📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C1 · Ünite 5: Eş anlamlılar ve paronimler (Affect or effect?)
Karıştırılan kelimeler · YDS kelime soruları stratejisi
Metin: Your draft, word by word
Toronto'da doktora yapan Kerem, makale taslağını üniversitenin yazma merkezindeki danışman Hannah'ya götürdü. Hannah taslaktaki kelime hatalarını tek tek gösteriyor. Konuşmada [[affect / effect]], [[economic / economical]], [[principle / principal]], [[imply / infer]] çiftlerine ve Türkçeye benzediği için yanıltan [[sympathetic]], [[eventually]] gibi sözcüklere dikkat edin.
Hannah: Come in, Kerem. I've read your draft, and overall it's very promising. Shall we go through my comments?
Gel, Kerem. Taslağını okudum, genel olarak çok umut verici. Yorumlarımın üzerinden geçelim mi?
Kerem: Yes, please. I'm sure there are plenty of mistakes, so please be honest.
Evet, lütfen. Eminim bir sürü hata vardır, o yüzden lütfen açık sözlü ol.
Hannah: Let's start with the first paragraph. You wrote that inflation 'effects' household spending. Here you need 'affects', with an a.
İlk paragraftan başlayalım. Enflasyonun hane harcamalarını 'effects' ettiğini yazmışsın. Burada a ile 'affects' gerekiyor.
Kerem: I always mix those two up. Affect is the verb and effect is the noun, right?
O ikisini hep karıştırıyorum. Affect fiil, effect isim, değil mi?
Hannah: Usually, yes. Inflation affects spending; it has an effect on spending. But 'effect' can also be a verb meaning 'to bring about', as in 'to effect change'.
Genellikle evet. Enflasyon harcamaları etkiler; harcamalar üzerinde bir etkisi vardır. Ama 'effect' 'gerçekleştirmek, meydana getirmek' anlamında fiil de olabilir; 'to effect change' (değişimi gerçekleştirmek) gibi.
Kerem: That's confusing. And what about this sentence: 'The city council took economical measures'?
Kafa karıştırıcı. Peki şu cümle: 'The city council took economical measures'?
Hannah: You mean 'economic measures', measures related to the economy. 'Economical' means cheap to run or not wasteful, like an economical car.
'Economic measures' demek istiyorsun, yani ekonomiyle ilgili önlemler. 'Economical' ise az masraflı, israf etmeyen demek; ekonomik bir araba gibi.
Kerem: I see. In Turkish, both of them would simply be 'ekonomik'.
Anlıyorum. Türkçede ikisi de basitçe 'ekonomik' olur.
Hannah: Exactly, and that's why it's a trap. Next, on page three you describe the new policy as 'sympathetic'. What did you want to say?
Aynen, işte bu yüzden tuzak. Sıradaki: üçüncü sayfada yeni politikayı 'sympathetic' diye nitelemişsin. Ne demek istedin?
Kerem: That people found it pleasant and likable. In Turkish we'd say 'sempatik'.
İnsanların onu hoş ve sevimli bulduğunu. Türkçede 'sempatik' deriz.
Hannah: That's a false friend. 'Sympathetic' means understanding and supportive towards someone with a problem. Here 'appealing' or 'well received' would work better.
Bu yalancı eş. 'Sympathetic' sorunu olan birine karşı anlayışlı ve destekleyici demek. Burada 'appealing' (cazip) ya da 'well received' (iyi karşılanan) daha iyi olur.
Kerem: Oh no. What else have I got wrong?
Eyvah. Başka neyi yanlış yazmışım?
Hannah: Just a few more. 'The principle aim of this study' should be 'principal aim', meaning the main aim. A principle is a rule or a basic belief.
Birkaç tane daha. 'The principle aim of this study', 'principal aim' olmalı; yani ana amaç. 'Principle' bir kural ya da temel bir inançtır.
Kerem: Principal ends in 'pal', and a pal is your main friend. I'll remember that.
Principal 'pal' ile bitiyor, 'pal' de en yakın arkadaş demek. Bunu unutmam.
Hannah: Nice trick! Now, here you wrote: 'Eventually, prices may rise next year.' Did you mean 'possibly'?
Güzel bir hile! Şimdi, burada 'Eventually, prices may rise next year.' yazmışsın. 'Possibly' (muhtemelen) mi demek istedin?
Kerem: Yes! Doesn't 'eventually' mean 'muhtemelen'?
Evet! 'Eventually' 'muhtemelen' demek değil mi?
Hannah: No, it means 'in the end, after a long time'. It's a classic mistake. The last one: you wrote 'I imply from the data that…'. That should be 'infer'. The writer implies; the reader infers.
Hayır, 'sonunda, uzun bir sürenin ardından' demek. Klasik bir hatadır. Sonuncusu: 'I imply from the data that…' yazmışsın. 'Infer' olmalı. Yazar ima eder, okur çıkarım yapar.
Kerem: This is really helpful. Is there a trick for the vocabulary questions in the YDS? I'm taking it in November.
Bu gerçekten çok yararlı. YDS'deki kelime soruları için bir püf noktası var mı? Kasımda sınava giriyorum.
Hannah: Look at the words around the gap. Collocations like 'pose a threat' or 'conduct research' often give you the answer before you even read the options.
Boşluğun etrafındaki sözcüklere bak. 'Pose a threat' (tehdit oluşturmak) ya da 'conduct research' (araştırma yürütmek) gibi eşdizimler, çoğu zaman seçenekleri okumadan cevabı verir.
Kerem: Thanks, Hannah. I'll revise the draft and send it back to you by Friday.
Teşekkürler, Hannah. Taslağı düzeltip cumaya kadar sana geri gönderirim.
Dilbilgisi
affect / effect: tür ve anlam
B2'de temel kuralı gördünüz: affect fiil, effect isimdir. C1'de bunun iki istisnasını da bilmek gerekir. Birincisi, effect resmî dilde “gerçekleştirmek, meydana getirmek” anlamında fiil olur. İkincisi, affect psikolojide “duygu durumu” anlamında isim olarak geçer (gündelik dilde nadirdir).
| Sözcük | Tür | Anlam | Örnek |
|---|---|---|---|
| affect | fiil | etkilemek | Inflation affects spending. |
| effect | isim | etki, sonuç | Inflation has an effect on spending. |
| effect | fiil (resmî) | gerçekleştirmek | The new manager effected major changes. |
| affect | isim (psikoloji) | duygulanım | The patient showed flat affect. |
| effective | sıfat | etkili | an effective method |
| affected | sıfat / V3 | etkilenmiş | the affected areas |
- The new rules will affect thousands of workers. — Yeni kurallar binlerce işçiyi etkileyecek.
- The new rules will have an effect on thousands of workers. — Yeni kuralların binlerce işçi üzerinde etkisi olacak.
- It took years to effect real change in the system. — Sistemde gerçek bir değişim gerçekleştirmek yıllar aldı.
💡 Hafıza ipucu: Affect = Action (eylem, fiil), Effect = End result (sonuç, isim). affect change “değişimi etkilemek”, effect change ise “değişimi gerçekleştirmek”tir; ikisi de doğru ama anlamları farklı.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “üzerinde etkilemek” diye düşünüp It affected on me. ✗ demek. affect doğrudan nesne alır: It affected me. ✓ Edat isimle gelir: It had an effect on me. ✓ Ayrıca edilgende I was effected by the news. ✗ → I was affected by the news. ✓
-ic / -ical çiftleri: economic mi, economical mı?
Bazı İngilizce sıfatların hem -ic hem -ical biçimi vardır ve anlamları farklıdır. Türkçede ikisinin de karşılığı çoğu zaman tek sözcük olduğu için (ekonomik, tarihî, klasik, elektrikli) bu çiftler sınavın gözde tuzaklarıdır.
| Sözcük | Anlam | Örnek |
|---|---|---|
| economic | ekonomiyle ilgili | economic growth, economic policy |
| economical | tutumlu, az masraflı | an economical heater, economical with money |
| historic | tarihî öneme sahip | a historic discovery, a historic agreement |
| historical | tarihle / geçmişle ilgili | historical records, a historical novel |
| classic | türünün en iyisi, tipik | a classic mistake, a classic film |
| classical | klasik dönem / sanat müziği | classical music, classical Greek |
| electric | elektrikle çalışan | an electric car, an electric guitar |
| electrical | elektrikle ilgili (genel) | electrical engineering, electrical problems |
- The country is going through an economic crisis. — Ülke ekonomik bir kriz yaşıyor.
- This new washing machine is very economical. — Bu yeni çamaşır makinesi çok tasarruflu.
- Signing the agreement was a historic moment. — Anlaşmanın imzalanması tarihî bir andı.
- She studies historical documents from the 16th century. — 16. yüzyıldan kalma tarihî belgeleri inceliyor.
💡 Soru sorun: “Ekonomiyle mi ilgili, yoksa para mı tasarruf ettiriyor?” İlki economic, ikincisi economical. “Tarihe mi geçecek, yoksa geçmişe mi ait?” İlki historic, ikincisi historical.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “Ekonomik araba” → an economic car ✗ (ekonomi politikası olan araba gibi duyulur) → an economical car ✓ “Ekonomik kalkınma” → economical development ✗ → economic development ✓ “Klasik bir hata” → a classical mistake ✗ → a classic mistake ✓
Yazımı ya da sesi benzer sözcükler (paronimler)
Paronimler, yazılışı ya da okunuşu birbirine çok yakın ama anlamı farklı sözcüklerdir. Bazılarının okunuşu tamamen aynıdır (principle / principal, complement / compliment); bu yüzden dikte ve yazma sorularında özellikle dikkat ister.
| Çift | Birincisi | İkincisi |
|---|---|---|
| principle / principal | ilke, kural | ana, başlıca; okul müdürü |
| complement / compliment | tamamlamak | iltifat (etmek) |
| sensible / sensitive | mantıklı, makul | hassas, duyarlı |
| continual / continuous | sık sık tekrarlanan | hiç kesilmeyen |
| adapt / adopt | uyarlamak; uyum sağlamak | benimsemek; evlat edinmek |
| imply / infer | ima etmek (konuşan) | çıkarmak (dinleyen) |
| considerate / considerable | düşünceli, saygılı | hatırı sayılır, büyük |
| comprehensive / comprehensible | kapsamlı | anlaşılır |
- It was a sensible decision to wait. — Beklemek mantıklı bir karardı.
- Children's skin is very sensitive to the sun. — Çocukların cildi güneşe karşı çok hassastır.
- The university adopted a new policy on plagiarism. — Üniversite intihal konusunda yeni bir politika benimsedi.
- What can we infer from these results? — Bu sonuçlardan ne çıkarabiliriz?
- The report is comprehensive but not very comprehensible. — Rapor kapsamlı ama pek anlaşılır değil.
💡 imply ile inferü bir sohbet gibi düşünün: Konuşan ima eder (What are you implying? — Ne ima ediyorsun?), dinleyen çıkarır (I inferred that she was angry. — Kızgın olduğunu çıkardım). Bir veri ya da sonuç da ima edebilir: The data imply that…
⚠️ Türklerin tipik hatası: sensibleı “hassas” sanmak. She's a very sensible person. “Çok hassas biri” değil, “çok mantıklı biri” demektir. “Hassas” için sensitive ✓ Ayrıca a considerable person ✗ (“büyük bir insan” gibi tuhaf duyulur) → “düşünceli biri” a considerate person ✓, “hatırı sayılır bir miktar” a considerable amount ✓
Fiil çiftleri: rise / raise, lie / lay, ensure / insure / assure
rise ve lie nesnesiz (geçişsiz) fiillerdir: bir şey kendiliğinden yükselir ya da uzanır. raise ve lay ise nesneli (geçişli) fiillerdir: biri bir şeyi yükseltir ya da bir yere koyar. Türkçedeki “yüksel-mek / yüksel-t-mek” ayrımı tam olarak budur; İngilizcede ek yerine ayrı bir fiil kullanılır.
| Fiil | V2 | V3 | Anlam | Nesne |
|---|---|---|---|---|
| rise | rose | risen | yükselmek, artmak | yok |
| raise | raised | raised | yükseltmek; gündeme getirmek | var |
| lie | lay | lain | uzanmak, yatmak; bulunmak | yok |
| lay | laid | laid | koymak, sermek, yatırmak | var |
| lie (düzenli) | lied | lied | yalan söylemek | yok |
- Unemployment rose sharply last year. — İşsizlik geçen yıl keskin biçimde arttı.
- The city council raised parking fees. — Belediye otopark ücretlerini artırdı.
- She raised an important question at the meeting. — Toplantıda önemli bir soru gündeme getirdi.
- The village lies at the foot of a mountain. — Köy bir dağın eteğinde yer alıyor.
- Please lay the documents on the table. — Lütfen belgeleri masaya koyun.
Bir başka üçlü: ensure bir şeyin olmasını sağlamak, insure sigortalamak, assure ise bir kişiye güvence vermektir. assure kişi nesnesi alır: I assure you ✓ I assure that ✗
⚠️ Türklerin tipik hatası: Prices raised. ✗ → Prices rose. ✓ ve The company rose the salaries. ✗ → The company raised the salaries. ✓ Dinlenmek için uzanırken I'm going to lay down. ✗ (konuşmada sık duyulsa da sınavda yanlıştır) → I'm going to lie down. ✓ Bir de We must assure that the data are safe. ✗ → We must ensure that the data are safe. ✓
Yalancı eşler: Türkçeye benzeyen ama başka anlama gelen sözcükler
Türkçe pek çok sözcüğü Fransızcadan ya da İngilizceden aldı ve anlamları zamanla değişti. Bu yüzden İngilizce bir sözcük Türkçedeki bir sözcüğe benziyorsa hemen aynı anlamı vermeyin: bunlara yalancı eş (false friends) denir.
| İngilizce | Gerçek anlamı | Türkçedeki benzerin İngilizcesi |
|---|---|---|
| sympathetic | anlayışlı, destekleyici | sempatik → likable, pleasant |
| eventually | sonunda | muhtemelen → possibly, probably |
| actually | aslında | aktüel → current, topical |
| agenda | gündem | ajanda → planner, diary |
| fabric | kumaş | fabrika → factory |
| pension | emekli maaşı | pansiyon → guesthouse, bed and breakfast |
| control | yönetmek, denetim altında tutmak | kontrol etmek → check |
| lecture | üniversite dersi, konferans | lektör → language instructor |
- My manager was very sympathetic when my father was ill. — Babam hastayken müdürüm çok anlayışlı davrandı.
- We eventually found the hotel after an hour. — Bir saatin sonunda nihayet oteli bulduk.
- Actually, I've never been to London. — Aslında Londra'ya hiç gitmedim.
- Could you check the figures before the meeting? — Toplantıdan önce rakamları kontrol edebilir misin?
💡 control fiili İngilizcede “hâkim olmak, yönetmek” demektir: control the budget (bütçeyi yönetmek), control your anger (öfkeni kontrol altında tut). Bir şeyin doğru olup olmadığına bakmak ise check ya da resmî dilde verifydır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: He is a very sympathetic guy, everybody likes him. — Bu cümle yanlış değil ama anlattığı şey “anlayışlı” olmasıdır; “sevimli” demek istiyorsanız He's a very likable guy. ✓ Benzer biçimde I'll control your homework. ✗ → I'll check your homework. ✓ ve Eventually it will rain tomorrow. ✗ → It will probably rain tomorrow. ✓
YDS kelime soruları stratejisi
YDS'nin ilk bölümündeki kelime sorularında genellikle aynı türden (dört fiil, dört sıfat gibi) dört-beş seçenek verilir. Bütün seçenekleri bilmeseniz bile doğru cevabı bulabilirsiniz. Şu sırayla ilerleyin: (1) Eşdizim var mı? Boşluğun hemen önündeki ya da arkasındaki sözcük hangi fiili, sıfatı “çağırıyor”? (2) Bağlam ipucu: cümlede although, but (zıtlık), and, as well as (aynı yön), i.e., that is (tanım) var mı? (3) Sözcük türü ve dilbilgisi: boşluk nesne alıyor mu, edat istiyor mu? (4) Kalan seçenekler arasında eleme yapın.
| Eşdizim | Anlamı | Yanlış seçenek örneği |
|---|---|---|
| conduct / carry out research | araştırma yürütmek | make research ✗ |
| pose a threat / a risk | tehdit / risk oluşturmak | do a threat ✗ |
| meet a deadline | süreye yetişmek | catch a deadline ✗ |
| draw a conclusion | sonuç çıkarmak | take a conclusion ✗ |
| raise awareness | farkındalık yaratmak | rise awareness ✗ |
| play a role in | -de rol oynamak | make a role ✗ |
| reach / come to an agreement | anlaşmaya varmak | do an agreement ✗ |
Anlamca en yakın cümle sorularında akademik sözcüğün yerine daha yaygın bir eş anlamlısı konur. Sık görülen eş anlamlı çiftleri tanımak işi çok kolaylaştırır:
| Akademik sözcük | Eş anlamlıları | Türkçe |
|---|---|---|
| crucial | vital, essential | çok önemli, hayati |
| enhance | improve, boost | geliştirmek, artırmak |
| hinder | impede, hold back | engellemek |
| mitigate | alleviate, ease, reduce | hafifletmek |
| deteriorate | worsen, decline | kötüleşmek |
| abundant | plentiful, ample | bol |
| obtain | get, acquire | elde etmek |
💡 Cümlede although varsa boşluktaki sözcük öteki yarıyla zıt olmalıdır: Although the city has ___ water resources, it suffers from shortages. → kıtlıkla zıt bir anlam: abundant ✓ scarce ✗
⚠️ Türklerin tipik hatası: Seçenekleri Türkçeye benzerliğine göre seçmek. “Kontrol” görünce control, “sempatik” görünce sympathetic, “ekonomik” görünce economical işaretlemek YDS'nin klasik tuzağıdır. Önce eşdizime ve bağlama bakın, Türkçe çağrışıma güvenmeyin. Bir de make research ✗ gibi Türkçe “araştırma yapmak”tan gelen birleşimlere dikkat: do / conduct research ✓
Kelimeler
- affect
ı-FEKT
etkilemek (fiil) - effect
etki, sonuç (isim) - economic
i-kı-NA-mik
ekonomiyle ilgili, iktisadi - economical
tutumlu, az masraflı, idareli - historic
tarihî öneme sahip, çığır açan - historical
tarihle ilgili, geçmişe ait - principle
ilke, prensip (isim) - principal
başlıca, ana (sıfat); okul müdürü (isim) - sensible
mantıklı, makul, akıllıca - sensitive
hassas, duyarlı - continual
sık sık tekrarlanan, aralıklı ama sürekli - continuous
kesintisiz, aralıksız - complement
tamamlamak; tamamlayıcı öge - compliment
iltifat; iltifat etmek - ensure
in-ŞUR
sağlamak, garanti altına almak - insure
in-ŞUR
sigortalamak - assure
ı-ŞUR
temin etmek, güvence vermek (bir kişiye) - adapt
uyarlamak; uyum sağlamak - adopt
benimsemek, kabul etmek; evlat edinmek - imply
ima etmek, dolaylı olarak anlatmak - infer
in-FÖR
çıkarım yapmak, sonuç çıkarmak - rise (rose, risen)
yükselmek, artmak (nesnesiz) - raise (raised, raised)
REYZ
yükseltmek, artırmak (nesneli); gündeme getirmek - sympathetic
anlayışlı, halden anlayan; destekleyen - eventually
i-VEN-çu-ı-li
sonunda, en nihayetinde - actually
EK-çu-ı-li
aslında - agenda
gündem (toplantı) - fabric
kumaş, doku - collocation
eşdizim (birlikte kullanılan sözcükler) - alleviate
ı-Lİ-vi-eyt
hafifletmek, azaltmak