📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C1 · Ünite 6: İş İngilizcesi (Business English)
Toplantı, rapor, müzakere dili · resmî üslup
Metin: Negotiating next season's order
İzmir'deki (kurgusal) Mavi Textiles şirketi, uzun süredir çalıştığı yabancı müşterisi Northline Retail ile çevrim içi bir toplantı yapıyor. Toplantıyı Selin yönetiyor; satış müdürü Burak fiyatı, müşteri tarafında Laura siparişi, Tom da teslimatı konuşuyor. Kibar ama kararlı müzakere dilini izleyin: [[I'm afraid…]], [[We'd be prepared to… if…]], [[provided that]] ve toplantının sonundaki özete dikkat edin.
Selin: Good morning, everyone, and thank you for joining us. Shall we get started? The purpose of today's meeting is to agree on the terms of next season's order.
Herkese günaydın, katıldığınız için teşekkürler. Başlayalım mı? Bugünkü toplantının amacı, gelecek sezonun siparişinin koşulları üzerinde anlaşmak.
Selin: We have three items on the agenda: volume, price and delivery. Laura, would you like to start?
Gündemimizde üç madde var: miktar, fiyat ve teslimat. Laura, sen başlamak ister misin?
Laura: Thank you, Selin. As you know, we were very pleased with the quality of the last order. This year we're looking at around forty thousand units.
Teşekkürler, Selin. Bildiğiniz gibi son siparişin kalitesinden çok memnun kaldık. Bu yıl yaklaşık kırk bin adet düşünüyoruz.
Burak: That's good news. However, I'm afraid our costs have gone up considerably, mainly due to higher cotton prices.
Bu iyi haber. Ancak maalesef maliyetlerimiz, başlıca pamuk fiyatlarındaki artış nedeniyle, epey yükseldi.
Laura: I understand, but we were hoping that the unit price would stay roughly the same.
Anlıyorum, ama birim fiyatın aşağı yukarı aynı kalmasını umuyorduk.
Burak: We'd be prepared to keep the price at last year's level if you could increase the order to fifty thousand units.
Siparişi elli bin adede çıkarabilirseniz fiyatı geçen yılın seviyesinde tutmaya hazırız.
Tom: Sorry to interrupt, but could I just ask something? Would that apply to all product lines?
Araya girdiğim için kusura bakmayın, bir şey sorabilir miyim? Bu bütün ürün grupları için mi geçerli olur?
Burak: It would apply to the basic range. For the premium range, we would need a five percent increase.
Temel ürün grubu için geçerli olur. Premium grup için yüzde beşlik bir artışa ihtiyacımız olur.
Laura: Five percent seems rather high to us. Is there any flexibility on that?
Yüzde beş bize biraz yüksek görünüyor. Bu konuda biraz esneklik var mı?
Burak: Let me put it this way: if you were able to pay half of the amount in advance, we could reduce it to three percent.
Şöyle söyleyeyim: tutarın yarısını peşin ödeyebilirseniz bunu yüzde üçe indirebiliriz.
Laura: That sounds more reasonable. I'd need to discuss the advance payment with our finance team, though.
Bu daha makul görünüyor. Yine de peşin ödemeyi finans ekibimizle görüşmem gerekir.
Selin: Of course. Shall we move on to the next item, delivery? Tom, I believe you have some concerns.
Elbette. Sıradaki maddeye, teslimata geçelim mi? Tom, sanırım senin bazı kaygıların var.
Tom: Yes. Last year two shipments arrived later than agreed, which caused problems in our stores.
Evet. Geçen yıl iki sevkiyat kararlaştırılandan geç geldi; bu da mağazalarımızda sorun yarattı.
Selin: We apologize for that. The delays were caused by a strike at the port, but we have since changed our logistics partner.
Bunun için özür dileriz. Gecikmeler limandaki bir grevden kaynaklanmıştı ama o zamandan beri lojistik ortağımızı değiştirdik.
Tom: In that case, could we include a penalty clause for late deliveries in the contract?
Öyleyse sözleşmeye geç teslimatlar için bir ceza maddesi ekleyebilir miyiz?
Burak: We could accept that, provided that the delivery dates are confirmed at least eight weeks in advance.
Teslim tarihlerinin en az sekiz hafta önceden onaylanması şartıyla bunu kabul edebiliriz.
Laura: I think we can work with that.
Sanırım bununla çalışabiliriz.
Selin: Let me sum up what we've agreed: fifty thousand units, last year's price for the basic range, three percent more for the premium range subject to an advance payment, and a penalty clause linked to confirmed dates.
Üzerinde anlaştıklarımızı özetleyeyim: elli bin adet, temel grup için geçen yılın fiyatı, premium grup için peşin ödeme şartıyla yüzde üç fazlası ve onaylanmış tarihlere bağlı bir ceza maddesi.
Laura: That's correct. Could you send us a written proposal by the end of the week?
Doğru. Hafta sonuna kadar bize yazılı bir teklif gönderebilir misiniz?
Selin: Certainly. I'll email it to you by Friday. Thank you all for a very productive meeting.
Elbette. Cumaya kadar e-postayla gönderirim. Çok verimli bir toplantı için hepinize teşekkürler.
Dilbilgisi
Toplantı dili: açmak, yönetmek, kapatmak
İngilizce bir toplantıda her aşamanın kalıplaşmış ifadeleri vardır. Türkçe toplantılarda “Evet arkadaşlar, başlayalım” demek yeterliyken İngilizcede toplantı başkanı (chair) toplantının amacını, gündemi ve geçişleri açıkça söyler. Bu kalıpları bilmek hem dinlediğinizi anlamanızı hem de profesyonel görünmenizi sağlar.
| İngilizce | İşlev | Türkçe |
|---|---|---|
| Shall we get started? | açılış | Başlayalım mı? |
| The purpose of today's meeting is to… | amaç | Bugünkü toplantının amacı … |
| We have three items on the agenda. | gündem | Gündemde üç madde var. |
| Would you like to start, Laura? | söz verme | Laura, başlamak ister misin? |
| Sorry to interrupt, but… | araya girme | Araya girdiğim için kusura bakmayın ama… |
| Could we come back to that later? | konuyu erteleme | Buna sonra dönebilir miyiz? |
| Let's move on to the next item. | geçiş | Sıradaki maddeye geçelim. |
| Let me sum up what we've agreed. | özet | Anlaştıklarımızı özetleyeyim. |
| Thank you all for a productive meeting. | kapanış | Verimli bir toplantı için hepinize teşekkürler. |
- I'm afraid we're running out of time, so let's move on. — Korkarım zamanımız daralıyor, o yüzden devam edelim.
- Could I just come in here? — Burada bir şey ekleyebilir miyim?
- Let's go back to the first point. — İlk noktaya dönelim.
💡 Toplantının sonunda kararları Let me sum up… ile özetlemek ve kimin ne yapacağını (action points) söylemek, İngilizce iş kültüründe beklenen bir davranıştır: Burak will send the proposal by Friday. Tutanak ise the minutes (her zaman çoğul) diye adlandırılır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “Toplantı yapmak” → make a meeting ✗ Doğrusu have a meeting ✓ ya da hold a meeting ✓ (resmî). “Toplantıya katılmak” → join a meeting ✓ / attend a meeting ✓ ama attend to a meeting ✗ (attend to “ilgilenmek” demektir).
Diplomatik dil: yumuşatma ve kibarlık
Türkçede de kibar konuşuruz, ama kibarlığı çoğu zaman tonla ve “efendim, rica etsem” gibi sözlerle veririz. İngilizce iş dilinde kibarlık dilbilgisiyle kurulur: kip fiilleri (would, could, might), geçmiş zaman ve sürekli biçim (“zamanda uzaklaştırma”), yumuşatıcı zarflar (rather, slightly, a bit) ve olumsuz yapı (not entirely) doğrudan bir cümleyi diplomatik hâle getirir.
| Doğrudan | Diplomatik | Kullanılan araç |
|---|---|---|
| We want a lower price. | We were hoping for a slightly lower price. | geçmiş sürekli + slightly |
| Your price is too high. | Your price seems rather high to us. | seem + rather |
| We can't accept this. | I'm afraid we're not in a position to accept this. | I'm afraid + not in a position to |
| Send the proposal. | Could you send us the proposal? | could + soru |
| That's a bad idea. | I'm not entirely sure that's the best option. | not entirely + olumsuz |
| You're wrong. | I see your point, but… | önce kabul, sonra itiraz |
| Let's change the date. | Would it be possible to change the date? | Would it be possible to… |
- I'm afraid we can't deliver before May. — Maalesef mayıstan önce teslim edemiyoruz.
- We were wondering if you could give us more time. — Bize biraz daha zaman verebilir misiniz diye düşünüyorduk.
- Wouldn't it be better to wait until next month? — Gelecek aya kadar beklemek daha iyi olmaz mı?
💡 I'm afraid burada “korkuyorum” değil, kötü haberi yumuşatan “maalesef”tir. We were hoping… ve We were wondering if… cümlelerindeki geçmiş zaman da geçmişi anlatmaz; isteği daha az ısrarcı gösterir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki emir ve istek kiplerini doğrudan aktarmak. I want a discount. ve You must send the documents today. dilbilgisi olarak doğrudur ama İngilizce iş ortamında kaba duyulur. Doğrusu: Would it be possible to get a discount? ✓ Could you send the documents today, please? ✓ Bir de Please, send me ✗ yerine Please send me ✓ — pleaseten sonra virgül konmaz.
Müzakere: koşullu teklif, karşı teklif, kibar ret
Pazarlıkta temel strateji “bir şey vermek için bir şey istemek”tir. İngilizcede bu, koşul cümleleriyle kurulur. Kesin bir teklif için birinci tip (If you order more, we will…), daha esnek ve kibar bir teklif için ikinci tip (If you ordered more, we would…) kullanılır. Resmî dilde if yerine provided that, as long as, on condition that gelir.
| İngilizce | İşlev | Türkçe |
|---|---|---|
| We'd be prepared to … if you could … | koşullu teklif | … yapabilirseniz … yapmaya hazırız |
| If you were able to …, we could … | esnek teklif | … yapabilseniz, … yapabiliriz |
| provided that / as long as … | koşul | … şartıyla, … sürece |
| on condition that … | kesin koşul | … koşuluyla |
| How about if we …? | karşı teklif | Peki biz … yapsak? |
| Is there any flexibility on …? | esneklik isteme | … konusunda esneklik var mı? |
| That's not quite what we had in mind. | kibar ret | Aklımızdaki tam olarak bu değildi. |
| I think we can work with that. | kabul | Sanırım bununla çalışabiliriz. |
- We could offer a 3% discount if you paid in advance. — Peşin öderseniz yüzde üç indirim yapabiliriz.
- We'll accept the clause provided that the dates are confirmed. — Tarihler onaylanmak şartıyla maddeyi kabul ederiz.
- That's not quite what we had in mind, I'm afraid. — Korkarım aklımızdaki tam olarak bu değildi.
💡 provided that, as long as ve on condition that cümlesinde gelecek anlamı olsa bile şimdiki zaman kullanılır: provided that you pay in advance ✓ Burada will gelmez.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “sipariş verirseniz” gelecek anlamı taşıdığı için if ya da provided that cümlesine will koymak: If you will order more, we will give you a discount. ✗ → If you order more, we will give you a discount. ✓ · provided that you will pay ✗ → provided that you pay ✓ Ayrıca “indirim yapmak” → make a discount ✗ → give / offer a discount ✓
Resmî üslup: kelime seçimi ve sayılamayan iş sözcükleri
Resmî yazışmada ve raporda aynı anlamı daha resmî sözcüklerle veririz. Genel kural: phrasal verb ve kısa gündelik sözcükler yerine Latin kökenli tek sözcükler. Ayrıca resmî yazıda kısaltmalar (don't, we're) çoğu zaman açık yazılır.
| Gündelik | Resmî | Türkçe |
|---|---|---|
| get | receive / obtain | almak / elde etmek |
| ask for | request | rica etmek, talep etmek |
| help | assist | yardım etmek |
| need | require | ihtiyaç duymak, gerektirmek |
| tell | inform | bildirmek |
| start | commence | başlamak |
| buy | purchase | satın almak |
| check | verify | doğrulamak |
| sorry | we apologize for | özür dileriz |
| about | regarding / concerning | hakkında |
- We have received your request regarding the invoice. — Faturayla ilgili talebinizi aldık.
- Please inform us of any changes to the schedule. — Lütfen takvimdeki her türlü değişikliği bize bildirin.
- We apologize for any inconvenience this may have caused. — Bunun yol açmış olabileceği her türlü rahatsızlık için özür dileriz.
İş İngilizcesinde sık geçen bazı sözcükler sayılamaz: information, advice, feedback, equipment, furniture, research, software, luggage. Bunlar a / an ve çoğul -s almaz; tek bir parçayı anlatmak için a piece of kullanılır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçede “bilgiler, tavsiyeler, ekipmanlar” dediğimiz için informations ✗ advices ✗ equipments ✗ a feedback ✗ yazmak. Doğrusu: some information ✓ a piece of advice ✓ new equipment ✓ some feedback ✓ Bir de request for fiil olarak edat almaz: We request for more information. ✗ → We request more information. ✓ (isim olarak a request for information ✓)
Rapor dili: eğilim anlatmak ve rakam vermek
Satış, maliyet ya da kâr gibi değerlerin değişimini anlatırken fiil + zarf (rose sharply) ya da sıfat + isim (a sharp rise) yapısı kullanılır. Rakamın kendisini ve değişimin miktarını vermek için edat seçimi çok önemlidir: by farkı, to ulaşılan değeri, from … to başlangıç ve bitişi, of ise isimle miktarı gösterir.
| Fiil | İsim | Türkçe |
|---|---|---|
| rise / increase / go up | a rise / an increase | artmak / artış |
| fall / decrease / decline / drop | a fall / a decrease / a decline / a drop | düşmek / düşüş |
| peak (at) | a peak | zirveye ulaşmak / zirve |
| remain stable / level off | — | sabit kalmak / dengelenmek |
| fluctuate | a fluctuation | dalgalanmak / dalgalanma |
| Zarf (fiille) | Sıfat (isimle) | Anlam |
|---|---|---|
| sharply / dramatically | sharp / dramatic | keskin, çarpıcı |
| significantly / considerably | significant / considerable | önemli ölçüde |
| steadily / gradually | steady / gradual | istikrarlı, kademeli |
| slightly | slight | hafif, biraz |
- Sales rose by 12% in the second quarter. — Satışlar ikinci çeyrekte yüzde 12 arttı.
- Profits fell from 2 million to 1.5 million dollars. — Kâr 2 milyon dolardan 1,5 milyon dolara düştü.
- There was a slight decrease in costs. — Maliyetlerde hafif bir düşüş oldu.
- Revenue peaked at 8 million dollars in July. — Gelir temmuzda 8 milyon dolarla zirveye ulaştı.
💡 İsimle in ve of farkı: an increase in sales (satışlarda bir artış — neyin arttığı) · an increase of 12% (yüzde 12'lik bir artış — ne kadar arttığı). İkisi bir arada: a 12% increase in sales.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “Yüzde 20 arttı” → increased %20 ✗ ya da increased with 20% ✗ Doğrusu: increased by 20% ✓ (okunuşu: twenty percent; yüzde işareti İngilizcede rakamdan sonra gelir). Ayrıca Sales were increased. ✗ — kendiliğinden artış etken çatıdadır: Sales increased. ✓
İş e-postası: açılış, istek, ek ve kapanış
Resmî bir e-postanın genel düzeni şöyledir: hitap → yazma nedeni → asıl konu ya da istek → ekler → kapanış cümlesi → kapanış selamı ve ad. Her bölümün kalıp ifadeleri vardır ve Türkçeden kelimesi kelimesine çevrildiğinde tuhaf duyulur.
| İngilizce | Bölüm | Türkçe |
|---|---|---|
| Dear Ms. Bennett, / Dear Mr. Clark, | hitap | Sayın Bennett Hanım / Sayın Clark Bey |
| I am writing to inform you that… | neden | … olduğunu bildirmek için yazıyorum |
| I am writing with regard to… | neden | … ile ilgili olarak yazıyorum |
| Could you please confirm…? | istek | … onaylayabilir misiniz? |
| Please find attached the revised proposal. | ek | Ekte düzeltilmiş teklifi bulabilirsiniz. |
| Please do not hesitate to contact me if… | kapanış cümlesi | … olursa benimle iletişime geçmekten çekinmeyin |
| I look forward to hearing from you. | kapanış cümlesi | Yanıtınızı bekliyorum. |
| Kind regards, / Best regards, | selam | Saygılarımla, |
- I am writing to confirm the details of our order. — Siparişimizin ayrıntılarını teyit etmek için yazıyorum.
- Please find attached the minutes of yesterday's meeting. — Ekte dünkü toplantının tutanağını bulabilirsiniz.
- I look forward to working with you. — Sizinle çalışmayı dört gözle bekliyorum.
💡 Hitapta Mr. / Ms. soyadıyla kullanılır: Dear Ms. Bennett ✓ Kadınlar için medeni hâli belirtmeyen Ms. (“miz”) varsayılan seçenektir. Alıcının adını bilmiyorsanız Dear Sir or Madam ya da Dear Hiring Manager gibi bir unvan kullanın.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “Cevabınızı bekliyorum” → I am waiting your answer. ✗ (wait for ister ve sabırsız duyulur) → I look forward to hearing from you. ✓ Buradaki to edattır: I look forward to hear ✗ Hitapta ad ile Mr.: Dear Mr. Tom ✗ → Dear Mr. Clark ✓ ya da samimi ortamda Dear Tom ✓ Kapanışta Respects, ✗ → Kind regards, ✓
Kelimeler
- agenda
gündem (toplantı) - item
madde (gündem, liste) - minutes
Mİ-nıts
toplantı tutanağı - chair
ÇER
sandalye - interrupt
sözünü kesmek, araya girmek - sum up
özetlemek - negotiate
ni-GOU-şi-eyt
müzakere etmek, pazarlık etmek - terms
koşullar, şartlar (sözleşme) - unit price
birim fiyat - volume
VAL-yum
hacim, miktar (sipariş) - discount
indirim - in advance
önceden, şimdiden - flexibility
esneklik - counter-offer
karşı teklif - proposal
prı-POU-zıl
teklif, öneri - contract
KAN-trekt
sözleşme - clause
KLOZ
yan cümle, cümlecik - shipment
sevkiyat, gönderi - supplier
tedarikçi - deadline
son teslim tarihi - request
rica, talep; talep etmek - assist
yardımcı olmak (resmî) - require
gerektirmek, ihtiyaç duymak (resmî) - inform
bilgilendirmek, bildirmek - feedback
geri bildirim - figures
Fİ-gyırz
rakamlar, sayısal veriler - quarter
çeyrek (üç aylık dönem) - revenue
RE-vı-nu
gelir, hasılat - profit
kâr - attached
ekte, ekli