📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
B2 · Ünite 10: B2 tekrar (B2 review)
B2 seviyesinin tüm konuları
Metin: A year that flew by
Kentsel ekoloji araştırmacısı Ece, Toronto'da geçirdiği bir yılın ardından İstanbul'a döndü. Londra'da yaşayan eski iş arkadaşı Daniel ile görüntülü konuşuyor. Bu konuşmada B2 seviyesinin bütün konuları var: koşul ve [[wish]], geçmiş modallar, ileri edilgen, bağlaçlar, isim cümlecikleri, kısaltılmış yapılar, gelecek zamanlar ve phrasal verbler. Okurken her yapıyı bulmaya çalışın.
Daniel: Ece! It's been ages. I heard you'd moved back to Istanbul. How does it feel to be home?
Ece! Görüşmeyeli asırlar oldu. İstanbul'a geri taşındığını duydum. Evde olmak nasıl bir duygu?
Ece: Strange, to be honest. I keep wondering what I would have done differently if I had known how fast the year would go.
Açıkçası tuhaf. Yılın bu kadar hızlı geçeceğini bilseydim neyi farklı yapacağımı düşünüp duruyorum.
Daniel: Like what?
Mesela?
Ece: Well, I should have traveled more. I spent almost every weekend in the lab. I wish I had gone to Montreal at least once.
Şey, daha çok gezmeliydim. Neredeyse her hafta sonunu laboratuvarda geçirdim. Keşke en azından bir kez Montreal'e gitseydim.
Daniel: You couldn't have done everything. You were working on a huge project.
Her şeyi yapman mümkün değildi. Dev bir proje üzerinde çalışıyordun.
Ece: True, and it paid off in the end. Our paper has just been accepted, and it's going to be presented at a conference in Lisbon next spring.
Doğru, sonunda da karşılığını aldı. Makalemiz az önce kabul edildi ve önümüzdeki bahar Lizbon'daki bir konferansta sunulacak.
Daniel: Congratulations! It's said that getting into that conference is really tough.
Tebrikler! O konferansa kabul edilmenin çok zor olduğu söylenir.
Ece: It is. Only about a fifth of the submissions are believed to be accepted each year.
Öyle. Her yıl başvuruların yalnızca beşte birinin kabul edildiği düşünülüyor.
Daniel: So what was the paper about, exactly? I never really understood what your team was doing.
Peki makale tam olarak ne hakkındaydı? Ekibinin ne yaptığını hiç tam anlamamıştım.
Ece: Basically, we looked at how heat waves affect city trees. Trees planted along busy roads suffered the most, and their decline resulted in even hotter streets.
Kısacası sıcak hava dalgalarının şehir ağaçlarını nasıl etkilediğine baktık. En çok kalabalık yollar boyunca dikilmiş ağaçlar zarar gördü ve onların kötüleşmesi sokakların daha da ısınmasıyla sonuçlandı.
Daniel: That sounds like a vicious circle.
Kısır döngü gibi duruyor.
Ece: It is. What surprised us most was that even small parks cooled the surrounding streets far more than we had expected.
Öyle. Bizi en çok şaşırtan, küçük parkların bile çevredeki sokakları beklediğimizden çok daha fazla serinletmesiydi.
Daniel: And now? Are you going to carry on with the research here?
Peki şimdi? Araştırmaya burada devam edecek misin?
Ece: Yes, provided that the university approves my funding. I'm also setting up a small team so that the project doesn't depend only on me.
Evet, üniversite fonumu onaylarsa. Projenin yalnızca bana bağlı kalmaması için küçük bir ekip de kuruyorum.
Daniel: Smart. Unless you share the workload, you'll burn out.
Akıllıca. İş yükünü paylaşmazsan tükenirsin.
Ece: Exactly. Whereas in Toronto I did everything myself, here I want to delegate more.
Aynen. Toronto'da her şeyi kendim yapmıştım; burada ise daha çok iş devretmek istiyorum.
Daniel: Having seen how hard you work, I'm not worried about you at all.
Ne kadar çok çalıştığını gördükten sonra senin için hiç endişelenmiyorum.
Ece: Thanks. By this time next year, I'll have finished the first stage, and I'll be writing the second paper.
Teşekkürler. Seneye bu zamanlar ilk aşamayı bitirmiş olacağım ve ikinci makaleyi yazıyor olacağım.
Daniel: Let me know when you're coming to London. I'll show you around, in case you need a break.
Londra'ya geleceğin zaman haber ver. Belki bir molaya ihtiyacın olur diye seni gezdiririm.
Ece: Deal! And this time I won't put off my holidays. I've learned my lesson.
Anlaştık! Bu sefer tatillerimi ertelemeyeceğim. Dersimi aldım.
Dilbilgisi
Koşul cümleleri ve wish: gerçek, hayal, pişmanlık
B1'de ikinci tip koşulu (If I were you…) gördük. B2'de geçmişe uzandık: üçüncü tip koşul, gerçekleşmemiş bir geçmişi hayal eder; karma koşul ise geçmişteki bir durumu bugünkü sonuçla bağlar. Türkçede hepsine çoğu zaman “-seydi … -ırdı” deriz; İngilizcede ise zaman uyumunu tek tek kurmak gerekir.
| İngilizce kalıp | Zaman ilişkisi | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| If + past simple, would + V1 | şimdi / genel (hayal) | If I had more time, I would travel. | Daha çok vaktim olsa gezerdim. |
| If + past perfect, would have + V3 | geçmiş → geçmiş | If I had known, I would have come. | Bilseydim gelirdim. |
| If + past perfect, would + V1 | geçmiş → şimdi (karma) | If I had studied medicine, I would be a doctor now. | Tıp okusaydım şimdi doktor olurdum. |
| If + past simple, would have + V3 | şimdi → geçmiş (karma) | If I were braver, I would have said no. | Daha cesur olsaydım hayır derdim. |
| wish + past simple | şimdiki duruma pişmanlık | I wish I lived closer. | Keşke daha yakında otursam. |
| wish + past perfect | geçmişe pişmanlık | I wish I had gone to Montreal. | Keşke Montreal'e gitseydim. |
- If I had known how fast the year would go, I would have traveled more. — Yılın bu kadar hızlı geçeceğini bilseydim daha çok gezerdim.
- If she hadn't missed the flight, she would be here now. — Uçağı kaçırmasaydı şimdi burada olurdu.
- I wish I hadn't spent every weekend in the lab. — Keşke her hafta sonunu laboratuvarda geçirmeseydim.
💡 YDS ipucu: Önce ana cümlenin zamanına bakın. would have + V3 gördüyseniz if kısmı büyük olasılıkla had + V3tür; ana cümlede now, today gibi bir zaman sözü varsa karma koşul (would + V1) düşünün. Had I known… (ifsiz, devrik) yapısı da If I had known… demektir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: if kısmına da would koymak. If I would have known, I would have come. ✗ → If I had known, I would have come. ✓ Aynı hata wish ile de yapılır: I wish I would have gone. ✗ → I wish I had gone. ✓
İleri edilgen yapı: It is said that… · be believed to · have something done
Edilgen yapı (be + V3) bütün zamanlarda kurulur: is being built, has been accepted, will be presented. B2'de iki yeni kullanım öğrendik: Türkçedeki “… olduğu söyleniyor / düşünülüyor” yapısının iki İngilizce karşılığı ve “yaptırmak” anlamındaki have something done.
| İngilizce kalıp | Kullanım | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| It is said / believed / thought that + cümle | genel kanı (kişisel olmayan) | It is said that the conference is tough. | Konferansın zor olduğu söylenir. |
| Özne + is said / believed + to + V1 | şimdiki durum | The conference is said to be tough. | (aynı anlam) |
| Özne + is believed + to have + V3 | geçmişteki olay | The fire is believed to have started at night. | Yangının gece başladığı sanılıyor. |
| Özne + is thought + to be + -ing | şu an süren olay | He is thought to be working abroad. | Yurt dışında çalıştığı düşünülüyor. |
| have / get + nesne + V3 | işi başkasına yaptırmak | I had my laptop repaired. | Dizüstü bilgisayarımı tamir ettirdim. |
- Our paper has just been accepted. — Makalemiz az önce kabul edildi.
- Only a fifth of the submissions are believed to be accepted. — Başvuruların yalnızca beşte birinin kabul edildiği düşünülüyor.
- The bridge is said to have cost twice as much as planned. — Köprünün planlanandan iki kat pahalıya mal olduğu söyleniyor.
- We're having the office painted next week. — Gelecek hafta ofisi boyatıyoruz.
💡 YDS ipucu: Olay geçmişte, söyleyiş şimdideyse to have + V3 gerekir: He is said to have left (gittiği söyleniyor). Söyleyiş de geçmişteyse was said olur: He was said to be rich. (zengin olduğu söylenirdi).
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: “söyleniyor” yapısını It says that… ✗ ya da It is saying that… ✗ diye kurmak. Doğrusu It is said that… ✓ (Bir yazı için “yazıyor” anlamında The report says… ise doğrudur.) Ayrıca kişisel yapıda He is said that he is rich. ✗ → He is said to be rich. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: “Saçımı kestirdim” derken I cut my hair. demek; bu, saçınızı kendiniz kestiğiniz anlamına gelir. Kuaförde kestirdiyseniz I had my hair cut. ✓ Sıra da önemlidir: I had cut my hair (Past Perfect) bambaşka bir anlamdır.
Geçmiş modallar: should have, could have, must have, can't have, might have
Modal + have + V3, geçmiş hakkında yorum yapar: eleştiri, pişmanlık, olasılık ya da çıkarım. Türkçede “-meliydin, -ebilirdin, -miş olmalı, -miş olamaz” diye karşılarız.
| İngilizce | Anlam | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| should have + V3 | yapılması gereken yapılmadı (eleştiri, pişmanlık) | I should have traveled more. | Daha çok gezmeliydim. |
| shouldn't have + V3 | yapılmaması gereken yapıldı | You shouldn't have worked so late. | O kadar geç saate kadar çalışmamalıydın. |
| could have + V3 | mümkündü ama olmadı | You could have called me. | Beni arayabilirdin. |
| couldn't have + V3 | mümkün değildi | You couldn't have done everything. | Her şeyi yapman mümkün değildi. |
| must have + V3 | güçlü çıkarım (olumlu) | She must have stayed up all night. | Bütün gece uyumamış olmalı. |
| can't / couldn't have + V3 | güçlü çıkarım (olumsuz) | He can't have seen us. | Bizi görmüş olamaz. |
| may / might have + V3 | olasılık | They might have missed the train. | Treni kaçırmış olabilirler. |
- Ece looks exhausted. She must have worked all weekend. — Ece bitkin görünüyor. Bütün hafta sonu çalışmış olmalı.
- You shouldn't have put off your holidays. — Tatillerini ertelememeliydin.
- The results can't have been correct; the device was broken. — Sonuçlar doğru olmuş olamaz; cihaz bozuktu.
💡 YDS ipucu: Cümlenin devamındaki kanıta bakın. Kesin bir ipucu varsa (Her eyes are red) must have; kanıt olumsuzsa (he was abroad then) can't have; yalnızca ihtimal varsa might / may have; kanıt değil eleştiri varsa (but you didn't) should have seçilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Konuşmada should've “şud-ıv” diye okunduğu için should of ✗ yazmak. Doğrusu should have / should've ✓ Bir de olumsuz çıkarımda mustn't have ✗ kullanmak: “görmüş olamaz” = He can't have seen us. ✓
Bağlaçlar ve neden-sonuç: whereas, provided that, unless, so that, in case
YDS'nin boşluk doldurma ve cümle tamamlama sorularının büyük kısmı anlam ilişkisini sorar: karşıtlık mı, koşul mu, amaç mı, neden mi, sonuç mu? Türkçede bir ekle verdiğimiz bu ilişkiler İngilizcede ayrı sözcüklerle kurulur ve her birinin ardından gelecek yapı bellidir.
| İngilizce | İlişki | Ardından | Türkçe |
|---|---|---|---|
| whereas / while | karşıtlık (iki durum) | cümle | -ken, oysa |
| although / even though | beklenmedik zıtlık | cümle | -e rağmen, -dığı hâlde |
| despite / in spite of | beklenmedik zıtlık | isim / -ing | -e rağmen |
| provided that / as long as | koşul | cümle (şimdiki zaman) | -mek şartıyla |
| unless | olumsuz koşul | cümle (olumlu fiil) | -mezse, -medikçe |
| in case | önlem | cümle (şimdiki zaman) | … ihtimaline karşı |
| so that / in order to | amaç | cümle / V1 | -sın diye / -mek için |
| due to / because of | neden | isim / -ing | nedeniyle |
| therefore / consequently | sonuç | yeni cümle | bu nedenle |
- Whereas in Toronto I did everything myself, here I want to delegate. — Toronto'da her şeyi kendim yaparken burada iş devretmek istiyorum.
- You can borrow my car provided that you return it by Friday. — Cuma gününe kadar geri getirmen şartıyla arabamı ödünç alabilirsin.
- Unless you share the workload, you'll burn out. — İş yükünü paylaşmazsan tükenirsin.
- Take my number in case you get lost. — Kaybolma ihtimaline karşı numaramı al.
💡 YDS ipucu: in case ile if farklıdır. I'll take an umbrella if it rains = yağarsa alırım (yağmazsa almam). I'll take an umbrella in case it rains = yağabilir diye şimdiden alırım. provided that, unless, in case ve ifden sonra gelecek anlamı olsa bile will kullanılmaz.
⚠️ Türklerin tipik hatası: unless ile olumsuz fiili birleştirmek (çifte olumsuzluk). Türkçedeki “gelmezsen” olumsuz ekini koruyup Unless you don't come, … ✗ yazılır. unless zaten “-mezse” demektir: Unless you come… ✓ = If you don't come… ✓ Ayrıca despite ardından cümle: Despite it was late… ✗ → Although it was late… ✓ / Despite the late hour… ✓
Kısaltılmış yapılar ve isim cümlecikleri
İlgi cümlecikleri ve zarf cümlecikleri, öznesi ana cümleyle aynıysa kısaltılabilir: etken anlamda -ing, edilgen anlamda V3, öncelik vurgusunda having + V3. İsim cümlecikleri (that, whether, what, wh-) ise bir cümleyi isim gibi kullanır; Türkçedeki “-dığı(nı)” yapısına karşılık gelir.
| İngilizce | Uzun biçim | Kısa biçim / işlev | Türkçe |
|---|---|---|---|
| -ing (etken) | the people who live here | the people living here | burada yaşayan insanlar |
| V3 (edilgen) | trees that were planted along roads | trees planted along roads | yol boyunca dikilmiş ağaçlar |
| having + V3 | After I had seen the data, … | Having seen the data, … | Verileri gördükten sonra |
| What + cümle | the thing that surprised us | What surprised us was… | Bizi şaşırtan şey |
| whether / if | Do you know? Is it true? | I wonder whether it's true. | Doğru olup olmadığını merak ediyorum. |
| wh- (dolaylı soru) | Where is the station? | Can you tell me where the station is? | İstasyonun nerede olduğunu söyler misiniz? |
- Trees planted along busy roads suffered the most. — Kalabalık yollar boyunca dikilmiş ağaçlar en çok zarar gördü.
- Having seen how hard you work, I'm not worried. — Ne kadar çok çalıştığını gördükten sonra endişelenmiyorum.
- What matters is that the project continues. — Önemli olan projenin devam etmesi.
- I never understood what your team was doing. — Ekibinin ne yaptığını hiç anlamadım.
💡 YDS ipucu: Boşluktan önce bir isim, sonra by ya da bir yer/zaman bilgisi varsa çoğu zaman V3 aranıyordur (the paper written by Ece). İsim boşluktaki eylemi kendisi yapıyorsa -ing (students taking the exam). Cümlenin öznesi boşsa ve ardından tekil bir fiil (is, was) geliyorsa What ya da That ile başlayan bir isim cümleciği düşünün.
⚠️ Türklerin tipik hatası: dolaylı soruda soru sırasını korumak. Can you tell me where is the station? ✗ → Can you tell me where the station is? ✓; I don't know what does it mean. ✗ → I don't know what it means. ✓ Dolaylı soruda özne + fiil düz sıradadır ve do / does / did kullanılmaz.
Gelecek zamanlar ve phrasal verbs
Future Continuous (will be + -ing) gelecekte belirli bir anda süren eylemi, Future Perfect (will have + V3) ise gelecekteki bir ana kadar tamamlanmış olacak eylemi anlatır. Türkçede “yazıyor olacağım” ve “bitirmiş olacağım” diye karşılarız. Phrasal verbler ise fiil + edat/zarf birleşimleridir; anlamları çoğu zaman parçalardan tahmin edilemez.
| İngilizce | Kalıp / tür | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Future Continuous | will be + -ing | This time tomorrow I'll be flying to Lisbon. | Yarın bu saatte Lizbon'a uçuyor olacağım. |
| Future Perfect | will have + V3 (by …) | By June, I'll have finished the first stage. | Hazirana kadar ilk aşamayı bitirmiş olacağım. |
| put off | ayrılabilir | put the meeting off / put it off | ertelemek |
| set up | ayrılabilir | set up a team / set it up | kurmak |
| carry on | ayrılamaz (nesnesiz) | carry on with the research | devam etmek |
| look forward to | ayrılamaz, üç parçalı | look forward to seeing you | dört gözle beklemek |
| turn out | nesnesiz | It turned out that… | … olduğu ortaya çıkmak |
- By this time next year, I'll have finished the first stage. — Seneye bu zamanlar ilk aşamayı bitirmiş olacağım.
- Don't call at nine; I'll be giving a lecture. — Dokuzda arama; ders veriyor olacağım.
- We had to put the trip off because of the storm. — Fırtına yüzünden geziyi ertelemek zorunda kaldık.
💡 YDS ipucu: by + zaman (by 2030, by the time…, by the end of the year) Future Perfect'in en güçlü işaretidir. this time next week, at 10 tomorrow ise Future Continuous'u çağırır. by the timedan sonra gelecek anlamında bile Present Simple gelir: By the time you arrive, I'll have left.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: ayrılabilen phrasal verbde zamiri sona koymak. Put off it. ✗ I'll set up it. ✗ → Put it off. ✓ I'll set it up. ✓ Zamir her zaman fiil ile edatın arasına girer.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: look forward to daki toyu mastar sanmak. I look forward to see you. ✗ → I look forward to seeing you. ✓ Aynı mantık lead to, contribute to, be used to için de geçerlidir: ardından -ing ya da isim gelir.
Kelimeler
- regret
ri-GRET
pişmanlık; pişman olmak - pay off
karşılığını vermek, meyvesini vermek; (borç) ödemek - carry on (with)
devam etmek - set up
kurmak (şirket, ekip, sistem) - put off
ertelemek - burn out
tükenmek (iş stresinden) - show sb around
birine bir yeri gezdirmek - look back on
geriye dönüp bakmak, hatırlamak - find out
öğrenmek, ortaya çıkarmak - turn out
… olduğu ortaya çıkmak - submission
sıb-Mİ-şın
başvuru, gönderilen çalışma - be accepted
kabul edilmek - funding
fon, finansman - workload
iş yükü - delegate
DE-lı-geyt
(işi) devretmek, yetki vermek - approve
onaylamak - heat wave
sıcak hava dalgası - vicious circle
Vİ-şıs SÖR-kıl
kısır döngü - surrounding
çevredeki, etraftaki - whereas
wer-EZ
oysa, -diği hâlde, iken - provided that
-mek şartıyla, … koşuluyla - unless
ın-LES
…mezse, …madıkça - in case
…ihtimaline karşı, … diye - so that
-sin diye, -mesi için - It is said that…
… olduğu söylenir/söyleniyor - be believed to
…dığı sanılmak / inanılmak - have something done
bir şeyi yaptırmak - by this time next year
seneye bu zamanlar - learn one's lesson
dersini almak