speech): say / tell · zaman kaydırma
Metin: What did the client say?
İzmir'deki küçük bir yazılım şirketinde çalışan Deniz, sabahki müşteri toplantısını kaçıran iş arkadaşı Burak'a anlatıyor. İngiliz müşteri Mr. Harris'in söylediklerini dolaylı anlatımla aktarıyor. Metinde [[said]] ile [[told]] farkına, [[asked if…]] ve [[told us to…]] kalıplarına ve fiillerin nasıl bir zaman geriye kaydığına dikkat edin.
Burak: Sorry I missed the meeting. My train was late. So, what did Mr. Harris say?
Toplantıyı kaçırdığım için kusura bakma. Trenim gecikti. Eee, Mr. Harris ne dedi?
Deniz: Well, first he said that he was very happy with the new website.
Önce yeni web sitesinden çok memnun olduğunu söyledi.
Burak: That's good news! Did he mention the mobile app?
Bu iyi haber! Mobil uygulamadan bahsetti mi?
Deniz: Yes. He told us that his customers wanted an app, not just a website.
Evet. Bize müşterilerinin sadece bir web sitesi değil, bir uygulama da istediklerini söyledi.
Burak: I knew it. Did he say when he needed it?
Biliyordum. Ne zaman ihtiyacı olduğunu söyledi mi?
Deniz: He said they were planning to launch it in March. Then he asked if we could finish it by February.
Mart'ta yayına almayı planladıklarını söyledi. Sonra şubata kadar bitirip bitiremeyeceğimizi sordu.
Burak: February? That's only four months away! What did you tell him?
Şubat mı? Dört ay sonra! Sen ona ne dedin?
Deniz: I told him it would be difficult, but I said we would try.
Ona zor olacağını söyledim ama deneyeceğimizi de söyledim.
Burak: Did he ask about the price?
Fiyatı sordu mu?
Deniz: Of course. He asked how much the app would cost. I said I didn't know yet.
Tabii ki. Uygulamanın ne kadara mal olacağını sordu. Henüz bilmediğimi söyledim.
Burak: Good answer. We need to talk to the design team first.
İyi cevap. Önce tasarım ekibiyle konuşmamız gerek.
Deniz: Exactly. Oh, and he asked where you were. I told him your train had been late.
Aynen. Ha, bir de nerede olduğunu sordu. Ona treninin geciktiğini söyledim.
Burak: Oh no. Was he annoyed?
Eyvah. Kızdı mı?
Deniz: Not at all. He said it happened to him all the time in London!
Hiç de değil. Londra'da bunun kendi başına hep geldiğini söyledi!
Burak: Ha! Did he say anything else?
Ha! Başka bir şey söyledi mi?
Deniz: He told us to send him a plan by Friday. And he asked us not to change the colors of the logo.
Cumaya kadar kendisine bir plan göndermemizi söyledi. Bir de logonun renklerini değiştirmememizi rica etti.
Burak: Fine. I'll start on the plan today. Did he say he would call again?
Peki. Plana bugün başlarım. Tekrar arayacağını söyledi mi?
Deniz: He said he would call us next week. He also said that he was coming to Izmir in December.
Önümüzdeki hafta bizi arayacağını söyledi. Ayrıca aralıkta İzmir'e geleceğini de söyledi.
Burak: Great. Then we can take him to dinner by the sea!
Harika. O zaman onu deniz kenarında yemeğe götürebiliriz!
Dilbilgisi
Doğrudan ve dolaylı anlatım
Birinin sözünü iki şekilde aktarabiliriz. Doğrudan anlatımda (direct speech) sözleri tırnak içinde aynen veririz: He said, "I'm happy." Dolaylı anlatımda (reported speech) ise tırnak kalkar, sözü kendi cümlemizle aktarırız: He said that he was happy.
Türkçede bunu çoğunlukla -dığını / -acağını söyledi ya da konuşma dilinde “… dedi” ile yaparız: “Mutlu olduğunu söyledi.” / “Mutluyum, dedi.” İngilizcede dolaylı anlatımda üç şey değişebilir: zamirler (I → he), fiilin zamanı (am → was) ve zaman-yer ifadeleri (today → that day).
| Doğrudan (direct) | Dolaylı (reported) | Türkçe |
|---|---|---|
| He said, "I'm very happy." | He said (that) he was very happy. | Çok mutlu olduğunu söyledi. |
| She said, "I don't know." | She said (that) she didn't know. | Bilmediğini söyledi. |
| They said, "We're planning to launch it." | They said (that) they were planning to launch it. | Onu yayına almayı planladıklarını söylediler. |
💡 that bağlacı konuşmada çoğu zaman düşer: He said he was happy. ile He said that he was happy. aynıdır. Yazıda ve uzun cümlede that kullanmak daha açıktır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “dedi” yapısını aynen taşıyıp tırnaksız doğrudan anlatım kurmak. He said I am happy. ✗ (Burada I kim? Konuşan mı, sen mi?) → He said he was happy. ✓ ya da tırnakla He said, "I'm happy." ✓ Zamiri aktaran kişiye göre değiştirmeyi unutmayın: Mr. Harris “my customers” dediyse siz his customers dersiniz.
say mi, tell mi?
İkisi de “söylemek” demektir ama kuruluşları farklıdır. tellden sonra mutlaka kişi gelir (kime söylendiği): tell me, tell him, tell the team. sayden sonra kişi gelmez; gelecekse to ile gelir: say to me. Kısaca: tell somebody something / say something (to somebody).
| İngilizce | Kural | Türkçe |
|---|---|---|
| He said (that) he was busy. | say + (that) cümle | Meşgul olduğunu söyledi. |
| He said to me that he was busy. | say + to + kişi | Bana meşgul olduğunu söyledi. |
| He told me (that) he was busy. | tell + kişi + (that) cümle | Bana meşgul olduğunu söyledi. |
| She told us a story. | tell + kişi + şey | Bize bir hikâye anlattı. |
| Tell me the truth. / Can you tell me the time? | Sabit kalıplar | Bana doğruyu söyle. / Saati söyler misin? |
- What did you tell him? — I told him it would be difficult. — Ona ne dedin? — Zor olacağını söyledim.
- She said goodbye and left. — Hoşça kal dedi ve gitti.
- Don't tell anyone, but I'm leaving the company. — Kimseye söyleme ama şirketten ayrılıyorum.
💡 Bazı kalıplar hep tell ile kurulur: tell the truth (doğruyu söylemek), tell a lie (yalan söylemek), tell a story / a joke (hikâye / fıkra anlatmak), tell the difference (farkı anlamak). say ile kurulanlar: say hello / goodbye, say sorry, say yes / no, say something.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçede “söylemek” tek fiil olduğu için ikisini karıştırmak. He said me that… ✗ He told that… ✗ He told to me… ✗ → He told me that… ✓ He said that… ✓ He said to me that… ✓ Kural: tellin hemen arkasında kişi var, to yok; sayin arkasında kişi yok (ya da to ile).
Zaman kaydırma (backshift)
Aktarma fiili geçmiş zamandaysa (said, told, asked), aktarılan cümlenin fiili genellikle bir zaman geriye kayar. Çünkü söz geçmişte söylenmiştir: Mr. Harris toplantıda “I am happy” dedi, siz sonradan anlatırken he was happy dersiniz. Türkçede böyle bir kayma olmadığı için (“mutluyum dedi” → “mutlu olduğunu söyledi”) bu kural en çok unutulanıdır.
| Doğrudan | Dolaylı | Örnek |
|---|---|---|
| Present Simple: am / is / want | Past Simple: was / wanted | "I want an app." → He said he wanted an app. |
| Present Continuous: am doing | Past Continuous: was doing | "We're planning it." → They said they were planning it. |
| Past Simple: was late | Past Perfect: had been late | "My train was late." → He said his train had been late. |
| Present Perfect: have finished | Past Perfect: had finished | "I've finished." → She said she had finished. |
| will / can | would / could | "I'll call you." → He said he would call us. |
| must / have to | had to | "I must go." → She said she had to go. |
- "I can't come." → She said she couldn't come. — “Gelemem.” → Gelemeyeceğini söyledi.
- "I'll try." → I said I would try. — “Deneyeceğim.” → Deneyeceğimi söyledim.
- "I've never been to Izmir." → He said he had never been to Izmir. — “Hiç İzmir'e gitmedim.” → Hiç İzmir'e gitmediğini söyledi.
💡 would, could, should, might zaten geriye kayamaz; aynen kalır: "You should rest." → She said I should rest. Past Perfect'i (had + V3) B1-11'de ayrıntılı göreceksiniz; burada yalnızca aktarma kalıbı olarak tanıyın.
⚠️ Türklerin tipik hatası: aktarılan fiili Türkçedeki gibi şimdiki zamanda bırakmak. He said he is happy. She told me she can't come. He said he will call. (dinlerken sık duyulsa da sınavda ve resmî yazıda kaydırma beklenir) → He said he was happy. ✓ She told me she couldn't come. ✓ He said he would call. ✓ Ayrıca woulddan sonra fiil yalın kalır: he would called ✗ → he would call ✓
Zaman, yer ve zamir değişiklikleri; kaydırma ne zaman gerekmez?
Söz başka bir gün ve başka bir yerde aktarıldığında, “bugün”, “yarın”, “burada” gibi sözcükler de anlam değiştirir. Mr. Harris pazartesi “I'll call tomorrow” dediyse, siz perşembe günü bunu anlatırken “yarın” diyemezsiniz; the next day dersiniz.
| Doğrudan | Dolaylı | Türkçe |
|---|---|---|
| today / tonight | that day / that night | bugün → o gün |
| tomorrow | the next day / the following day | yarın → ertesi gün |
| yesterday | the day before / the previous day | dün → bir önceki gün |
| next week | the following week | gelecek hafta → bir sonraki hafta |
| last week | the week before | geçen hafta → bir önceki hafta |
| now | then / at that time | şimdi → o zaman |
| here / this | there / that | burada / bu → orada / o |
Ancak her zaman kaydırmak zorunlu değildir. Söylenen şey hâlâ doğruysa ya da genel bir gerçekse, zamanı koruyabilirsiniz. Aynı gün, aynı yerde aktarıyorsanız today, tomorrow, here de değişmez. Aktarma fiili şimdiki zamandaysa (He says…) hiç kaydırma yapılmaz.
- He said he would call us next week. (Hâlâ önümüzdeki hafta; değişmedi.) — Önümüzdeki hafta bizi arayacağını söyledi.
- Our teacher said that the Earth goes around the Sun. — Öğretmenimiz Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü söyledi. (genel gerçek)
- Burak says he's going to be late again. — Burak yine geç kalacağını söylüyor. (says → kaydırma yok)
⚠️ Türklerin tipik hatası: zaman ifadesini olduğu gibi bırakıp anlamı bozmak. Geçen ay söylenen bir sözü aktarırken She said she would come tomorrow. ✗ (hangi yarın?) → She said she would come the next day. ✓ Zamirleri de unutmayın: Selin “I love my job” dediyse → Selin said she loved her job. ✓ (she loved my job ✗ — sizin işiniz değil!)
Soruları aktarmak: asked if… / asked where…
Soru aktarırken ask (sormak) ya da want to know (bilmek istemek) kullanılır. Aktarılan soru artık soru değil, düz cümledir: soru düzeni ve do / does / did kalkar, fiil özneden sonra gelir, sonda soru işareti olmaz. Zaman kaydırma burada da geçerlidir.
| Doğrudan soru | Dolaylı soru | Türkçe |
|---|---|---|
| "Can you finish it by February?" | He asked if we could finish it by February. | Şubata kadar bitirip bitiremeyeceğimizi sordu. |
| "Are you tired?" | She asked whether I was tired. | Yorgun olup olmadığımı sordu. |
| "Where is Burak?" | He asked where Burak was. | Burak'ın nerede olduğunu sordu. |
| "How much will it cost?" | He asked how much it would cost. | Ne kadara mal olacağını sordu. |
| "Where do you live?" | She asked me where I lived. | Nerede yaşadığımı sordu. |
| "What did you buy?" | He asked what I had bought. | Ne aldığımı sordu. |
Evet-hayır sorularında if ya da whether eklenir; Türkçedeki “…ıp …madığını” karşılığıdır. what, where, when, how gibi soru sözcükleri ise aynen kalır.
- The receptionist asked me if I had a reservation. — Resepsiyon görevlisi rezervasyonum olup olmadığını sordu.
- My mother wanted to know when I was coming home. — Annem eve ne zaman geleceğimi bilmek istedi.
⚠️ Türklerin tipik hatası: dolaylı soruda soru düzenini korumak. He asked where was Burak. ✗ She asked me where do I live. ✗ He asked did I like it. ✗ → He asked where Burak was. ✓ She asked me where I lived. ✓ He asked if I liked it. ✓ Aynı kural kibar sorularda da geçerlidir: Can you tell me where the station is? ✓ (where is the station ✗)
Emir ve ricaları aktarmak: told me to… / asked me not to…
Emir, talimat ve ricalar en kolay aktarılan yapıdır: fiil + kişi + to + yalın fiil. Emir için tell, rica için ask, uyarı için warn kullanılır. Olumsuzda not, tonun önüne gelir: not to change. Burada zaman kaydırma yoktur, çünkü fiil zaten yalındır.
| Doğrudan | Dolaylı | Türkçe |
|---|---|---|
| "Send me a plan by Friday." | He told us to send him a plan by Friday. | Cumaya kadar kendisine bir plan göndermemizi söyledi. |
| "Please don't change the colors." | He asked us not to change the colors. | Renkleri değiştirmememizi rica etti. |
| "Wait here, please." | She asked me to wait there. | Orada beklememi rica etti. |
| "Don't be late!" | My boss warned me not to be late. | Patronum geç kalmamam konusunda beni uyardı. |
- The doctor told my father to stop smoking. — Doktor babama sigarayı bırakmasını söyledi.
- I asked the waiter to bring the bill. — Garsondan hesabı getirmesini istedim.
💡 say bu yapıda kullanılmaz: He said us to wait. ✗ → He told us to wait. ✓ Kişiyi söylemek istemiyorsanız cümleyi değiştirin: He said (that) we should wait. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “gelmesini söyledi” yapısını that ile çevirmek ya da notyu yanlış yere koymak. He told me that I come. ✗ She asked me don't change it. ✗ She asked me to not change it. (konuşmada duyulur ama standart değil) → He told me to come. ✓ She asked me not to change it. ✓
Kelimeler
- say (said)
SEY (SED)
söylemek, demek - tell (told)
söylemek, anlatmak (birine) - ask
ESK
sormak - reply
cevap vermek, yanıtlamak - explain
açıklamak, anlatmak - mention
bahsetmek, söz etmek - promise
PRA-mis
söz vermek; söz - complain
şikâyet etmek - admit
itiraf etmek, kabul etmek - if / whether
İF / WE-dır
…ıp …madığını (dolaylı evet-hayır sorusunda) - the next day
ertesi gün - the day before
bir önceki gün - that day
o gün - client
KLAY-ınt
müşteri (hizmet alan) - customer
müşteri (alışveriş yapan) - launch
LONÇ
piyasaya sürmek, yayına almak - app
uygulama (telefon) - by Friday
cumaya kadar (en geç cuma) - away
uzakta; …sonra - annoyed
ı-NOYD
sinirli, canı sıkkın - all the time
OL dı TAYM
her zaman, sürekli - I knew it.
Biliyordum. - Not at all.
NAT ıt OL
Hiç sorun değil. / Ne demek. - Exactly.
ig-ZEKT-li
Aynen. / Kesinlikle. - miss (a meeting)
kaçırmak (toplantı, otobüs) - anything else
başka bir şey (soru ve olumsuzda) - warn
WORN
uyarmak - suggest
sı-CEST
önermek