📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C1 · Ünite 10: C1 tekrar ve YDS denemesi (C1 review)
C1 seviyesinin tüm konuları
Metin: Second language learning in later life: motivation, memory and technology
Aşağıda kurgusal bir araştırma makalesinden bölümler var: İzmir ve Antalya'da altmış yaş üstü dil öğrencileriyle yapılmış bir çalışma. Konuşmacı yerine makalenin bölüm adı yazılıdır. Metin C1 seviyesinin bütün konularını içerir: uzun akademik cümleler, devrik yapılar ([[Not only does…]], [[Only after… did…]]), vurgulu cümleler ([[It was not… who…]]), edat öbekleri ([[in terms of]], [[with regard to]]), [[affect / effect]] ayrımı, temkinli dil ([[appears to]], [[would seem to]]) ve aktarım fiilleri ([[admitted]], [[insisted]]). Her yapıyı bulmaya çalışın.
Abstract: This study examines the extent to which adults over the age of sixty benefit from learning a second language, with particular reference to the role of mobile applications.
Bu çalışma, altmış yaş üstü yetişkinlerin ikinci bir dil öğrenmekten ne ölçüde yararlandığını, özellikle mobil uygulamaların rolüne değinerek incelemektedir.
Abstract: Drawing on interviews with 48 learners in Izmir and Antalya, it argues that motivation, rather than memory, appears to be the decisive factor in long-term progress.
İzmir ve Antalya'daki 48 öğrenciyle yapılan görüşmelere dayanan çalışma, uzun vadeli ilerlemede belirleyici etkenin bellekten çok motivasyon olduğu görüşünü savunmaktadır.
Introduction: It has long been assumed that the ability to acquire a new language declines sharply after childhood.
Yeni bir dil edinme yeteneğinin çocukluktan sonra keskin biçimde azaldığı uzun zamandır varsayılmaktadır.
Introduction: Not only does this assumption discourage older adults from enrolling in courses, but it also shapes the way such courses are designed.
Bu varsayım yalnızca yaşlı yetişkinleri kurslara kaydolmaktan caydırmakla kalmaz, aynı zamanda bu kursların nasıl tasarlandığını da biçimlendirir.
Introduction: In recent years, however, a growing body of research has suggested that the picture is considerably more complex.
Ne var ki son yıllarda giderek artan sayıda araştırma, tablonun çok daha karmaşık olduğuna işaret etmektedir.
Introduction: What older learners may lack in speed, they tend to make up for in strategy, discipline and a clearer sense of purpose.
İleri yaştaki öğrencilerin hızda eksik kalabildikleri yeri genellikle strateji, disiplin ve daha net bir amaç duygusuyla telafi ettikleri görülür.
Method: Participants, whose ages ranged from 61 to 79, were recruited through community centers and attended weekly classes over a period of nine months.
Yaşları 61 ile 79 arasında değişen katılımcılar toplum merkezleri aracılığıyla çalışmaya dâhil edilmiş ve dokuz ay boyunca haftalık derslere katılmıştır.
Method: In addition to the interviews, data were collected by means of learning diaries and short vocabulary tests administered at three-month intervals.
Görüşmelere ek olarak veriler, öğrenme günlükleri ve üç ayda bir uygulanan kısa kelime testleri aracılığıyla toplanmıştır.
Findings: It was not the participants with the highest test scores who made the most progress, but those who used the language regularly outside the classroom.
En çok ilerleme kaydedenler, test puanı en yüksek olan katılımcılar değil, dili sınıf dışında düzenli olarak kullananlardı.
Findings: Only after they had found a concrete reason to communicate, such as talking to grandchildren living abroad, did many participants begin to study consistently.
Katılımcıların birçoğu ancak yurt dışında yaşayan torunlarıyla konuşmak gibi somut bir iletişim gerekçesi bulduktan sonra düzenli çalışmaya başladı.
Findings: Many admitted having given up on earlier attempts, while others insisted that they had never been "good at languages."
Birçoğu daha önceki denemelerinden vazgeçmiş olduğunu kabul ederken, diğerleri hiçbir zaman “dillere yatkın” olmadıklarında ısrar etti.
Findings: In terms of technology, the results were mixed: while applications helped learners review vocabulary, they seldom had a lasting effect on speaking skills.
Teknoloji açısından sonuçlar karışıktı: uygulamalar öğrencilerin kelime tekrarı yapmasına yardımcı olurken, konuşma becerileri üzerinde nadiren kalıcı bir etki bıraktı.
Findings: Several participants reported that frequent notifications affected their concentration and made them feel "behind schedule."
Birkaç katılımcı, sık gelen bildirimlerin konsantrasyonlarını etkilediğini ve kendilerini “programın gerisinde” hissettirdiğini bildirdi.
Discussion: These findings would seem to support the view that progress depends less on age itself than on the opportunities learners have to use the language.
Bu bulgular, ilerlemenin yaşın kendisinden çok öğrencilerin dili kullanma fırsatlarına bağlı olduğu görüşünü destekler görünmektedir.
Discussion: With regard to course design, it may therefore be more effective to build lessons around real communicative needs than around lists of grammar rules.
Dolayısıyla ders tasarımı açısından, dersleri dilbilgisi kuralı listeleri yerine gerçek iletişim ihtiyaçları etrafında kurmak daha etkili olabilir.
Discussion: It should be noted, however, that the sample was small and that the participants were, on the whole, well educated.
Bununla birlikte örneklemin küçük olduğu ve katılımcıların genel olarak iyi eğitimli olduğu belirtilmelidir.
Discussion: Moreover, hardly any of them experienced serious health problems during the study, which may have influenced the results.
Ayrıca çalışma süresince neredeyse hiçbiri ciddi bir sağlık sorunu yaşamadı; bu durum sonuçları etkilemiş olabilir.
Conclusion: In spite of these limitations, the study suggests that later life should be regarded not as a barrier to language learning but as a different starting point.
Bu sınırlılıklara karşın çalışma, ileri yaşın dil öğrenimi önünde bir engel olarak değil, farklı bir başlangıç noktası olarak görülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Conclusion: Should future research confirm these results with larger groups, course providers and app developers alike will need to reconsider their assumptions.
Gelecekteki araştırmalar bu sonuçları daha büyük gruplarla doğrularsa, kurs düzenleyicileri de uygulama geliştiricileri de varsayımlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak.
Dilbilgisi
Uzun akademik cümleyi çözümleme (c1-01)
C1'in ilk ünitesinde gördüğümüz gibi akademik İngilizce cümleler uzun ama düzenlidir: her cümlenin bir ana öznesi ve bir ana yüklemi vardır; geri kalan her şey (ilgi cümlecikleri, edat öbekleri, ara bilgiler) bunlara takılmış eklerdir. Türkçe cümle sona doğru ilerler ve yüklem en sondadır; İngilizcede ise ana yüklem çoğu zaman özneden hemen sonra ama araya giren uzun bir öbekten sonra gelir.
| Adım | Ne yapılır | Örnek: Participants, whose ages ranged from 61 to 79, were recruited… |
|---|---|---|
| 1. Ara bilgiyi ayır | Virgüller arasını, [[whose / which / who]] cümleciklerini parantez içine al | Participants (whose ages ranged from 61 to 79) were recruited… |
| 2. Ana yüklemi bul | Zaman taşıyan, cümleciğe ait olmayan fiil | were recruited |
| 3. Ana özneyi bağla | Yüklemin kime ait olduğu | Participants were recruited |
| 4. Ekleri yerleştir | Edat öbekleri: nasıl, nerede, ne zaman | through community centers · over a period of nine months |
| 5. Türkçeyi sondan kur | Türkçede yüklem sona, nitelikler başa | Yaşları 61-79 arasında değişen katılımcılar … dâhil edildi. |
- Data were collected by means of learning diaries and short vocabulary tests administered at three-month intervals. — Veriler, öğrenme günlükleri ve üç ayda bir uygulanan kısa kelime testleri aracılığıyla toplandı.
- The ability to acquire a new language declines sharply after childhood. — Yeni bir dil edinme yeteneği çocukluktan sonra keskin biçimde azalır.
💡 YDS ipucu: administered, living abroad gibi V3 ve -ing biçimleri çoğu zaman kısaltılmış ilgi cümleciğidir (= which were administered, who live abroad), ana yüklem değildir. Ana yüklemi bulmak için “bu fiilin öznesi cümlenin başındaki isim mi?” diye sorun.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Cümlede gördüğü ilk fiili ana yüklem sanmak. The ability to acquire a new language declines… cümlesinde acquire ana yüklem değildir; to acquire abilityyi niteler. Ana yüklem declinesdır: özne the ability (tekil) olduğu için -s almıştır. Özne-yüklem uyumu çoğu zaman doğru yüklemi bulmanın en iyi ipucudur.
Devrik yapılar: Not only…, Only after…, Hardly…, Should… (c1-02)
Olumsuz ya da sınırlayıcı bir ifade (not only, never, seldom, hardly, only after, not until) vurgu için cümlenin başına alınırsa, ardından gelen cümlede soru düzeni kullanılır: yardımcı fiil özneden önce gelir. Yardımcı fiil yoksa do / does / did eklenir. Türkçede vurgu için böyle bir sıra değişikliği gerekmez; bu yüzden YDS bu yapıyı sever.
| Başlangıç | Devrik kalıp | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Not only | Not only + aux + S + V, but … also | Not only does it discourage learners, but it also shapes courses. | Yalnızca caydırmakla kalmaz, … da biçimlendirir. |
| Only after / Only when | Only after + cümle, aux + S + V | Only after they had found a reason did they study. | Ancak bir gerekçe bulduktan sonra çalıştılar. |
| Not until | Not until + cümle, aux + S + V | Not until the results came out did we realize the problem. | Sonuçlar çıkana kadar sorunu fark etmedik. |
| Hardly / Scarcely … when | Hardly had + S + V3 … when | Hardly had the class started when the power went off. | Ders başlar başlamaz elektrikler gitti. |
| No sooner … than | No sooner had + S + V3 … than | No sooner had she arrived than it began to rain. | O gelir gelmez yağmur başladı. |
| Never / Seldom / Rarely | Never + have/do + S + V | Seldom do apps have a lasting effect. | Uygulamalar nadiren kalıcı etki bırakır. |
| Should (koşul) | Should + S + V1 = If + S + should | Should future research confirm this, … | Gelecekteki araştırmalar bunu doğrularsa … |
| Had / Were (koşul) | Had + S + V3 / Were + S + to V | Had we known, we would have helped. | Bilseydik yardım ederdik. |
- Not only does this assumption discourage older adults, but it also shapes course design. — Bu varsayım yaşlı yetişkinleri yalnızca caydırmakla kalmaz, ders tasarımını da biçimlendirir.
- Should you have any questions, please contact the research team. — Herhangi bir sorunuz olursa lütfen araştırma ekibiyle iletişime geçin.
💡 Only after ve Not until yapılarında devrik düzen ikinci cümlecikte olur, ilkinde değil: Only after they had found a reason did they begin… — they had found düz, did they begin devriktir. Metindeki hardly any of them experienced ise devrik değildir: hardly burada cümle başında değil, anyyi niteler.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Devrik kalıbı başlatıp düz cümleyle devam etmek. Not only this assumption discourages learners… ✗ → Not only does this assumption discourage learners… ✓ · Only after they found a reason they began to study. ✗ → … did they begin to study. ✓ · Hardly had she arrived than… ✗ → Hardly … when, No sooner … than ✓ (eşleri karıştırmayın).
Vurgulu cümleler: It is/was … that/who · What … is … (c1-03)
Türkçede vurguyu sözcüğü yüklemin hemen önüne getirerek yaparız (“En çok ilerleyenler, dili sınıf dışında kullananlardı”). İngilizcede ise cümleyi ikiye bölen cleft yapıları kullanılır: vurgulanan öğe It is/was … that/who arasına ya da What … is/was yapısının sonuna yerleşir.
| Yapı | Vurgulanan | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| It is/was + X + that/who … | kişi, şey, zaman, yer | It was the regular users who made the most progress. | En çok ilerleyenler düzenli kullananlardı. |
| It was not X but Y who/that … | karşıtlık | It was not the best scorers who progressed most, but… | En çok ilerleyenler en yüksek puanlılar değildi, … |
| It was only when/after … that … | zaman | It was only after a year that they felt confident. | Kendilerini ancak bir yıl sonra güvende hissettiler. |
| What + S + V + is/was … | eylem, düşünce | What surprised us was the role of motivation. | Bizi şaşırtan şey motivasyonun rolüydü. |
| What + S + do + is + (to) V | eylemin kendisi | What we did was (to) interview every learner. | Yaptığımız şey her öğrenciyle görüşmekti. |
| All (that) + S + V + is/was … | “tek … olan şey” | All they needed was a concrete reason. | Tek ihtiyaçları somut bir gerekçeydi. |
- What older learners may lack in speed, they make up for in strategy. — Yaşlı öğrenciler hızda eksik kalabildikleri yeri stratejiyle telafi ederler.
- It is motivation, rather than memory, that appears to be decisive. — Belirleyici görünen, bellekten çok motivasyondur.
💡 It was … that yapısında that çoğu zaman who (kişi) ile değiştirilebilir; ama zaman ve yer vurgularken de that kullanılır: It was in 2025 that the study began. ✓ (It was in 2025 when… da duyulur, ama YDS'de güvenli seçenek thattır).
⚠️ Türklerin tipik hatası: What yapısında fiili unutmak ya da that kullanmak. That surprised us was the role of motivation. ✗ → What surprised us was… ✓ · Ayrıca It was them who… gibi yapılarda resmî yazıda özne biçimi tercih edilir: It was they who… (ama konuşmada them yaygındır). Vurgulu cümleyi her yerde kullanmayın; yalnızca karşıtlık ya da gerçek vurgu varsa kullanın.
YDS edat öbekleri (c1-04)
YDS'nin edat ve bağlaç sorularında tek sözcüklü edatlardan çok edat öbekleri sorulur. Bunların ortak noktası: ardından isim ya da -ing gelir, tam cümle gelmez. Cümle gerekiyorsa bağlaç (although, because, while) seçilir.
| Edat öbeği | Anlamı | Örnek | Benzeri / dikkat |
|---|---|---|---|
| in terms of | … açısından | In terms of technology, the results were mixed. | = as regards, as far as … is concerned |
| with regard to | … ile ilgili olarak | With regard to course design, … | = regarding, concerning, with respect to |
| in spite of / despite | -e rağmen | In spite of these limitations, … | Cümle için: although / even though |
| by means of | … aracılığıyla | by means of learning diaries | = through, via |
| in addition to | -e ek olarak | In addition to the interviews, … | ardından -ing: in addition to collecting |
| on behalf of | … adına | She spoke on behalf of the team. | “adına konuşmak, temsilen” |
| owing to / due to | … nedeniyle | owing to a lack of funding | Cümle için: because / since |
| as opposed to | -in aksine, … değil de | speaking skills as opposed to vocabulary | = rather than |
| regardless of | -e bakılmaksızın | regardless of age | = irrespective of |
| in line with | -e uygun olarak | in line with earlier studies | = consistent with |
- In spite of being small, the study offers useful insights. — Küçük olmasına rağmen çalışma yararlı içgörüler sunuyor.
- The results are in line with earlier research. — Sonuçlar önceki araştırmalarla uyumludur.
💡 YDS stratejisi: Boşluktan sonra gelen yapıya bakın. İsim / -ing → edat öbeği; özne + yüklem → bağlaç. Sonra anlam ilişkisini belirleyin (karşıtlık, neden, ekleme, konu). Bu iki adım çoğu zaman dört seçeneği bire indirir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: despite of ✗ (ya despite ya in spite of) · In spite of the sample was small ✗ → In spite of the small sample ✓ ya da Although the sample was small ✓ · in terms of'u Türkçedeki “… olarak” anlamında kullanmak: In terms of a teacher, I think… ✗ → As a teacher, I think… ✓
Karıştırılan sözcükler ve YDS kelime stratejisi (c1-05)
YDS kelime sorularında seçenekler çoğu zaman biçimce benzer sözcüklerden (paronimler) ya da anlamca yakın sözcüklerden oluşur. Bu sözcüklerin farkı genellikle sözcük türünde (isim/fiil/sıfat) ya da eşdizimdedir. Türkçede tek sözcükle karşıladığımız kavramlar İngilizcede iki ayrı sözcüğe bölünebilir.
| Sözcük çifti | Fark | Örnek |
|---|---|---|
| affect / effect | fiil (etkilemek) / isim (etki) | Notifications affected their focus. · a lasting effect |
| adapt / adopt | uyum sağlamak, uyarlamak / benimsemek, evlat edinmek | adapt to a new method · adopt a new method |
| economic / economical | ekonomiyle ilgili / tutumlu, ucuz | economic growth · an economical car |
| principal / principle | ana, başlıca; okul müdürü / ilke | the principal reason · a basic principle |
| sensible / sensitive | mantıklı / hassas, duyarlı | a sensible decision · sensitive data |
| comprehensive / comprehensible | kapsamlı / anlaşılır | a comprehensive study · comprehensible input |
| raise / rise | yükseltmek (nesne alır) / yükselmek (nesne almaz) | raise concerns · Prices rose. |
| considerable / considerate | kayda değer / düşünceli | considerable progress · a considerate colleague |
- The new method has had a considerable effect on attendance. — Yeni yöntemin katılım üzerinde kayda değer bir etkisi oldu.
- Many schools have adopted the approach and adapted it to local needs. — Birçok okul yaklaşımı benimsedi ve yerel ihtiyaçlara uyarladı.
💡 YDS kelime stratejisi: (1) Boşluğun sözcük türünü belirleyin (artikelden sonra isim, beden sonra sıfat…). (2) Boşluğun hemen önü ve arkasındaki eşdizimi kontrol edin (have an ___ on → effect; ___ to → adapt to, contribute to). (3) Cümlenin genel tonunu (olumlu/olumsuz) seçeneklerle karşılaştırın.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “Etkilemek” için effect ✗, “etki” için affect ✗ yazmak: The app effected my concentration. ✗ → affected ✓ · It had a big affect on me. ✗ → effect ✓ Kolay hatırlama yolu: Affect = Action (fiil), Effect = End result (sonuç, isim). Benzer biçimde Prices raised. ✗ → Prices rose. ✓
Üslup: iş dili, temkinli dil, aktarım fiilleri ve çeviri (c1-06 – c1-09)
C1'in son dört ünitesi aynı beceriye hizmet eder: duruma uygun üslup. İş yazışmasında kibar ve dolaylı, akademik yazıda temkinli, haberde nesnel olmak; Türkçe ve İngilizce arasında çeviri yaparken de bu üslubu korumak gerekir.
| İngilizce kalıp | Alan | İşlevi | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I would like to propose that… | iş dili (c1-06) | kibar öneri | … önermek isterim |
| We would appreciate it if you could… | iş dili (c1-06) | dolaylı rica | … yapabilirseniz memnun oluruz |
| It appears that… / tend to / would seem to | akademik (c1-07) | temkinli iddia (hedging) | … görünmektedir / … eğilimindedir |
| These findings suggest that… | akademik (c1-07) | kanıta dayalı sonuç | Bu bulgular … işaret etmektedir |
| claim / deny / admit / insist | haber (c1-09) | tavır taşıyan aktarım | iddia etmek / reddetmek / kabul etmek / ısrar etmek |
| according to / reportedly | haber (c1-09) | kaynağa dayandırma | -e göre / bildirildiğine göre |
Çeviride (c1-08) en büyük fark cümle yönüdür: İngilizce sağa dallanır (nitelik ismin arkasında: learners who live abroad), Türkçe sola dallanır (nitelik ismin önünde: “yurt dışında yaşayan öğrenciler”). İngilizceden Türkçeye çevirirken ana yüklemi sona, ilgi cümleciklerini başa taşıyın; Türkçeden İngilizceye çevirirken önce özne ve yüklemi kurup nitelikleri arkaya ekleyin.
- These findings would seem to support the view that progress depends on opportunity. — Bu bulgular, ilerlemenin fırsata bağlı olduğu görüşünü destekler görünmektedir.
- Many participants admitted having given up on earlier attempts. — Birçok katılımcı daha önceki denemelerinden vazgeçtiğini kabul etti.
- We would appreciate it if you could send the report by Friday. — Raporu cuma gününe kadar gönderebilirseniz memnun oluruz.
💡 YDS çeviri sorularında seçenekleri elerken önce ana yüklemin zamanını ve çatısını (etken/edilgen), sonra temkin derecesini (may = -ebilir, would seem = … gibi görünmektedir, must = -meli/-malı ya da -dığı kesin) karşılaştırın. Temkin dilini atlayan ya da abartan seçenek yanlıştır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Akademik yazıda kesin konuşmak ve temkin dilini çeviride kaybetmek. This study proves that age is not important. ✗ (tek bir küçük çalışma bir şeyi “kanıtlamaz”) → This study suggests that age may be less important than previously assumed. ✓ Çeviride de “destekler görünmektedir” yerine yalnızca “destekler” yazmak would seem tonun anlamını kaybettirir.
Kelimeler
- the extent to which
ne ölçüde, …dığı ölçü - with particular reference to
özellikle … ele alınarak, … özelinde - draw on
-den yararlanmak, -e dayanmak - decisive
di-SAY-siv
belirleyici, kesin - assumption
varsayım - discourage sb from
birini -mekten caydırmak - enroll in
-e kaydolmak - a growing body of research
giderek artan sayıda araştırma, büyüyen bir literatür - considerably
kın-Sİ-dı-rı-bli
önemli ölçüde, epeyce - make up for
telafi etmek, açığı kapatmak - range from … to
… ile … arasında değişmek - recruit
ri-KRUT
(katılımcı, personel) bulmak, işe almak - by means of
aracılığıyla, yoluyla - administer
(test) uygulamak; yönetmek - consistently
tutarlı biçimde, düzenli olarak - in terms of
açısından, bakımından - seldom
nadiren, pek az - lasting
kalıcı - effect / affect
i-FEKT / ı-FEKT
etki (isim) / etkilemek (fiil) - with regard to
ile ilgili olarak, konusunda - on the whole
genel olarak, bütünüyle bakıldığında - sample
SEM-pıl
numune, örnek - limitation
sınırlılık (araştırmada) - in spite of
-e rağmen - regard sth as
bir şeyi … olarak görmek - reconsider
ri-kın-Sİ-dır
yeniden gözden geçirmek - alike
… de … de, her ikisi de - would seem to
… gibi görünmek (çok temkinli) - concrete
KAN-krit
somut