📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B2 · Ünite 7: Phrasal verbs (Phrasal verbs)
Sık phrasal verbler · ayrılabilen-ayrılamayan
Metin: A rough Monday
Deniz, Dublin'de bir yazılım şirketinde çalışan genç bir Türk mühendis. Pazartesi sabahı ofisteki kahve köşesinde İrlandalı iş arkadaşı Megan'la hafta sonunu ve yeni haftanın işlerini konuşuyor. Metindeki phrasal verb'lere ([[break down]], [[put off]], [[call off]], [[run out of]], [[figure out]]) ve nesnenin bazen fiille parçacığın arasına girdiğine ([[call him back]]) dikkat edin.
Megan: Morning, Deniz! You look exhausted. Did something come up?
Günaydın Deniz! Çok yorgun görünüyorsun. Bir şey mi çıktı?
Deniz: Sort of. The heating broke down last night, so I hardly slept.
Sayılır. Dün gece kalorifer bozuldu, o yüzden neredeyse hiç uyumadım.
Megan: Oh no. Did you call the landlord?
Eyvah. Ev sahibini aradın mı?
Deniz: I did, but he keeps putting it off. He says he'll look into it next week.
Aradım ama sürekli erteliyor. Gelecek hafta ilgileneceğini söylüyor.
Megan: Next week? I wouldn't put up with that. You should call him back and insist.
Gelecek hafta mı? Ben buna katlanmazdım. Onu tekrar arayıp ısrar etmelisin.
Deniz: You're right. I'll call him back at lunch. Anyway, I set off early this morning to avoid the traffic.
Haklısın. Öğle arasında onu tekrar arayacağım. Neyse, trafiğe yakalanmamak için bu sabah erkenden yola çıktım.
Deniz: And guess who I ran into at the bus stop? Our new manager, Mr. Hughes.
Bil bakalım otobüs durağında kime rastladım? Yeni müdürümüz Bay Hughes'a.
Megan: Really? What's he like? I haven't had a chance to talk to him yet.
Gerçekten mi? Nasıl biri? Onunla konuşma fırsatım henüz olmadı.
Deniz: He seems nice. He told me that today's client meeting has been called off.
İyi birine benziyor. Bugünkü müşteri toplantısının iptal edildiğini söyledi.
Megan: Called off? I spent the whole weekend going over those slides!
İptal mi? Bütün hafta sonunu o slaytların üzerinden geçerek harcadım!
Deniz: Wait, I think he said it's been put off, not called off. It's on Thursday now.
Dur, sanırım iptal değil, ertelendi dedi. Artık perşembe günü.
Megan: Phew! That's a relief. So we've got more time to work on the budget problem.
Oh be! İçim rahatladı. Demek bütçe sorunu üzerinde çalışmak için daha çok vaktimiz var.
Deniz: Exactly. We're running out of money on the project, and we need to figure out where it's going.
Aynen. Projede paramız tükeniyor ve paranın nereye gittiğini çözmemiz gerekiyor.
Megan: I've been thinking about that. What if we cut down on outside consultants?
Ben de bunu düşünüyordum. Dışarıdan danışmanları azaltsak nasıl olur?
Deniz: That's a good idea. Could you write it down and bring it up at the team meeting?
İyi fikir. Bunu not edip ekip toplantısında gündeme getirebilir misin?
Megan: Sure. But first, let me look up the figures from last month.
Tabii. Ama önce geçen ayın rakamlarına bir bakayım.
Deniz: Great. I'll fill out the expense report and send it to you. We can go through it together after lunch.
Harika. Ben harcama raporunu doldurup sana gönderirim. Öğleden sonra birlikte gözden geçirebiliriz.
Megan: Deal. And Deniz, don't give up on the landlord! Make sure he sorts it out this week.
Anlaştık. Bir de Deniz, ev sahibinin peşini bırakma! Bu hafta sorunu çözdüğünden emin ol.
Deniz: I won't. I'm really looking forward to sleeping in a warm room again!
Bırakmam. Yeniden sıcak bir odada uyumayı dört gözle bekliyorum!
Dilbilgisi
Phrasal verb nedir? Gerçek ve deyimsel anlam
Phrasal verb, bir fiil ile bir ya da iki parçacığın (up, down, off, out, on, in, over, into, after...) birleşmesinden oluşan ve çoğu zaman yeni bir anlam taşıyan yapıdır. Türkçedeki “vazgeçmek”, “göz atmak”, “ortaya çıkmak” gibi birleşik fiillere benzer: parçaların anlamını tek tek toplamak bütünün anlamını vermez.
Bazı phrasal verb'lerin anlamı gerçektir (saydamdır): sit down (oturmak), go out (dışarı çıkmak). Bazılarının anlamı ise deyimseldir: give up “yukarı vermek” değil “vazgeçmek”, run into “içine koşmak” değil “rastlamak” demektir. Aynı phrasal verb bağlama göre iki anlam da taşıyabilir.
| Phrasal verb | Gerçek anlam | Deyimsel anlam |
|---|---|---|
| look up | yukarı bakmak | sözlükte / internette aramak |
| take off | (giysiyi) çıkarmak | (uçak) havalanmak; (iş) birden başarılı olmak |
| pick up | yerden almak, kaldırmak | (dili) kulaktan öğrenmek; (birini) arabayla almak |
| break down | parçalara ayırmak | bozulmak; (kişi) yıkılmak |
| bring up | yukarı getirmek | konuyu açmak; çocuk yetiştirmek |
- The plane took off at 7:15. — Uçak 7.15'te havalandı.
- Her online business really took off last year. — İnternetteki işi geçen yıl gerçekten açıldı (birden büyüdü).
- I picked up some Italian while I was working in Milan. — Milano'da çalışırken biraz İtalyanca kaptım.
- Can you pick me up from the station? — Beni istasyondan alabilir misin?
💡 Phrasal verb'ler özellikle konuşma dilinde çok sık kullanılır; anadili İngilizce olanlar postpone yerine put off, investigate yerine look into demeyi tercih eder. Resmî yazıda ise çoğu zaman tek kelimelik karşılıklar seçilir (bkz. son konu).
⚠️ Türklerin tipik hatası: phrasal verb'den kaçıp her yerde tek kelimelik, kitabi fiili kullanmak ya da parçacığı atlamak. I gave smoking. ✗ → I gave up smoking. ✓ We ran milk. ✗ → We ran out of milk. ✓ Parçacık süs değildir; o olmadan fiilin anlamı tamamen değişir ya da cümle anlamsızlaşır.
Ayrılabilen phrasal verb'ler: turn it off
Nesne alan phrasal verb'lerin bir kısmı ayrılabilir (separable): nesne isimse parçacıktan önce ya da sonra gelebilir. Ama nesne bir zamirse (it, them, him, her, me, us, you) mutlaka fiil ile parçacığın arasına girer.
| Nesne isim (iki sıra da doğru) | Nesne zamir (tek sıra doğru) | Yanlış |
|---|---|---|
| turn off the TV / turn the TV off | turn it off | turn off it ✗ |
| put off the meeting / put the meeting off | put it off | put off it ✗ |
| look up the word / look the word up | look it up | look up it ✗ |
| turn down the offer / turn the offer down | turn it down | turn down it ✗ |
| pick up the kids / pick the kids up | pick them up | pick up them ✗ |
| call back Megan / call Megan back | call her back | call back her ✗ |
- Could you write down your number? / Could you write your number down? — Numaranı yazar mısın?
- I don't know this word. I'll look it up. — Bu kelimeyi bilmiyorum. (Sözlükte) bakacağım.
- They offered her a job in Ankara, but she turned it down. — Ona Ankara'da bir iş teklif ettiler ama geri çevirdi.
- The landlord keeps putting it off. — Ev sahibi sürekli erteliyor.
💡 Nesne uzunsa (birkaç sözcüklük bir isim öbeği), doğal olan onu parçacıktan sonraya koymaktır: Please fill out the form that you received yesterday. Kısa nesnelerde iki sıra da doğal duyulur.
⚠️ Türklerin tipik hatası: zamir nesneyi sona koymak. Türkçede nesne fiilin önünde durduğu için öğrenci phrasal verb'ü tek bir blok gibi görür ve Turn off it! ✗, I'll pick up you at eight. ✗ der. Doğrusu: Turn it off! ✓ I'll pick you up at eight. ✓ Kural: zamir asla parçacıktan sonra gelmez (ayrılabilen fiillerde).
Ayrılamayan phrasal verb'ler: look after them
Bazı phrasal verb'lerde parçacık aslında bir edat gibi davranır ve nesne her zaman onun arkasına gelir: fiil ile parçacık birbirinden ayrılmaz (inseparable). Nesne zamir olsa bile sıra değişmez.
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek (isim) | Örnek (zamir) |
|---|---|---|---|
| look after | bakmak, ilgilenmek | look after the children | look after them |
| look into | araştırmak | look into the problem | look into it |
| run into | rastlamak | run into an old friend | run into him |
| go over | gözden geçirmek | go over the slides | go over them |
| get over | atlatmak, üstesinden gelmek | get over the flu | get over it |
| come across | tesadüfen bulmak | come across a photo | come across it |
| deal with | ilgilenmek, başa çıkmak | deal with complaints | deal with them |
- My mother looks after my son on Fridays. — Cuma günleri oğluma annem bakıyor.
- It took her months to get over the breakup. — Ayrılığı atlatması aylar sürdü.
- I came across this photo while I was cleaning the attic. — Tavan arasını temizlerken bu fotoğrafa rastladım.
- Don't worry about the complaints. I'll deal with them. — Şikâyetleri dert etme. Ben ilgilenirim.
💡 Hangi phrasal verb'ün ayrılıp ayrılmadığını kuralla bilmek zordur; iyi bir sözlük bunu gösterir. Sözlükte look sth up biçiminde yazılmışsa (sth araya girmiş) ayrılabilir, look after sb biçiminde yazılmışsa (sb sonda) ayrılamaz.
⚠️ Türklerin tipik hatası: ayrılabilen fiillerin kuralını her fiile uygulamak. I'll look the children after. ✗ She ran an old friend into. ✗ → I'll look after the children. ✓ She ran into an old friend. ✓ Ayrıca get over (atlatmak) ile go over (gözden geçirmek) ses olarak yakın olduğu için karıştırılır.
Üç parçalı phrasal verb'ler ve look forward to + -ing
Bazı phrasal verb'ler fiil + parçacık + edat olmak üzere üç parçadan oluşur. Bunlar hiç ayrılmaz; nesne her zaman en sona, edattan sonra gelir.
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| put up with | katlanmak | I can't put up with this noise. |
| run out of | tükenmek, bitmek | We've run out of coffee. |
| come up with | (fikir) bulmak | She came up with a brilliant idea. |
| cut down on | azaltmak | You should cut down on sugar. |
| get along with | iyi geçinmek | I get along with my flatmates. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to meeting you. |
| catch up with | yetişmek; (birinin) hâlini hatırını sormak | Let's catch up with Ayla next week. |
look forward to kalıbındaki to, mastar eki değil bir edattır. Bu yüzden ardından fiil gelecekse -ing biçimi kullanılır. Aynı durum be used to (alışkın olmak) ve object to (itiraz etmek) için de geçerlidir.
- I look forward to hearing from you. — Cevabınızı bekliyorum.
- We're looking forward to the holiday. — Tatili dört gözle bekliyoruz.
- The team came up with a cheaper solution. — Ekip daha ucuz bir çözüm buldu.
- I don't get along with my new neighbor. — Yeni komşumla iyi geçinemiyorum.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: I look forward to meet you. ✗ “Görmek için” diye düşünüldüğü için todan sonra yalın fiil getirilir. Doğrusu: I look forward to meeting you. ✓ Bu hata resmî e-postalarda ve YDS'de en sık yakalanan hatalardandır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: üç parçalı fiilde bir parçayı atlamak ya da edatı değiştirmek. I can't put up this noise. ✗ We've run out milk. ✗ She came up an idea. ✗ → put up with, run out of, come up with ✓ Üç parçayı her zaman birlikte, tek bir söz gibi öğrenin.
Parçacıkların anlamı: up, out, off, on, down
Phrasal verb'ler rastgele değildir: aynı parçacık birçok fiilde benzer bir anlam katkısı yapar. Bu anlamları bilmek, ilk kez gördüğünüz bir phrasal verb'ü tahmin etmenizi sağlar; YDS okuma parçalarında bu çok işe yarar.
| Parçacık | Ortak anlam | Örnekler |
|---|---|---|
| up | tamamlama, sonuna kadar; artış | eat up, use up, fill up, speed up, grow up |
| out | tükenme; ortaya çıkarma, bulma | run out, sell out, find out, figure out, point out |
| off | ayrılma, kopma; iptal, erteleme | set off, take off, call off, put off, switch off |
| on | devam etme; açma | carry on, go on, keep on, turn on |
| down | azalma, düşme; ret; yazıya geçirme | slow down, cut down, turn down, write down |
| back | geri, karşılık | call back, pay back, give back, come back |
- The tickets sold out in two hours. — Biletler iki saatte tükendi.
- Please carry on. I didn't mean to interrupt. — Lütfen devam edin. Sözünüzü kesmek istememiştim.
- Slow down! You're driving too fast. — Yavaşla! Çok hızlı sürüyorsun.
- Who used up all the printer paper? — Yazıcı kâğıdının hepsini kim bitirdi?
💡 Aynı fiilin farklı parçacıklarla birleşmesine dikkat: turn on (açmak) / turn off (kapatmak) / turn up (sesi açmak; çıkagelmek) / turn down (sesi kısmak; reddetmek). Kelimeleri parçacık gruplarıyla öğrenmek hafızayı kolaylaştırır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “açmak / kapatmak” fiillerini doğrudan çevirmek. Open the TV. ✗ Close the light. ✗ Elektrikli aletler için turn on / turn off (ya da switch on / switch off) kullanılır: Turn on the TV. ✓ Turn off the light. ✓ open / close kapı, pencere, kutu, uygulama için kullanılır.
Resmî karşılıklar ve YDS: put off = postpone
YDS ve YÖKDİL'de phrasal verb'ler iki biçimde karşınıza çıkar: boşluğa uygun phrasal verb'ü seçmek ya da bir cümlenin anlamca en yakın karşılığını bulmak. İkinci tür soruda metindeki phrasal verb'ün yerine çoğu zaman tek kelimelik resmî bir fiil geçer. Bu eşleştirmeleri bilmek doğrudan puan getirir.
| Phrasal verb | Resmî karşılık | Türkçe |
|---|---|---|
| put off | postpone, delay | ertelemek |
| call off | cancel | iptal etmek |
| put up with | tolerate | katlanmak |
| look into | investigate, examine | araştırmak, incelemek |
| find out | discover, learn | öğrenmek, keşfetmek |
| cut down on | reduce | azaltmak |
| carry on | continue | devam etmek |
| turn down | reject, refuse | reddetmek |
| come up with | devise, propose | geliştirmek, önermek |
| set up | establish | kurmak |
- The launch has been put off until spring. = The launch has been postponed until spring. — Lansman bahara ertelendi.
- The police are looking into the matter. = The police are investigating the matter. — Polis konuyu araştırıyor.
- She set up her own company in 2019. = She established her own company in 2019. — 2019'da kendi şirketini kurdu.
Bazı phrasal verb'lerden isim de türer; vurgu genellikle ilk heceye kayar ve yazılışta birleşik ya da tireli olur: break down → a breakdown (arıza), set back → a setback (aksilik), take over → a takeover (devralma), work out → a workout (antrenman).
⚠️ Türklerin tipik hatası: resmî karşılığı phrasal verb'ün kalıbıyla birlikte kullanmak. We postponed off the meeting. ✗ They investigated into the case. ✗ I can't tolerate with this. ✗ Tek kelimelik fiil parçacık ya da edat almaz: We postponed the meeting. ✓ They investigated the case. ✓ I can't tolerate this. ✓
Kelimeler
- come up
(beklenmedik biçimde) çıkmak, ortaya çıkmak - break down
bozulmak (makine, araç); (görüşme) çökmek - put off
ertelemek - call off
iptal etmek - look into
araştırmak, incelemek, ilgilenmek - put up with
katlanmak, tahammül etmek - call back
kol BEK
geri aramak - set off
yola çıkmak; (alarmı vb.) çalıştırmak - run into
(birine) tesadüfen rastlamak - go over
gözden geçirmek, üzerinden geçmek - go through
(belgeyi) baştan sona incelemek; (zor bir dönem) yaşamak - run out of
(bir şeyi) tüketmek, (bir şey) bitmek - figure out
çözmek, anlamak, kafa yorup bulmak - find out
öğrenmek, ortaya çıkarmak - cut down on
(tüketimi) azaltmak - write down
not etmek, yazıya geçirmek - bring up
(konuyu) gündeme getirmek; (çocuk) yetiştirmek - look up
(sözlükte, internette) bakmak, aramak - fill out
(form) doldurmak - give up
vazgeçmek, pes etmek - sort out
(sorunu) halletmek, çözmek; düzenlemek - look forward to
dört gözle beklemek, sabırsızlıkla beklemek - turn down
(teklifi) geri çevirmek; (sesi) kısmak - look after
bakmak, özen göstermek - get along with
(biriyle) iyi geçinmek - carry on
devam etmek - come up with
(fikir, çözüm) bulmak, ortaya atmak - take up
(hobiye, uğraşa) başlamak; (yer, zaman) kaplamak - landlord
ev sahibi (kiraya veren) - for good
temelli, kalıcı olarak