📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C1 · Ünite 8: Çeviri teknikleri (Translation)
İngilizce-Türkçe çeviri: YDS çeviri soruları, sola dallanan Türkçe
Metin: The translation workshop
Ankara'daki bir dil okulunda (kurgusal) Dr. Selin Arslan, YDS'ye hazırlanan Burak ve Deniz ile çeviri atölyesi yapıyor. Ders İngilizce yürüyor; Türkçe karşılıklar sağ sütunda. İngilizcenin sağa, Türkçenin sola dallanması ve seçenekleri eleme yöntemi üzerine söylenenlere dikkat edin.
Selin: Good morning. Today we're going to work on the translation questions in the YDS, which many of you find the most time-consuming part of the exam.
Günaydın. Bugün YDS'deki çeviri soruları üzerinde çalışacağız; çoğunuz bu soruları sınavın en çok zaman alan bölümü olarak görüyorsunuz.
Selin: Here is our first sentence: The number of students applying to universities abroad, which had been rising steadily for a decade, fell sharply after tuition fees were raised.
İlk cümlemiz şu: On yıldır istikrarlı biçimde artmakta olan yurt dışındaki üniversitelere başvuran öğrenci sayısı, öğrenim ücretlerinin artırılmasının ardından keskin bir düşüş gösterdi.
Burak: I translated it word by word from left to right, and the result didn't sound like Turkish at all.
Ben soldan sağa sözcük sözcük çevirdim ve ortaya çıkan cümle hiç Türkçe gibi durmadı.
Selin: That's the most common problem. English branches to the right: the main noun comes first, and the information about it follows.
En yaygın sorun bu. İngilizce sağa dallanır: önce ana isim gelir, onunla ilgili bilgi arkasından gelir.
Selin: Turkish branches to the left: all the modifiers come before the noun. So we have to find the core of the sentence first.
Türkçe ise sola dallanır: bütün niteleyiciler isimden önce gelir. Bu yüzden önce cümlenin çekirdeğini bulmamız gerekir.
Deniz: The core is: The number of students fell sharply. Everything else describes either the students or the time.
Çekirdek şu: Öğrenci sayısı keskin biçimde düştü. Geri kalan her şey ya öğrencileri ya da zamanı anlatıyor.
Selin: Exactly. Now, where does the which-clause go in the Turkish sentence?
Aynen öyle. Peki which ile başlayan cümlecik Türkçe cümlede nereye gider?
Deniz: Before the noun it describes, as a participle: the number that had been rising for a decade.
Nitelediği ismin önüne, sıfat-fiil olarak: on yıldır artmakta olan sayı.
Selin: Good. And the time clause, after tuition fees were raised, becomes a short adverbial phrase that we place just before the verb.
Güzel. Zaman cümleciği, yani after tuition fees were raised kısmı da kısa bir zarf öbeğine dönüşür ve onu yüklemin hemen önüne koyarız.
Burak: So the verb fell goes to the very end, and the sentence finally reads naturally.
Yani düştü yüklemi en sona gidiyor ve cümle sonunda doğal okunuyor.
Selin: Right. In the exam, though, you don't write the translation yourself. You choose the most accurate option.
Doğru. Ama sınavda çeviriyi kendiniz yazmıyorsunuz. En doğru seçeneği seçiyorsunuz.
Selin: The trick is to check each option against the details: tense, negation, comparison, quantity and the logical connector.
İşin püf noktası her seçeneği ayrıntılara göre denetlemektir: zaman, olumsuzluk, karşılaştırma, nicelik ve mantıksal bağlaç.
Deniz: So if the English says most students, an option with all students is wrong, even if the rest is perfect.
Yani İngilizcede most students yazıyorsa, geri kalanı kusursuz olsa bile bütün öğrenciler diyen seçenek yanlıştır.
Selin: Precisely. Similarly, may is not must, few is not a few, and twice as many is not twice more likely.
Kesinlikle. Benzer şekilde may, must değildir; few, a few değildir; twice as many de twice more likely ile aynı şey değildir.
Burak: What about Turkish to English? Long Turkish sentences confuse me because the subject sometimes appears in the middle.
Peki Türkçeden İngilizceye? Uzun Türkçe cümleler kafamı karıştırıyor, çünkü özne bazen ortada bir yerde çıkıyor.
Selin: Then read the Turkish sentence from the end. The final verb tells you what the main clause is, and long participle phrases usually become relative clauses.
O zaman Türkçe cümleyi sondan okuyun. Sondaki yüklem ana cümlenin ne olduğunu söyler; uzun sıfat-fiil öbekleri de genellikle ilgi cümleciklerine dönüşür.
Deniz: So a Turkish phrase with two participles, like the teachers who took part in the survey conducted last year, gives us one full clause and one reduced clause in English.
Yani geçen yıl yapılan ankete katılan öğretmenler gibi iki sıfat-fiilli bir Türkçe öbek, İngilizcede bir tam ve bir kısaltılmış cümleciğe dönüşüyor.
Selin: That's right. And remember that a good translation conveys the meaning, not the exact words. A literal translation is not always an accurate one.
Doğru. Unutmayın, iyi bir çeviri sözcükleri değil anlamı aktarır. Sözcüğü sözcüğüne çeviri her zaman doğru çeviri değildir.
Burak: In other words, we should be faithful to the meaning rather than to the word order.
Başka bir deyişle sözcük sırasına değil, anlama sadık kalmalıyız.
Selin: Exactly. Let's try the next five sentences, and this time, find the main verb before you even look at the options.
Aynen öyle. Sonraki beş cümleyi deneyelim; bu sefer seçeneklere bakmadan önce ana yüklemi bulun.
Dilbilgisi
Sağa dallanan İngilizce, sola dallanan Türkçe
İngilizce cümlede ana isim önce gelir, onu niteleyen bilgiler (ilgi cümleciği, edat öbeği, kısaltılmış yapı) arkasına eklenir: the number of students applying abroad, which had been rising… Türkçede ise bütün niteleyiciler ismin önüne dizilir ve yüklem en sondadır: “…artmakta olan yurt dışına başvuran öğrenci sayısı … düştü.” Bu yüzden İngilizce cümleyi soldan sağa sözcük sözcük çevirmek bozuk bir Türkçe üretir.
Güvenli yöntem üç adımdır: (1) Çekirdeği bulun: ana özne + ana yüklem. (2) Her niteleyicinin neyi nitelediğini belirleyin. (3) Türkçeyi içten dışa kurun: en yakın niteleyici ismin hemen önüne, zaman/neden bilgisi yüklemin önüne, yüklem en sona.
| English (sağa dallanan) | Türkçe sıra (sola dallanan) | Örnek çeviri |
|---|---|---|
| the students + who live abroad | yurt dışında yaşayan + öğrenciler | yurt dışında yaşayan öğrenciler |
| a report + on air quality + published last year | geçen yıl yayımlanan + hava kalitesine ilişkin + rapor | geçen yıl yayımlanan hava kalitesine ilişkin bir rapor |
| fell sharply + after fees were raised | ücretler artırıldıktan sonra + keskin biçimde + düştü | ücretler artırıldıktan sonra keskin biçimde düştü |
| The idea + that we can learn without effort | çaba harcamadan öğrenebileceğimiz + düşüncesi | çaba harcamadan öğrenebileceğimiz düşüncesi |
- The method that the team developed has been tested in three hospitals. — Ekibin geliştirdiği yöntem üç hastanede denendi.
- People who sleep less than six hours a night are more likely to catch colds. — Gecede altı saatten az uyuyan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma olasılığı daha yüksektir.
- The rise in prices, which surprised many economists, was largely due to energy costs. — Birçok ekonomisti şaşırtan fiyat artışı büyük ölçüde enerji maliyetlerinden kaynaklanıyordu.
💡 Çekirdeği bulmanın kısayolu: cümledeki çekimli fiilleri işaretleyin. İlgi cümleciğinin (which had been rising) ve zaman cümleciğinin (after fees were raised) fiilleri bağlaçla başlar; bağlaçsız kalan çekimli fiil (fell) ana yüklemdir. Kısaltılmış yapılar (applying, published) çekimli değildir, yüklem olamaz.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: whichi “ki” ile çevirip devrik bir Türkçe kurmak: “Öğrenci sayısı ki on yıldır artıyordu, düştü.” ✗ Türkçe akademik metinde bu yapı kullanılmaz; ilgi cümleciği sıfat-fiile dönüşür: “On yıldır artmakta olan öğrenci sayısı düştü.” ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: ilk gördüğü fiili ana yüklem sanmak. The students applying abroad… cümlesinde applying yüklem değildir; çeviriye “Öğrenciler yurt dışına başvuruyor…” ✗ diye başlamak bütün cümleyi bozar. Doğrusu: “Yurt dışına başvuran öğrenciler…” ✓ YDS'de çeldirici seçenekler tam da bu hatayı yapar.
İlgi cümlecikleri ve kısaltmalar → Türkçe sıfat-fiiller
İngilizcede ismi bir cümlecikle nitelemenin yolu who / which / that ya da bunların kısaltılmış biçimleridir. Türkçede aynı işi sıfat-fiiller görür: -(y)An (özne ilgisi), -DIK + iyelik (nesne ve diğer ilgiler), -(y)AcAK (gelecek). Hangisinin seçileceğini, nitelenen ismin cümlecikteki görevi belirler.
| English | İsmin görevi | Türkçe sıfat-fiil | Örnek |
|---|---|---|---|
| the man who saw me | özne | -(y)An | beni gören adam |
| the man (that) I saw | nesne | -DIK + iyelik | gördüğüm adam |
| the town in which I grew up | yer (edat + which) | -DIK + iyelik | büyüdüğüm kasaba |
| the woman whose son won the prize | iyelik | … -I … -(y)An | oğlu ödülü kazanan kadın |
| the students living abroad | kısaltma (-ing) | -(y)An | yurt dışında yaşayan öğrenciler |
| a report published last year | kısaltma (V3, edilgen) | -(I)lAn / -(I)nAn | geçen yıl yayımlanan bir rapor |
| the decisions to be made next week | to be + V3 | -(y)AcAK (edilgen) | gelecek hafta alınacak kararlar |
- The book that I lent you belongs to my sister. — Sana ödünç verdiğim kitap kız kardeşime ait.
- Researchers whose work was rejected may appeal the decision. — Çalışması reddedilen araştırmacılar karara itiraz edebilir.
- The teachers who took part in the survey conducted last year were mostly young. — Geçen yıl yapılan ankete katılan öğretmenler çoğunlukla gençti.
💡 V3 ile kısaltılmış yapı edilgendir: the data collected in 2020 = 2020'de toplanan veriler (verileri biri topladı). -ing ile kısaltılmış yapı ise etkendir: the people collecting the data = verileri toplayan kişiler. YDS'de “toplayan / toplanan” farkı sık sınanır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: özne ve nesne ilgisini karıştırmak. the man who saw me “gördüğüm adam” ✗ değil, “beni gören adam” ✓; the man I saw ise “gördüğüm adam” ✓. Kural: whodan hemen sonra fiil geliyorsa isim öznedir → -(y)An; ardından yeni bir özne geliyorsa (I saw) isim nesnedir → -DIK + iyelik.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: whoseu “kimin” diye çevirmek: “Kimin oğlu ödülü kazandı kadın” ✗ whose soru değil, iyelik ilgisidir: “Oğlu ödülü kazanan kadın” ✓ Aynı şekilde ilgi zamiri who da “kim” değildir; soru cümlesi dışında whoyu “kim” diye çevirmeyin.
Bağlaçların Türkçe karşılıkları: çeviri sorularının kilidi
YDS çeviri seçeneklerinin çoğu sözcük olarak birbirine çok benzer; farkı genellikle bağlacın anlamı yaratır. Karşıtlığı nedenle, koşulu zamanla değiştiren bir seçenek ne kadar akıcı olursa olsun yanlıştır. Aşağıdaki karşılıkları ezberlemek seçenek elemeyi çok hızlandırır.
| English | Anlam ilişkisi | Türkçe karşılık |
|---|---|---|
| although / even though | karşıtlık | -mAsInA rağmen / -sA da |
| while / whereas | karşılaştırmalı karşıtlık | -ken / oysa / -dığı hâlde |
| since / as (neden) | neden | -dIğI için / -dIğIndan |
| since (zaman) | başlangıç | -dIğIndan beri |
| as long as / provided that | koşul | -dIğI sürece / -mAk şartıyla |
| unless | olumsuz koşul | -mAdIkçA / -mAzsA |
| once | zaman (bir kez olunca) | -dIktan sonra / -(y)ınca |
| even if | varsayımsal karşıtlık | -sA bile |
| no matter how / however + sıfat | sınırsız karşıtlık | ne kadar … -sA da |
| the more…, the more… | orantı | ne kadar çok …, o kadar çok … / -dıkça |
- Unless the funding is renewed, the project will end in June. — Finansman yenilenmezse proje haziranda sona erecek.
- No matter how carefully you plan, some problems are unavoidable. — Ne kadar dikkatli plan yaparsanız yapın, bazı sorunlar kaçınılmazdır.
- The more people use the app, the more accurate its predictions become. — Uygulamayı ne kadar çok kişi kullanırsa tahminleri o kadar isabetli olur.
💡 since çift anlamlıdır: ardından bir zaman noktası ya da geçmiş zamanlı bir olay geliyor ve ana cümle Present Perfect ise “-den beri” (I've lived here since I was ten); aksi hâlde “-dığı için” (Since the sample was small, the results are tentative). YDS seçeneklerinde ikisi de bulunur; ana cümlenin zamanına bakın.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: unlessi “-mezse” olarak anladıktan sonra cümleye bir not daha eklemek ya da Türkçede çift olumsuz okumak. Unless you don't study, you'll fail. ✗ → Unless you study, you'll fail. ✓ (= Çalışmazsan kalırsın.) unless = if… not; olumsuzluğu zaten içinde taşır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: whileı her zaman “-ken (sırasında)” diye çevirmek. While some students prefer online classes, others find them isolating. cümlesinde zaman değil karşıtlık vardır: “Bazı öğrenciler çevrim içi dersleri tercih ederken / tercih etse de diğerleri onları yalnızlaştırıcı buluyor.” Seçeneklerde “-diği sırada” gibi zaman bildiren çeviri genellikle çeldiricidir.
YDS çeviri sorusu: ayrıntıyla eleme yöntemi
YDS'de çeviri sorusu bir cümle ve beş seçenekten oluşur; doğru seçenek her zaman en süslü ya da en akıcı Türkçe değildir, kaynak cümledeki bütün bilgileri eksiksiz ve çarpıtmadan veren seçenektir. Okumaya seçeneklerden değil kaynak cümleden başlayın, aşağıdaki ayrıntıların altını çizin, sonra her seçeneği bu listeye göre eleyin.
| English | Denetlenecek ayrıntı | Doğru karşılık | Tipik çeldirici |
|---|---|---|---|
| had been rising / will have finished | zaman ve görünüş | artmaktaydı / bitirmiş olacak | artıyor / bitirecek |
| few / a few · little / a little | nicelik + olumsuzluk | çok az (olumsuz) / birkaç, biraz | birkaç ↔ çok az karışır |
| hardly any / barely / no longer | yarı olumsuz | neredeyse hiç / ancak / artık … değil | zorlukla / daha uzun |
| most / some / all / none / only | niceleyici | çoğu / bazı / tümü / hiçbiri / yalnızca | tümü ↔ çoğu |
| twice as… as / not as… as / far more | karşılaştırma | iki kat / … kadar … değil / çok daha | biraz daha / aynı |
| may / must / must have V3 / be likely to | kesinlik | -ebilir / -malı / -mış olmalı / muhtemelen | -ır / -malıydı |
| not necessarily / not all | kısmi olumsuz | her zaman değil / hepsi değil | hiçbiri |
- Few of the residents were aware of the plan. — Sakinlerin çok azı plandan haberdardı. (birkaçı ✗)
- The new model is twice as fast as the old one. — Yeni model eskisinden iki kat hızlıdır. (biraz daha hızlı ✗)
- The city must have been abandoned suddenly. — Kent aniden terk edilmiş olmalı. (terk edilmesi gerekiyordu ✗)
- Not all experts agree with this view. — Uzmanların hepsi bu görüşe katılmıyor; bazıları farklı düşünüyor. (hiçbiri katılmıyor ✗)
💡 Zaman yönetimi: Önce kaynak cümlenin ana yüklemini ve bağlacını seçeneklerle karşılaştırın; bu iki ölçüt genellikle iki üç seçeneği hemen eler. Kalan iki seçenek arasında niceleyici, karşılaştırma ve kesinlik ayrıntılarına bakın. Türkçe seçeneği baştan sona “güzel mi?” diye okumak en çok zaman kaybettiren yoldur.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: akıcı ama eksik seçeneği seçmek. Kaynak cümlede only, up to, within five years, particularly gibi küçük bir öğe varsa, onu atlayan seçenek yanlıştır. Bir ayrıntının eklenmesi de hatadır: kaynakta olmayan “kesinlikle”, “her zaman” gibi sözler seçeneği eler.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: must have + V3ü “-mesi gerekiyordu” diye okumak. must have been abandoned geçmişe dair güçlü çıkarımdır: “terk edilmiş olmalı” ✓ Geçmişteki bir zorunluluk için had to kullanılır: had to be abandoned = “terk edilmesi gerekti” ✓ İkisi YDS seçeneklerinde yan yana çıkar.
Edilgen, isimleşme ve akademik Türkçe
İngilizce akademik metinlerdeki edilgen ve kişisiz yapılar, Türkçede genellikle -(I)l-/-(I)n- edilgeni ve -mAktAdIr ekiyle karşılanır. İsimleşmiş öbekler (the introduction of new rules) ise Türkçede -mA / -(y)Iş ile kurulan isim-fiillere dönüşür: “yeni kuralların getirilmesi”. Bu dönüşümler YDS seçeneklerinin dilini belirler.
| English | Türkçe karşılık | Not |
|---|---|---|
| It is estimated that… | … tahmin edilmektedir | kişisiz edilgen |
| X is thought to have done… | X'in … yaptığı düşünülmektedir | kişisel edilgen + to have V3 → geçmiş |
| X is said to be… | X'in … olduğu söylenmektedir | şimdiki durum |
| the introduction of stricter rules | daha sıkı kuralların getirilmesi | isim + of → -In … -mAsI |
| the failure to act | harekete geçilmemesi | olumsuz isimleşme |
| There is growing evidence that… | … olduğuna dair kanıtlar giderek artmaktadır | there is → vardır / artmaktadır |
- It is estimated that the new rules could reduce waste by up to forty percent. — Yeni kuralların atığı yüzde kırka kadar azaltabileceği tahmin edilmektedir.
- The building is thought to have been designed by a local architect. — Binanın yerel bir mimar tarafından tasarlandığı düşünülmektedir.
- The failure to maintain the bridge led to its collapse. — Köprünün bakımının yapılmaması çökmesine yol açtı.
💡 by ile verilen eylemciyi Türkçede çoğu zaman “tarafından” ile vermek gerekmez; etken yapı daha doğal olabilir: The plan was approved by the board. → “Plan yönetim kurulunca onaylandı.” ya da “Yönetim kurulu planı onayladı.” YDS'de anlam aynıysa her iki yapı da doğru kabul edilir; siz anlam ayrıntısına odaklanın.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: It is known that… / It is believed that… yapısını harfiyen “O bilinir ki…” ✗ diye çevirmek. Türkçe karşılık yüklemi sona alır: “… bilinmektedir.” ✓ “… olduğuna inanılmaktadır.” ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: is thought to have + V3teki geçmiş anlamını kaçırmak. He is thought to have left the country. “Ülkeden ayrılacağı düşünülüyor” ✗ değil, “Ülkeden ayrıldığı düşünülüyor” ✓ to have + V3 eylemin söyleyişten önce olduğunu gösterir.
Türkçeden İngilizceye: sondan başa okumak ve kalıplar
Türkçe→İngilizce sorularında işi tersine yaparız. Türkçe cümleyi sondan okuyun: en sondaki yüklem ana cümlenin yüklemidir, öznesi çoğu zaman cümlenin başındaki uzun bir isim öbeğinin son ismidir. “Araştırmacıların geçen yıl geliştirdiği yöntem … sağlıyor” → çekirdek: The method… enables… Sonra sıfat-fiilleri ilgi cümleciğine açarsınız: The method that the researchers developed last year…
| English kalıp | Türkçe yapı | Örnek |
|---|---|---|
| neither… nor… | ne … ne de … | Neither teachers nor parents seem satisfied. |
| both… and… | hem … hem de … | This method is both cheap and reliable. |
| The more…, the more… | -dıkça / ne kadar …, o kadar … | The more you read, the more you learn. |
| As X increases, so does Y. | X arttıkça Y de artar. | As cities grow, so does the need for transport. |
| enable / allow sb/sth to do | -mesini sağlamak | It enables the disease to be diagnosed early. |
| so as to / in order to | -mek için | We left early so as to avoid traffic. |
| not only… but also… | yalnızca … değil, … da | It is not only cheap but also safe. |
- The method that the researchers developed last year enables the disease to be diagnosed at a much earlier stage. — Araştırmacıların geçen yıl geliştirdiği yöntem, hastalığın çok daha erken bir evrede teşhis edilmesini sağlıyor.
- As the number of people living in cities increases, so does the need for public transport. — Kentlerde yaşayan insanların sayısı arttıkça toplu taşımaya duyulan ihtiyaç da artmaktadır.
- Neither the management nor the employees supported the proposal. — Ne yönetim ne de çalışanlar öneriyi destekledi.
💡 Türkçede düşen özneyi geri getirin: “Sonuçları değerlendirdikten sonra karar vereceğiz.” → After we evaluate the results, we will decide. / After evaluating the results, we will decide. İngilizcede kısaltılmış yapı (After evaluating…) yalnızca iki cümleciğin öznesi aynıysa kullanılır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: “Ne … ne de …” yapısında Türkçedeki olumlu yüklemi unutup İngilizcede olumsuz fiil kullanmak: Neither the teachers nor the students didn't come. ✗ neither… nor olumsuzluğu taşır; fiil olumlu olur: Neither the teachers nor the students came. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: “-dıkça” yapısını how much… that much ✗ diye çevirmek ya da theyi unutmak: More you read, more you learn. ✗ Doğrusu: The more you read, the more you learn. ✓ Ayrıca “hem … hem de” için both… and… too ✗ demeyin; too fazladır: both cheap and reliable ✓
Kelimeler
- translate (into)
çevirmek (… diline) - render
(bir dile) aktarmak, karşılamak - equivalent
i-KWİ-vı-lınt
karşılık, eşdeğer - source text / target text
kaynak metin / erek metin - literal
sözcüğü sözcüğüne, harfiyen - faithful (to)
(-e) sadık, aslına uygun - accurate
EK-yı-rıt
doğru, isabetli, hatasız - convey
kın-VEY
aktarmak, iletmek (anlam, duygu) - nuance
NU-ans
nüans, ince anlam farkı - ambiguous
em-Bİ-gyu-ıs
belirsiz, iki anlamlı - omit
atlamak, çıkarmak, dışarıda bırakmak - distort
çarpıtmak, bozmak (anlamı) - main clause
ana cümle (temel cümle) - subordinate clause
sı-BOR-dı-nıt
yan cümle (bağımlı cümlecik) - modifier
niteleyici, belirleyici - participle
PAR-tı-si-pıl
ortaç, sıfat-fiil (-ing / V3) - whereby
ki onunla, … sayesinde (aracılığıyla) - thereby
böylece, bu yolla - respectively
sırasıyla - the former / the latter
ilki (önce anılan) / ikincisi (sonra anılan) - albeit
ol-Bİ-it
-se de, gerçi … ama - notwithstanding
nat-wiz-STEN-ding
-e karşın, -e rağmen (çok resmî) - as opposed to
-in aksine, … yerine (karşıtlık) - let alone
bırakın … -ı, şöyle dursun - not to mention
… da cabası, -den söz etmeye bile gerek yok - regardless of
-e bakmaksızın, ne olursa olsun - in that
… bakımından, -dığı için (açıklayıcı) - so as to / in order to
-mek için, -mek amacıyla