📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B1 · Ünite 6: Olasılık (It might rain)
may / might / could / must / can't (çıkarım)
Metin: A mystery box
İstanbul, Moda'da bir daireyi paylaşan Kerem ve İrlandalı ev arkadaşı Megan, akşam eve döndüklerinde kapının önünde üzerinde isim olmayan büyük bir kutu buluyor. Kutunun kimden geldiğini ve içinde ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyorlar. Metinde [[must]], [[might]], [[could]] ve [[can't]]ın ne kadar emin olduğumuzu nasıl gösterdiğine dikkat edin.
Megan: Kerem, look! There's a big box outside our door.
Kerem, bak! Kapımızın önünde büyük bir kutu var.
Kerem: That's strange. I didn't order anything. It might be for you.
Tuhaf. Ben bir şey sipariş etmedim. Senin için olabilir.
Megan: It can't be for me. I never shop online. Is there a name on it?
Benim için olamaz. Ben hiç internetten alışveriş yapmam. Üzerinde isim var mı?
Kerem: No, just our address. It must be for one of us, then.
Hayır, sadece adresimiz. O hâlde ikimizden birine olmalı.
Megan: Or it could be for the neighbors. The courier might have the wrong address.
Ya da komşular için olabilir. Kurye adresi karıştırmış olabilir.
Kerem: Hmm, maybe. Let's ask Mrs. Aydin across the hall.
Hmm, belki. Karşı dairedeki Aydın Hanım'a soralım.
Megan: Her lights are off. She must be sleeping. It's after ten.
Işıkları kapalı. Uyuyor olmalı. Saat onu geçti.
Kerem: No, she can't be asleep. I can hear her TV. She might be watching the news in the bedroom.
Hayır, uyuyor olamaz. Televizyonunu duyabiliyorum. Yatak odasında haberleri izliyor olabilir.
Megan: Let's not disturb her. Wow, this box is really heavy!
Onu rahatsız etmeyelim. Vay, bu kutu gerçekten ağır!
Kerem: Heavy? Then it can't be clothes. It must be something like books or a machine.
Ağır mı? O zaman kıyafet olamaz. Kitap ya da bir makine gibi bir şey olmalı.
Megan: Wait a minute. Your birthday is on Friday, isn't it?
Bir dakika. Senin doğum günün cuma, değil mi?
Kerem: Yes. Oh! It could be a present from my parents. They live in Antalya.
Evet. Aa! Annemle babamdan bir hediye olabilir. Onlar Antalya'da yaşıyor.
Megan: That must be it! Your mom asked me for our address last week.
Kesin odur! Annen geçen hafta benden adresimizi istedi.
Kerem: Really? Then it must be the coffee machine I wanted. I told her about it.
Gerçekten mi? O zaman istediğim kahve makinesi olmalı. Ona bundan bahsetmiştim.
Megan: So are you going to open it now?
Peki şimdi açacak mısın?
Kerem: I may not. My mother might want to see my face on a video call when I open it.
Açmayabilirim. Annem açarken görüntülü aramada yüzümü görmek isteyebilir.
Megan: You're right. She'll probably call you on Friday morning.
Haklısın. Muhtemelen cuma sabahı seni arar.
Kerem: Definitely. She never forgets. And she might send a cake too!
Kesinlikle. Hiç unutmaz. Bir de pasta gönderebilir!
Megan: A cake from Antalya? It might not arrive in one piece!
Antalya'dan pasta mı? Tek parça hâlinde gelmeyebilir!
Dilbilgisi
Ne kadar eminiz? Kesinlik ölçeği
Bir konuda kesin bilgimiz yoksa tahmin yürütürüz. İngilizcede bunu yapmanın en yaygın yolu modal fiillerdir. Hepsinden sonra fiilin yalın hali gelir ve hiçbiri -s almaz. Türkçede bu tahminleri genellikle fiil ekleriyle yaparız: “evde olmalı”, “evde olabilir”, “evde olamaz”, ya da “-dir” ekiyle: “Şimdi evdedir.”
| İngilizce | Ne kadar emin? | Türkçe |
|---|---|---|
| She is at home. | %100 — bilgi | Evde. |
| She must be at home. | ~%90 — kesin çıkarım (kanıt var) | Evde olmalı. / Kesin evdedir. |
| She may be at home. | ~%50 | Evde olabilir. |
| She might / could be at home. | ~%30–50 | Evde olabilir. / Belki evdedir. |
| She might not / may not be at home. | ~%50 olumsuz | Evde olmayabilir. |
| She can't be at home. | ~%90 olumsuz — imkânsız görüyoruz | Evde olamaz. |
- Her lights are off. She must be sleeping. — Işıkları kapalı. Uyuyor olmalı.
- I'm not sure where Ali is. He might be at the gym. — Ali'nin nerede olduğundan emin değilim. Spor salonunda olabilir.
💡 Bu ünitedeki modalların hepsi şimdi ya da gelecek hakkındadır. Geçmişe dair tahmin (She must have left. — Gitmiş olmalı) B2-03'te gelecek; şimdilik kalıp olarak tanıyın.
⚠️ Türklerin tipik hatası: modallardan sonra to eklemek ya da fiile -s koymak. She must to be tired. ✗ It might rains. ✗ He cans be busy. ✗ → She must be tired. ✓ It might rain. ✓ He could be busy. ✓
must: kesin çıkarım (…olmalı)
mustü A2'de (a2-05) zorunluluk için gördünüz: You must wear a seatbelt. Ama mustün çok sık kullanılan ikinci bir anlamı vardır: elimizdeki kanıta dayanarak bir şeyin kesin öyle olduğunu düşünmek. Bu anlam çoğu zaman be fiiliyle ve durum bildiren fiillerle gelir. Türkçesi “…olmalı”, “kesin …dır”.
| Kanıt | Çıkarım | Türkçe |
|---|---|---|
| It's after ten and her lights are off. | She must be asleep. | Uyuyor olmalı. |
| The box is very heavy. | It must be a machine. | Bir makine olmalı. |
| You've worked for twelve hours! | You must be tired. | Yorgun olmalısın. |
| He lives in Moda. | He must know this café. | Bu kafeyi kesin biliyordur. |
- You must be Megan. Kerem told me a lot about you. — Sen Megan olmalısın. Kerem bana senden çok bahsetti.
- That must be the courier at the door. — Kapıdaki kesin kuryedir.
💡 Hangi must olduğunu bağlam söyler: You must be tired. (çıkarım: yorgun olmalısın) ama You must be on time. (zorunluluk: zamanında gelmelisin). Çıkarım anlamında must, genellikle bir kanıttan sonra gelir: “12 saat çalıştın, yorgun olmalısın.”
⚠️ Türklerin tipik hatası: kesin çıkarım için have to ya da should kullanmak. She has to be at home now. (konuşmada nadiren) He should be tired. (“yorgun olması beklenir” anlamına kayar) → She must be at home. ✓ He must be tired. ✓ Türkçedeki “-dır” tahminini (“Şimdi evdedir.”) She is at home diye kesin bilgi gibi çevirmeyin; emin değilseniz modal kullanın.
can't: imkânsız (…olamaz) — mustn't değil!
must çıkarımının olumsuzu mustn't değil, can'ttır. Bir şeyin doğru olmasının imkânsız olduğunu düşündüğümüzde can't (ya da biraz daha resmî couldn't) kullanırız. Türkçesi “…olamaz”.
| İngilizce | Anlam | Türkçe |
|---|---|---|
| She can't be asleep. I can hear her TV. | İmkânsız çıkarım | Uyuyor olamaz. Televizyonunu duyuyorum. |
| It can't be clothes. It's too heavy. | İmkânsız çıkarım | Kıyafet olamaz. Çok ağır. |
| That can't be true! | Şaşkınlık | Bu doğru olamaz! |
| You mustn't open it. | YASAK (çıkarım değil) | Onu açmamalısın. / Sakın açma. |
- You can't be hungry. You've just had lunch! — Aç olamazsın. Daha yeni öğle yemeği yedin!
- He can't be the chef. He can't even boil an egg! — Aşçı o olamaz. Bir yumurta bile haşlayamıyor!
⚠️ Türklerin tipik hatası: “olmalı”nın olumsuzu olarak “olmamalı”yı düşünüp mustn't kullanmak. She mustn't be at home. Her car isn't here. ✗ (mustn't yasak bildirir: “Evde olması yasak”!) → She can't be at home. Her car isn't here. ✓ Kural: must ↔ can't: It must be true. / It can't be true.
may / might / could: olabilir
Bir şeyin mümkün olduğunu ama emin olmadığımızı söylemek için may, might ve could kullanılır. Günlük konuşmada üçü de “…abilir / belki” anlamına gelir; aralarındaki fark küçüktür. may biraz daha olası ve resmî, might biraz daha zayıf bir ihtimal, could ise “mümkün, akla yatkın” anlamındadır.
| İngilizce | Olumsuz | Türkçe |
|---|---|---|
| It may be for the neighbors. | It may not be for us. | Komşular için olabilir. / Bizim için olmayabilir. |
| She might be in the bedroom. | She might not be at home. | Yatak odasında olabilir. / Evde olmayabilir. |
| It could be a present. | It couldn't be a present. (= imkânsız) | Hediye olabilir. / Hediye olamaz. |
Dikkat: may not ve might not “…mayabilir” (belki değil) demektir. couldn't ise “…olamaz” (imkânsız) demektir ve can'ta yakındır. Olasılık bildiren may not ve might not genellikle kısaltılmaz: mayn't ✗ (çok eski), mightn't (nadiren, İngiliz İngilizcesi).
- Take an umbrella. It might rain later. — Şemsiye al. Sonra yağmur yağabilir.
- I'm not sure, but this could be the right address. — Emin değilim ama burası doğru adres olabilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: olasılık için can kullanmak. Türkçedeki “olabilir”deki “-abil” eki canı akla getirir: It can be for the neighbors. (olumlu cümlede tek bir duruma dair tahminde doğal değil) He can be at home now. ✗ → It might / could be for the neighbors. ✓ He may / might be at home now. ✓ can ancak genel olasılık için kullanılır: Istanbul can be very hot in August. ✓ (Ağustosta zaman zaman çok sıcak olur.)
Gelecek ve şimdi hakkında tahmin
Bu modallar gelecekteki olasılıklar için de kullanılır; o zaman willden daha az emin olduğumuzu gösterirler. Şu an süren bir eylem hakkında tahmin yürütürken ise modaldan sonra be + -ing gelir: She must be sleeping. (Şu an uyuyor olmalı.)
| İngilizce | Zaman | Türkçe |
|---|---|---|
| I'll be late. / I'll probably be late. | Gelecek: emin / büyük ihtimal | Geç kalacağım. / Muhtemelen geç kalacağım. |
| I may / might be late. | Gelecek: olası | Geç kalabilirim. |
| I may not / might not come. | Gelecek: belki hayır | Gelmeyebilirim. |
| She must be sleeping. | Şimdi süren: kesin çıkarım | Uyuyor olmalı. |
| She might be watching the news. | Şimdi süren: olası | Haberleri izliyor olabilir. |
| He can't be working now. It's midnight. | Şimdi süren: imkânsız | Şu an çalışıyor olamaz. Gece yarısı. |
- My mother might send a cake too. — Annem bir de pasta gönderebilir.
- Don't call Ahmet now. He could be driving. — Ahmet'i şimdi arama. Araba kullanıyor olabilir.
💡 Soru sorarken might ve may pek kullanılmaz; bunun yerine Do you think…? ya da Could it be…? tercih edilir: Do you think it will rain? / Could it be a present? (Hediye olabilir mi?)
⚠️ Türklerin tipik hatası: şimdi süren eylemi tahmin ederken -ingi unutmak ya da beyi atlamak. She must sleep now. (“şimdi uyumak zorunda” anlamına kayar) He might watching TV. ✗ → She must be sleeping. ✓ He might be watching TV. ✓
Zarflarla olasılık: definitely, probably, maybe, perhaps
Aynı kesinlik derecelerini modal yerine zarflarla da verebiliriz. definitely ve probably genellikle willden sonra ama won'tdan önce gelir. maybe ve perhaps ise çoğunlukla cümlenin başına konur.
| İngilizce | Kesinlik | Türkçe |
|---|---|---|
| She'll definitely call. / She definitely won't forget. | Çok yüksek | Kesinlikle arayacak. / Kesinlikle unutmayacak. |
| She'll probably call. / She probably won't call. | Yüksek | Muhtemelen arayacak. / Muhtemelen aramayacak. |
| Maybe / Perhaps she'll call. | Orta | Belki arar. |
| It's possible that she'll call. | Orta (resmî) | Araması mümkün. |
- Maybe it's a present from your parents. — Belki annenle babandan bir hediyedir.
- It may be a present from your parents. — Annenle babandan bir hediye olabilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: maybe ile may beyi karıştırmak. Maybe (tek söz) “belki” anlamında bir zarftır; cümlede ayrıca fiil gerekir. may be (iki söz) ise modal + fiildir. It maybe true. ✗ May be she is at home. ✗ → It may be true. ✓ Maybe she is at home. ✓ Ayrıca probablyyi yanlış yere koymak: She will call probably. (doğal değil) She won't probably call. ✗ → She'll probably call. ✓ She probably won't call. ✓
Kelimeler
- must
MAST
-meli, -malı; mecbur olmak - can't
KENT
…olamaz (imkânsız) - might
MAYT
…abilir, belki - may
…abilir, olabilir - could
KUD
…abilir (olasılık) - maybe
MEY-bi
belki - perhaps
pır-HEPS
belki (biraz daha resmî) - probably
PRA-bıb-li
muhtemelen, büyük ihtimalle - definitely
DE-fı-nıt-li
kesinlikle, mutlaka - certainly
SÖR-tın-li
kesinlikle, elbette - possible
mümkün, olası - impossible
imkânsız - sure / certain
emin - mystery
gizem, esrarengiz olay - strange
STREYNC
tuhaf, garip - courier
KU-ri-ır
kurye - order
OR-dır
sipariş - shop online
internetten alışveriş yapmak - across the hall
koridorun karşısında, karşı dairede - neighbor
NEY-bır
komşu - asleep
uykuda - disturb
rahatsız etmek - heavy
HE-vi
ağır - present
PRE-zınt
hediye - video call
görüntülü arama - in one piece
tek parça hâlinde, sağ salim - That must be it!
Kesin odur! / Tamam, buldum! - Wait a minute.
Bir dakika. / Dur bakalım.