📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B1 · Ünite 12: B1 tekrar (B1 review)
B1 seviyesinin tüm konuları
Metin: A year in Dublin
Grafik tasarımcı Deniz, şirketinin Dublin ofisinde bir yıl çalıştıktan sonra İstanbul'a dönmüş. İş arkadaşı Mert, şirket bülteni için onunla söyleşi yapıyor. Bu metinde B1'de öğrendiğiniz yapıların hepsi var: [[I've been looking forward to…]], [[was posted]], [[I'd never lived]], [[If I lived closer…]], [[She told me that…]], [[enjoy meeting]], [[whose]], [[although]], [[might]], [[must]]…
Mert: Welcome back, Deniz! Thanks for agreeing to talk to me for the newsletter.
Tekrar hoş geldin Deniz! Bülten için benimle konuşmayı kabul ettiğin için teşekkürler.
Deniz: My pleasure. I've been looking forward to telling everyone about Dublin.
Ne demek. Dublin'i herkese anlatmayı dört gözle bekliyordum.
Mert: So, how did it all start? Were you offered the job, or did you apply?
Peki, her şey nasıl başladı? İş sana mı teklif edildi, yoksa sen mi başvurdun?
Deniz: I applied. An ad was posted on our website, which said the Dublin office needed a designer. I decided to apply the same day.
Ben başvurdum. Sitemizde, Dublin ofisinin bir tasarımcıya ihtiyacı olduğunu söyleyen bir ilan yayımlandı. Aynı gün başvurmaya karar verdim.
Mert: Were you nervous before you left?
Gitmeden önce gergin miydin?
Deniz: Very. I'd never lived abroad before, and my English wasn't as good as it is now.
Çok. Daha önce hiç yurt dışında yaşamamıştım ve İngilizcem şimdiki kadar iyi değildi.
Mert: What was the hardest part?
En zor kısmı neydi?
Deniz: The weather, definitely! Although my colleagues had warned me, I wasn't ready for so much rain.
Kesinlikle hava! İş arkadaşlarım beni uyarmış olsa da bu kadar yağmura hazır değildim.
Mert: And the best part?
Peki en güzel kısmı?
Deniz: The people. My manager, whose parents run a small bakery, invited me to dinner in my first week. She told me that I could ask her anything.
İnsanlar. Annesiyle babası küçük bir fırın işleten müdürüm, ilk haftamda beni yemeğe davet etti. Ona her şeyi sorabileceğimi söyledi.
Mert: That's kind. Do you think working abroad is a good idea for everyone?
Ne incelik. Sence yurt dışında çalışmak herkes için iyi bir fikir mi?
Deniz: In my opinion, it's a great experience, but I don't think it's for everyone. You have to enjoy meeting new people, and you have to stop worrying about small mistakes.
Bence harika bir deneyim ama herkese göre olduğunu sanmıyorum. Yeni insanlarla tanışmaktan hoşlanmalı ve küçük hatalar için endişelenmeyi bırakmalısın.
Mert: What do you miss most?
En çok neyi özlüyorsun?
Deniz: The walks by the sea. I wish I could go there every weekend. If I lived closer, I'd visit more often.
Deniz kenarındaki yürüyüşleri. Keşke her hafta sonu oraya gidebilsem. Daha yakında yaşasaydım daha sık giderdim.
Mert: I heard you've been taking guitar lessons. Is that true?
Gitar dersleri aldığını duydum. Doğru mu?
Deniz: Yes, I've been practicing for three months. My teacher, who I met in Dublin, gives me lessons online.
Evet, üç aydır çalışıyorum. Dublin'de tanıştığım öğretmenim bana çevrim içi ders veriyor.
Mert: Despite the distance, a lot of people here followed your blog. They must be happy you're back!
Uzaklığa rağmen buradaki birçok kişi blogunu takip etti. Döndüğün için mutlu olmalılar!
Deniz: I know, and I'm grateful. However, I'm really glad to be back. Istanbul is the city where I feel at home.
Biliyorum ve minnettarım. Yine de döndüğüme gerçekten seviniyorum. İstanbul kendimi evimde hissettiğim şehir.
Mert: Last question: what would you say to someone who is thinking of moving abroad?
Son soru: yurt dışına taşınmayı düşünen birine ne söylerdin?
Deniz: If I were you, I wouldn't wait for the perfect moment. It might never come! Just try it.
Yerinde olsam mükemmel anı beklemezdim. Belki hiç gelmeyecek! Bir dene, yeter.
Mert: Great advice. Thanks, Deniz. It was lovely talking to you.
Harika bir tavsiye. Teşekkürler Deniz. Seninle konuşmak çok güzeldi.
Dilbilgisi
Zamanlar: Present Perfect Continuous ve Past Perfect
B1'de iki yeni “perfect” zaman öğrendiniz. Present Perfect Continuous (have / has been + -ing, b1-07) geçmişte başlayıp şu ana kadar süren eylemi anlatır; çoğu zaman süreyi vurgular. Past Perfect (had + V3, b1-11) ise geçmişteki bir andan daha önce olan olayı gösterir.
| İngilizce | Türkçe | Zaman |
|---|---|---|
| I've been practicing for three months. | Üç aydır çalışıyorum. | Present Perfect Continuous (süre) |
| I've written three songs. | Üç şarkı yazdım. | Present Perfect (sonuç, sayı) |
| I'd never lived abroad before. | Daha önce hiç yurt dışında yaşamamıştım. | Past Perfect (geçmişin geçmişi) |
| By the time I arrived, they had left. | Vardığımda gitmişlerdi. | Past Perfect + by the time |
- How long have you been waiting? — For twenty minutes. — Ne zamandır bekliyorsun? — Yirmi dakikadır.
- She's been learning English since 2023. — 2023'ten beri İngilizce öğreniyor.
- When we got to the cinema, the film had already started. — Sinemaya vardığımızda film çoktan başlamıştı.
💡 for + süre (for three months), since + başlangıç noktası (since 2023, since I came back). Türkçedeki “-dır / -dir” iki anlamı da taşır; İngilizcede ayırmanız gerekir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: “Üç aydır çalışıyorum” derken Present Continuous kullanmak: I am practicing for three months. ✗ → I've been practicing for three months. ✓ Bir de since three months ✗ → for three months ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Türkçedeki “-mişti”yi her uzak geçmişte Past Perfect'e çevirmek: Last year I had visited Rome. ✗ (başka referans an yoksa) → Last year I visited Rome. ✓
Edilgen yapı: is done, was done
Edilgen yapı (b1-02) be + V3 ile kurulur. Eylemi kimin yaptığı önemsiz, belli ya da bilinmiyorsa kullanılır; Türkçedeki “-ıl / -ın” ekine karşılık gelir: “yapıldı”, “yayımlandı”. Yapanı söylemek istersek by ekleriz.
| İngilizce | Türkçe | Zaman |
|---|---|---|
| English is spoken here. | Burada İngilizce konuşulur. | Present Simple Passive |
| An ad was posted on our website. | Sitemizde bir ilan yayımlandı. | Past Simple Passive |
| Were you offered the job? | İş sana teklif edildi mi? | Past Passive soru |
| The bridge was designed by a young engineer. | Köprü genç bir mühendis tarafından tasarlandı. | by + yapan |
- Our office was opened in 2015. — Ofisimiz 2015'te açıldı.
- These bags are made in Gaziantep. — Bu çantalar Gaziantep'te yapılıyor.
- I was born in a small town near Bursa. — Bursa yakınlarında küçük bir kasabada doğdum.
💡 be zamanı taşır, V3 hiç değişmez: is made → was made → has been made. Soru ve olumsuz be ile kurulur: Was it made…? It wasn't made…
⚠️ Türklerin tipik hatası: beyi atlamak ya da V3 yerine V1/V2 kullanmak: The museum built in 1890. ✗ It was build in 1890. ✗ → The museum was built in 1890. ✓ “Doğdum” için de: I born in Bursa. ✗ I am born in Bursa. ✗ → I was born in Bursa. ✓
Hayal ve dilek: If I were…, I wish…
İkinci tip koşul (b1-03) şimdi ya da gelecekte gerçek olmayan, hayalî bir durumu anlatır: If + Past Simple, would + V1. Türkçedeki “-sa / -se …-ırdı” yapısına karşılık gelir. If I were you (yerinde olsam) kalıbı tavsiye vermenin en yaygın yoludur. wish + Past Simple ise şimdiki bir durumdan duyulan pişmanlığı ya da özlemi anlatır: “keşke …”.
| İngilizce | Türkçe | Yapı |
|---|---|---|
| If I lived closer, I'd visit more often. | Daha yakında yaşasam daha sık giderdim. | If + V2, would + V1 |
| If I were you, I wouldn't wait. | Yerinde olsam beklemezdim. | If I were you… |
| I wish I could go there every weekend. | Keşke her hafta sonu oraya gidebilsem. | wish + could |
| I wish I had more free time. | Keşke daha çok boş vaktim olsa. | wish + V2 |
- What would you do if you won a lot of money? — Çok para kazansan ne yapardın?
- If she knew the answer, she would tell us. — Cevabı bilse bize söylerdi.
- I wish my English were better. — Keşke İngilizcem daha iyi olsa.
💡 Birinci tip (A2) ile ikinci tipi karıştırmayın: If it rains, I'll stay home. gerçek bir olasılıktır; If I were a bird, I'd fly. hayaldir. were bütün kişilerde kullanılabilir (If he were…); günlük dilde If he was… da duyulur.
⚠️ Türklerin tipik hatası: ifli tarafa would koymak ve wishten sonra şimdiki zaman kullanmak: If I would live closer, … ✗ I wish I can go. ✗ I wish I have more time. ✗ → If I lived closer, … ✓ I wish I could go. ✓ I wish I had more time. ✓
Dolaylı anlatım: say, tell ve zaman kaydırma
Başkasının sözünü aktarırken (b1-04) genellikle zaman bir adım geriye kayar: Present → Past, Past / Present Perfect → Past Perfect, will → would, can → could. Ayrıca zamirler ve zaman sözleri değişir: I → she, tomorrow → the next day.
| Doğrudan | Dolaylı | Türkçe |
|---|---|---|
| "You can ask me anything." | She told me that I could ask her anything. | Ona her şeyi sorabileceğimi söyledi. |
| "I'm tired." | He said (that) he was tired. | Yorgun olduğunu söyledi. |
| "I missed a flight." | She said she had missed a flight. | Uçak kaçırdığını söyledi. |
| "I'll call you." | He told me he would call me. | Beni arayacağını söyledi. |
Soru aktarırken ask kullanılır ve soru sırası düz cümle sırasına döner: "Where do you live?" → She asked me where I lived. Evet/hayır sorularında if ya da whether gelir: He asked if I was nervous.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: say ile telli karıştırmak: She said me that… ✗ He told that… ✗ → She told me that… ✓ He said that… ✓ tellden sonra kişi zorunludur; sayden sonra kişi gelmez (gelirse said to me).
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: aktarılan soruda soru sırasını korumak: She asked me where did I live. ✗ He asked was I nervous. ✗ → She asked me where I lived. ✓ He asked if I was nervous. ✓
Fiil kalıpları ve olasılık: enjoy doing · might · must · can't
Bazı fiillerden sonra -ing (gerund), bazılarından sonra to + V1 (infinitive) gelir (b1-05). Bunları kalıp olarak ezberlemek gerekir. Ayrıca bir durum hakkında tahmin yürütürken (b1-06) ne kadar emin olduğumuza göre must (eminim ki), might / may / could (belki), can't (olamaz, imkânsız) kullanırız.
| İngilizce | Türkçe | Kural |
|---|---|---|
| enjoy / finish / avoid / mind + -ing | enjoy meeting new people | -ing |
| want / decide / hope / plan + to | decide to apply | to + V1 |
| stop worrying | endişelenmeyi bırakmak | stop + -ing |
| stop to buy a coffee | kahve almak için durmak | stop + to |
| She must be tired. / It might rain. / That can't be true. | Yorgun olmalı. / Yağmur yağabilir. / Bu doğru olamaz. | must / might / can't + V1 |
- I enjoy walking by the sea. — Deniz kenarında yürümekten hoşlanırım.
- We decided to move abroad. — Yurt dışına taşınmaya karar verdik.
- The perfect moment might never come. — Mükemmel an hiç gelmeyebilir.
- You've been working all day. You must be exhausted. — Bütün gün çalıştın. Çok yorulmuş olmalısın.
💡 Edattan sonra her zaman -ing gelir: thanks for agreeing, good at drawing, thinking of moving, look forward to telling.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: enjoy to read ✗ I want going ✗ must to be ✗ → enjoy reading ✓ I want to go ✓ must be ✓ (Modallerden sonra to gelmez.)
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: “olamaz” anlamında mustn't kullanmak: He mustn't be at home, the lights are off. ✗ mustn't yasak bildirir. Çıkarımda olumsuz: He can't be at home. ✓
Fikirleri bağlamak: görüş, although / despite / however, ilgi cümleleri, resmî kalıplar
B1'in önemli bir kazanımı, cümleleri birbirine bağlayıp akıcı ve düzenli konuşup yazmaktır. Görüş bildirmek için In my opinion, I think / I don't think (b1-01); karşıtlık için although, despite, however (b1-08); açıklama eklemek için who / which / whose / where (b1-10); resmî yazıda I am writing to…, I look forward to hearing from you (b1-09) kullanılır.
| İngilizce | Türkçe | Arkasından ne gelir? |
|---|---|---|
| Although it rained, we went out. | Yağmur yağsa da dışarı çıktık. | although + cümle |
| Despite the rain, we went out. | Yağmura rağmen dışarı çıktık. | despite + isim / -ing |
| It rained. However, we went out. | Yağmur yağdı. Yine de çıktık. | However, + yeni cümle |
| my manager, whose parents run a bakery | annesiyle babası fırın işleten müdürüm | whose + isim |
| the city where I feel at home | kendimi evimde hissettiğim şehir | where + cümle |
- I don't think it's for everyone. — Herkese göre olduğunu sanmıyorum.
- Despite working long hours, she enjoyed her job. — Uzun saatler çalışmasına rağmen işinden keyif aldı.
- I am writing to apply for the position of graphic designer. — Grafik tasarımcı pozisyonuna başvurmak için yazıyorum.
💡 Olumsuz görüşte İngilizce think fiilini olumsuz yapar: I don't think it's a good idea. ✓ I think it's not a good idea. dilbilgisi olarak mümkündür ama çok daha az doğaldır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: Türkçedeki “…se de, ama” alışkanlığıyla although ile butı birlikte kullanmak: Although it rained, but we went out. ✗ → yalnızca birini seçin: Although it rained, we went out. ✓ / It rained, but we went out. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: despiteten sonra cümle kurmak ya da of eklemek: Despite it was raining… ✗ Despite of the rain… ✗ → Despite the rain… ✓ Although it was raining… ✓ (“in spite of” ise of alır.)
Kelimeler
- in my opinion
bence, bana göre - agree / disagree with
katılmak / katılmamak - be founded
kurulmak - be born
bi BORN
doğmak - wish
dilemek; keşke…; dilek - advice
ıd-VAYS
tavsiye, öğüt - tell / say
söylemek - enjoy doing
…mekten hoşlanmak - decide to do
…meye karar vermek - stop doing / stop to do
…meyi bırakmak / …mek için durmak - might
MAYT
…abilir, belki - must / can't (çıkarım)
-malı (eminim) / olamaz - look forward to + -ing
…meyi dört gözle beklemek - although
ol-DOU
…masına rağmen, …sa da - despite
di-SPAYT
…e rağmen (+ isim) - however
ancak, yine de - whose
…ın / …in (sahiplik bildiren ilgi zamiri) - by the time
-dığında (artık), -ene kadar - abroad
ı-BROD
yurt dışı(na/nda) - colleague
KA-lig
iş arkadaşı, meslektaş - newsletter
bülten - apply (for)
başvurmak - warn
WORN
uyarmak - definitely
DE-fı-nıt-li
kesinlikle, mutlaka - grateful
minnettar - feel at home
kendini evinde hissetmek - miss
MİS
kaçırmak (uçak, otobüs) - lovely
çok güzel, hoş