📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C2 · Ünite 5: Kelime türetme (Word formation)
Ön ekler ve son ekler · YDS kelime türetme
Metin: The building blocks of English
Sözlükbilimci Dr. Defne Arslan, kurgusal bir dil dergisi için İngilizcenin kelime türetme alışkanlıkları üzerine bir deneme yazdı (konuşmacı yerine bölüm adı yazılıdır). Metin, Türkçenin eklemeli yapısıyla İngilizcenin iki uçlu türetme düzenini karşılaştırıyor. Okurken her türemiş sözcüğü köküne, ön ekine ve son ekine ayırmaya çalışın: [[inability]] = [[in-]] + [[able]] + [[-ity]].
Introduction: Every language has its own way of making new words out of old ones, and the habits it relies on reveal a great deal about how its speakers think.
Her dilin eski sözcüklerden yenilerini yapmanın kendine özgü bir yolu vardır ve dayandığı alışkanlıklar, konuşurlarının nasıl düşündüğü hakkında pek çok şey ele verir.
Introduction: Turkish is a master of suffixation: a single root can carry a whole sentence's worth of meaning, stacked up one ending at a time.
Türkçe son ek ustasıdır: tek bir kök, eklerin teker teker üst üste dizilmesiyle koca bir cümle değerinde anlam taşıyabilir.
Introduction: English, by contrast, works at both ends of the word, attaching prefixes at the front and suffixes at the back, and it is precisely this double-sided flexibility that learners tend to underestimate.
İngilizce ise sözcüğün iki ucunda birden çalışır; öne ön ekler, arkaya son ekler takar. Öğrencilerin hafife alma eğiliminde olduğu da tam olarak bu iki yönlü esnekliktir.
Prefixes: Consider the adjective 'able'. Add a prefix and it becomes 'unable'; add a suffix and you get 'ability'; combine the two and you arrive at 'inability', a noun that few cautious learners would dare to invent.
'able' (yapabilen) sıfatını düşünün. Bir ön ek ekleyin, 'unable' olur; bir son ek ekleyin, 'ability' elde edersiniz; ikisini birleştirin, temkinli öğrencilerin pek azının uydurmaya cesaret edeceği bir isme, 'inability' (yetersizlik, -ememe) ulaşırsınız.
Prefixes: Negative prefixes are a notorious trap. We say 'unhappy' but 'impossible', 'illegal' and 'irregular', and the choice is governed less by logic than by history: the 'in-' family arrived from Latin, whereas 'un-' is native Germanic stock.
Olumsuzluk ön ekleri kötü şöhretli bir tuzaktır. 'unhappy' deriz ama 'impossible', 'illegal' ve 'irregular' deriz; seçimi mantıktan çok tarih belirler: 'in-' ailesi Latinceden gelmiştir, 'un-' ise dilin yerli Germen mirasıdır.
Prefixes: Even so, a few patterns help. Before 'p', 'b' and 'm', 'in-' usually becomes 'im-'; before 'l' it becomes 'il-'; before 'r' it becomes 'ir-'.
Yine de birkaç düzenlilik işe yarar. 'p', 'b' ve 'm' öncesinde 'in-' genellikle 'im-' olur; 'l' öncesinde 'il-', 'r' öncesinde 'ir-' olur.
Prefixes: Other prefixes alter meaning rather than simply negating it. To misjudge a situation is to judge it wrongly; to overreact is to react too strongly; to outlive a friend is to live longer than they do.
Başka ön ekler anlamı yalnızca olumsuzlamaz, değiştirir. Bir durumu 'misjudge' etmek onu yanlış değerlendirmektir; 'overreact' etmek gereğinden sert tepki vermektir; bir arkadaşı 'outlive' etmek ondan uzun yaşamaktır.
Suffixes: Suffixes, meanwhile, mostly change a word's class. The verb 'employ' gives us 'employer', 'employee', 'employment' and 'unemployment', and the adjective 'employable' sits comfortably beside them.
Son ekler ise çoğunlukla sözcüğün türünü değiştirir. 'employ' (istihdam etmek) fiili bize 'employer' (işveren), 'employee' (çalışan), 'employment' (istihdam) ve 'unemployment' (işsizlik) sözcüklerini verir; 'employable' (istihdam edilebilir) sıfatı da yanlarında rahatça yer alır.
Suffixes: Some suffixes are productive, meaning that speakers still use them to coin words on the spot: a plan can be 'scalable', a skill 'transferable', a neighborhood 'walkable'.
Bazı son ekler üretkendir; yani konuşurlar onları hâlâ anında yeni sözcük türetmek için kullanır: bir plan 'scalable' (ölçeklenebilir), bir beceri 'transferable' (aktarılabilir), bir semt 'walkable' (yürünebilir) olabilir.
Suffixes: Others are fossils. Nobody coins new words with '-th' anymore, yet 'warmth', 'growth' and 'width' remain indispensable.
Ötekiler ise fosildir. Artık kimse '-th' ile yeni sözcük türetmiyor; yine de 'warmth' (sıcaklık), 'growth' (büyüme) ve 'width' (genişlik) vazgeçilmez olmayı sürdürüyor.
Suffixes: Spelling, too, shifts as words grow. 'Happy' becomes 'happiness', 'argue' loses its final 'e' in 'argument', and 'pronounce' quietly drops a vowel in 'pronunciation'.
Sözcükler büyüdükçe yazımları da değişir. 'happy' 'happiness' olur, 'argue' 'argument' içinde sondaki 'e'yi kaybeder, 'pronounce' ise 'pronunciation' içinde sessizce bir ünlüsünü düşürür.
Stress: Perhaps the subtlest change is one you cannot see on the page. In 'photograph' the stress falls on the first syllable, in 'photography' on the second, and in 'photographic' on the third.
Belki de en ince değişiklik, sayfada göremediğinizdir. 'photograph' sözcüğünde vurgu ilk hecede, 'photography'de ikincide, 'photographic'te üçüncüdedir.
Stress: Learners who keep the stress fixed often sound perfectly grammatical yet strangely unconvincing, as though they were reading a word rather than saying it.
Vurguyu sabit tutan öğrenciler çoğu zaman dilbilgisi açısından kusursuz ama tuhaf biçimde inandırıcılıktan uzak duyulur; sanki sözcüğü söylemiyor da okuyorlarmış gibi.
Exams: In exam questions, the position of the gap usually gives the game away. A gap after an article and an adjective almost certainly demands a noun; a gap before a noun calls for an adjective; a gap between an auxiliary and a main verb invites an adverb.
Sınav sorularında boşluğun yeri genellikle cevabı ele verir. Bir tanımlık ve sıfattan sonraki boşluk neredeyse kesinlikle isim ister; bir ismin önündeki boşluk sıfat ister; yardımcı fiil ile ana fiil arasındaki boşluk ise zarfa davetiye çıkarır.
Exams: The real challenge lies in meaning. 'Economic' and 'economical', 'historic' and 'historical', 'sensible' and 'sensitive' look interchangeable, but swapping them can make a careful writer sound careless.
Asıl zorluk anlamdadır. 'economic' ile 'economical', 'historic' ile 'historical', 'sensible' ile 'sensitive' birbirinin yerine kullanılabilir gibi görünür; ama onları karıştırmak dikkatli bir yazarı dikkatsiz gösterebilir.
Conclusion: None of this means memorizing endless lists. It means noticing: every time you meet an unfamiliar word, try to dismantle it into its parts before you reach for a dictionary.
Bütün bunlar bitmez tükenmez listeler ezberlemek demek değildir. Fark etmek demektir: tanımadığınız bir sözcükle her karşılaştığınızda, sözlüğe uzanmadan önce onu parçalarına ayırmaya çalışın.
Conclusion: More often than not, you will find that the word is less unfamiliar than it first appeared, and that you had understood it all along.
Çoğu zaman sözcüğün ilk göründüğü kadar yabancı olmadığını ve aslında onu baştan beri anlamış olduğunuzu fark edeceksiniz.
Conclusion: Word formation, in other words, is not a grammar topic to be ticked off a list; it is a habit of mind, and an inexhaustible one.
Kısacası kelime türetme, listeden işaretlenip geçilecek bir dilbilgisi konusu değildir; bir düşünme alışkanlığıdır, hem de tükenmez bir alışkanlık.
Dilbilgisi
Olumsuzluk ön ekleri: un-, in-/im-/il-/ir-, dis-, non-, a-
Türkçede olumsuzluğu çoğunlukla son ekle veririz: “mutlusuz”, “imkânsız”, “yasa dışı”. İngilizce ise olumsuzluğu çoğu zaman sözcüğün başına koyar ve bunun için birden fazla ön eki vardır. Hangisinin geleceğini anlamdan çok sözcüğün kökeni belirler: Germen kökenli yerli sözcükler daha çok un-, Latince kökenliler in- alır. Kural kesin değildir; ama birkaç düzen işinizi çok kolaylaştırır.
| Ön ek | Ne zaman? | Örnekler | Türkçe |
|---|---|---|---|
| un- | En yaygın ve en üretken olan; sıfat, zarf ve ortaçlarda | unhappy, unlikely, unexpected, unreliable | -sız, -mayan |
| in- | Latince kökenli sıfatlarda | inaccurate, inadequate, inefficient, incapable | -sız, yetersiz |
| im- | p, b, m önünde | impossible, impatient, imbalance, immature | imkânsız, sabırsız… |
| il- | l önünde | illegal, illogical, illiterate, illegible | yasa dışı, mantıksız… |
| ir- | r önünde | irregular, irrelevant, irresponsible, irreversible | düzensiz, ilgisiz… |
| dis- | Fiil, isim ve bazı sıfatlarda; tersine çevirme | disagree, dishonest, disadvantage, disconnect | katılmamak, sahtekâr… |
| non- | Tarafsız “olmayan” anlamı; çoğu kez tireli | non-fiction, non-native, nonprofit, non-existent | kurgu dışı, ana dili olmayan… |
| a- / an- | Yunanca kökenli bilimsel sözcükler | atypical, asymmetric, anonymous | tipik olmayan, simetrisiz… |
- It is unlikely that the results are inaccurate. — Sonuçların hatalı olması olası değil.
- Parking here is illegal, and the sign is almost illegible. — Buraya park etmek yasak, tabela da neredeyse okunmuyor.
- Non-native speakers often disagree about irregular verbs. — Ana dili İngilizce olmayan konuşurlar düzensiz fiiller konusunda sıklıkla anlaşamaz.
- The damage to the coastline may be irreversible. — Kıyı şeridindeki hasar geri döndürülemez olabilir.
💡 Anlam farkına dikkat: unarmed “silahsız” (hiç silahı yok), disarmed “silahsızlandırılmış” (silahı alınmış). un- fiilin başına geldiğinde ise olumsuzluk değil tersine çevirme bildirir: undo (geri almak), unlock (kilidi açmak), unpack (bavulu boşaltmak). Benzer biçimde immoral “ahlaksız” iken amoral “ahlak kavramı dışında, ahlakla ilgisiz” demektir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: her olumsuzluğa un- takmak ya da harf uyumunu atlamak: unpossible ✗ / inpossible ✗ → impossible ✓ · unlegal ✗ / inlegal ✗ → illegal ✓ · unregular ✗ → irregular ✓ · unagree ✗ → disagree ✓. Ayrıca il- ve ir- yazımda çift harf yaratır: ilegal ✗, irelevant ✗. Unutmayın: Türkçedeki gibi sona “-sız” ekleyemezsiniz; possibleless diye bir sözcük yoktur.
Anlam değiştiren ön ekler: mis-, over-, under-, out-, re-, counter-, inter-
Bu ön ekler sözcüğün türünü değiştirmez (fiil fiil kalır) ama anlamına bir ölçü, yön ya da değerlendirme ekler. Türkçede bunların çoğunu ayrı bir sözcükle karşılarız: “yanlış anlamak” (misunderstand), “fazla pişirmek” (overcook), “yeniden yazmak” (rewrite). Bu yüzden İngilizce metinde tanımadığınız uzun bir fiil gördüğünüzde önce ön ekini ayırın; kök büyük olasılıkla tanıdığınız bir sözcüktür.
| Ön ek | Anlam | Örnekler | Türkçe |
|---|---|---|---|
| mis- | yanlış, kötü | misjudge, mislead, misinterpret, misuse | yanlış değerlendirmek, yanıltmak… |
| over- | fazla, aşırı | overreact, overestimate, overcrowded, overlook | aşırı tepki vermek, gözünde büyütmek… |
| under- | az, yetersiz; alt | underestimate, underpaid, underline, undergo | hafife almak, düşük maaşlı… |
| out- | -den daha çok, geride bırakmak | outlive, outnumber, outperform, outgrow | -den uzun yaşamak, sayıca üstün olmak… |
| re- | yeniden; geri | rewrite, reconsider, rebuild, reappear | yeniden yazmak, yeniden düşünmek… |
| counter- | karşı, zıt | counterargument, counterproductive, counterpart | karşı sav, ters tepen, muadil |
| inter- | arasında, karşılıklı | interact, interdependent, intercultural | etkileşmek, karşılıklı bağımlı… |
| pre- / post- | önce / sonra | preview, prehistoric / postgraduate, postpone | ön izleme / lisansüstü, ertelemek |
| co- | birlikte | co-author, cooperate, coexist | ortak yazar, işbirliği yapmak… |
| sub- / super- | alt / üst, ötesi | subtitle, subconscious / supernatural, superpower | alt yazı / doğaüstü… |
- We had underestimated how long the survey would take. — Anketin ne kadar süreceğini hafife almıştık.
- Volunteers outnumbered the paid staff by three to one. — Gönüllüler ücretli personelden üçe bir oranında fazlaydı.
- Banning the app outright might prove counterproductive. — Uygulamayı tamamen yasaklamak ters tepebilir.
- She asked the committee to reconsider its decision. — Kuruldan kararını yeniden gözden geçirmesini istedi.
💡 re- bazen anlam ayırmak için tireyle yazılır: recover “iyileşmek” ama re-cover “yeniden kaplamak”; resign “istifa etmek” ama re-sign “yeniden imzalamak”. Aynı şekilde overlook “gözden kaçırmak” demektir, “yukarıdan bakmak” anlamı ancak mekânla gelir (a room overlooking the sea — denize bakan bir oda).
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki sıraya göre ön ek yerine ayrı sözcük kullanmak ya da ön eki yanlış sözcükle birleştirmek. wrong understand ✗ / understand wrong → misunderstand ✓ · again write ✗ → rewrite ✓ · more estimate ✗ → overestimate ✓. Bir de overlook ile overseeyi karıştırmayın: overlook a mistake (hatayı gözden kaçırmak), oversee a project (projeyi denetlemek).
İsim yapan son ekler: -tion, -ment, -ness, -ity, -ance/-ence, -er/-ee, -ship, -hood
Türkçede isim yapmak için “-lık / -lik”, “-ma / -me”, “-ış / -iş” gibi bir avuç ek bütün işi görür: “güzellik”, “gelişme”, “işsizlik”. İngilizcede bu görevi pek çok ek paylaşır ve hangi ekin hangi köke geleceği büyük ölçüde ezber ister. Yine de bir eğilim vardır: fiillerden isim yapan ekler (-tion, -ment, -ance, -al) ile sıfatlardan isim yapan ekler (-ness, -ity, -th, -cy) ayrı gruplardır.
| Son ek | Kaynak | Örnekler | Türkçe |
|---|---|---|---|
| -tion / -sion / -ation | fiil → isim | inform → information, decide → decision, realize → realization | bilgi, karar, fark ediş |
| -ment | fiil → isim | develop → development, argue → argument, achieve → achievement | gelişme, tartışma, başarı |
| -ance / -ence | fiil/sıfat → isim | rely → reliance, perform → performance, independent → independence | dayanma, performans, bağımsızlık |
| -al | fiil → isim | refuse → refusal, arrive → arrival, propose → proposal | ret, varış, öneri |
| -ness | sıfat → isim (çok üretken) | aware → awareness, kind → kindness, happy → happiness | farkındalık, nezaket, mutluluk |
| -ity | sıfat → isim (çoğu Latince) | able → ability, scarce → scarcity, accountable → accountability | yetenek, kıtlık, hesap verebilirlik |
| -th | sıfat → isim (artık üretken değil) | warm → warmth, wide → width, deep → depth, long → length | sıcaklık, genişlik, derinlik, uzunluk |
| -er / -or / -ist / -ee | kişi | employer, investor, scientist, employee, trainee | işveren, yatırımcı, bilim insanı, çalışan, stajyer |
| -ship / -hood / -dom | durum, ilişki, alan | friendship, childhood, freedom, leadership | arkadaşlık, çocukluk, özgürlük, liderlik |
- Public awareness of the risk has grown considerably. — Riske ilişkin kamuoyu farkındalığı epeyce arttı.
- Their refusal to cooperate delayed the project. — İşbirliği yapmayı reddetmeleri projeyi geciktirdi.
- Water scarcity is no longer a distant threat. — Su kıtlığı artık uzak bir tehdit değil.
- The trainees met their new employer on Monday. — Stajyerler yeni işverenleriyle pazartesi tanıştı.
💡 Yazım kuralları: (1) sondaki -y, ünsüzden sonra -i olur: happy → happiness, busy → business; (2) sessiz -e çoğu ekte düşer ama -ment öncesinde genellikle kalır: develop → development, manage → management, fakat argue → argument istisnadır; (3) bazı köklerde ünlü değişir: pronounce → pronunciation, maintain → maintenance, explain → explanation, deep → depth, long → length.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki tek “-lık”ı bütün sözcüklere yaymak gibi tek bir eki her köke takmak: importancy ✗ → importance ✓ · happyness ✗ → happiness ✓ · developement ✗ → development ✓ · arguement ✗ → argument ✓ · maintainance ✗ → maintenance ✓ · pronounciation ✗ → pronunciation ✓. YDS'de bu yanlış yazımlar çeldirici olarak sık kullanılır.
Sıfat yapan son ekler ve karıştırılan türevler
Sıfat yapan eklerin her biri anlama küçük bir renk katar: -able/-ible “-ebilir”, -ful “dolu”, -less “-sız”, -ous “nitelikli”, -ive “eğilimli, yapan”. Asıl zorluk, aynı kökten iki farklı sıfat türediğinde başlar; bunlar Türkçeye çoğu zaman aynı sözcükle çevrilir ama İngilizcede birbirinin yerine geçmez.
| Çift | Birinci anlam | İkinci anlam | Örnek |
|---|---|---|---|
| economic / economical | ekonomiyle ilgili | tutumlu, verimli | economic policy / an economical heater |
| historic / historical | tarihî önemde | tarihle ilgili, geçmişe ait | a historic day / historical records |
| sensible / sensitive | mantıklı, makul | hassas, duyarlı | a sensible decision / sensitive skin |
| uninterested / disinterested | ilgisiz, meraksız | tarafsız, çıkarı olmayan | uninterested pupils / a disinterested observer |
| respectful / respectable | saygılı | saygın, saygıdeğer | a respectful tone / a respectable family |
| successful / successive | başarılı | art arda gelen | a successful launch / three successive years |
| imaginary / imaginative | hayalî, gerçek dışı | hayal gücü geniş, yaratıcı | an imaginary friend / an imaginative design |
| priceless / worthless | paha biçilmez | değersiz | priceless advice / worthless promises |
- The country's economic recovery has been slower than expected. — Ülkenin ekonomik toparlanması beklenenden yavaş oldu.
- Cycling to work is the most economical option. — İşe bisikletle gitmek en ekonomik (tasarruflu) seçenek.
- It would be sensible to back up your files first. — Önce dosyalarınızı yedeklemeniz akıllıca olur.
- The dispute should be settled by a disinterested third party. — Anlaşmazlık tarafsız bir üçüncü kişi tarafından çözülmeli.
💡 -able ile -ible arasında seçim yaparken kaba bir kural: kök tek başına bir sözcükse çoğunlukla -able gelir (readable, acceptable, reliable); kök tek başına sözcük değilse çoğunlukla -ible gelir (visible, possible, feasible). İstisnaları vardır (sensible, flexible), ama tahmin gerektiğinde bu kural çoğu zaman doğru sonuç verir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçede ikisi de “ekonomik” olduğu için an economic car ✗ demek → an economical car ✓; “sensitif” etkisiyle She is very sensible to criticism. ✗ → She is very sensitive to criticism. ✓; “tarihî bina” için a historical building yerine çoğu bağlamda a historic building ✓ (önemli, korunmaya değer). -less ile biten her sözcüğü olumsuz sanmak da tuzaktır: priceless “paha biçilmez”dir, “değersiz” değil.
Fiil ve zarf yapan ekler: -ize, -ify, -en, en-, -ly, -ward(s), -wise
İngilizcede fiil türetmenin başlıca yolları şunlardır: sona -ize (İngiliz yazımında -ise), -ify, -en eklemek ya da başa en-/em- koymak. Türkçede bu işi çoğunlukla “-laş-”, “-laştır-”, “-leştir-” ekleri ya da “hâle getirmek” görür: “modernleştirmek” (modernize), “basitleştirmek” (simplify), “genişletmek” (widen), “mümkün kılmak” (enable).
| Ek | Anlam | Örnekler | Türkçe |
|---|---|---|---|
| -ize / -ise | -leştirmek, -laştırmak | modernize, prioritize, minimize, digitize | modernleştirmek, önceliklendirmek… |
| -ify | -leştirmek, hâle getirmek | simplify, clarify, justify, intensify | basitleştirmek, açıklığa kavuşturmak… |
| -en (sona) | -leştirmek (sıfattan) | widen, shorten, strengthen, lengthen | genişletmek, kısaltmak, güçlendirmek… |
| en- / em- (başa) | içine koymak, hâle getirmek | enable, enlarge, ensure, empower | mümkün kılmak, büyütmek, güvence altına almak… |
| -ly | zarf (sıfattan) | careful → carefully, happy → happily, basic → basically | dikkatlice, mutlulukla, temelde |
| -ward(s) | yön | forward, backward(s), upward, inward | ileri, geri, yukarı, içe doğru |
| -wise | bakımından; yönünde | clockwise, otherwise, budget-wise | saat yönünde, aksi takdirde, bütçe açısından |
- The new rules are meant to simplify the application process. — Yeni kurallar başvuru sürecini basitleştirmeyi amaçlıyor.
- The council plans to widen the road next spring. — Belediye gelecek bahar yolu genişletmeyi planlıyor.
- Online forms enable citizens to apply from home. — Çevrimiçi formlar vatandaşların evden başvurabilmesini sağlıyor.
- She had hardly slept, yet she worked hard all day. — Neredeyse hiç uyumamıştı, yine de bütün gün sıkı çalıştı.
💡 -ly her zaman “sıfatın zarfı” değildir. Bazı sözcüklerde -ly tamamen farklı bir anlam taşır: hard (sıkı, çok) — hardly (neredeyse hiç); late (geç) — lately (son zamanlarda); near (yakında) — nearly (neredeyse); high (yükseğe) — highly (son derece). Ayrıca -ic ile biten sıfatlar zarf olurken -ally alır: basic → basically, scientific → scientifically (publicly istisnadır).
⚠️ Türklerin tipik hatası: “sıkı çalışmak” için work hardly ✗ demek; bu “neredeyse hiç çalışmamak” anlamına gelir → work hard ✓. “Son zamanlarda” için late ✗ → lately ✓. Bir de “-leştir-” ekini sözcüğe zorla takmak: easify ✗ → simplify / make easier ✓ · widenize ✗ → widen ✓ · enwide ✗ → widen ✓.
YDS kelime türetme stratejisi ve vurgu kayması
YDS ve benzeri sınavlarda kelime türetme iki biçimde gelir: (1) aynı kökün dört türevi seçenek olarak verilir (decide / decision / decisive / decisively) ve doğru türü seçmeniz beklenir; (2) farklı kökten ama aynı türden dört sözcük verilir ve doğru anlamı seçmeniz beklenir. Birinci türde cevap çoğunlukla cümlenin iskeletinden bulunur; anlamı tam bilmeseniz bile boşluğun yeri sizi doğru türe götürür.
| Boşluğun yeri | Beklenen tür | Örnek |
|---|---|---|
| the / a / an + (sıfat) + ___ | isim | a significant ___ (improvement) |
| ___ + isim | sıfat | a ___ decision (decisive) |
| yardımcı fiil + ___ + ana fiil | zarf | has ___ increased (considerably) |
| be / become / seem + ___ | sıfat (çoğunlukla) | seems ___ (reliable) |
| edat (of, in, for) + ___ | isim ya da -ing | in the ___ of (absence) |
| to + ___ (amaç) | fiil | in order to ___ the risk (minimize) |
| cümle başı, virgülden önce | zarf | ___, the plan failed (Unfortunately) |
- The committee reached a decisive agreement after a lengthy discussion. — Kurul uzun bir tartışmanın ardından kesin bir uzlaşmaya vardı.
- Prices have increased considerably over the past decade. — Fiyatlar son on yılda kayda değer ölçüde arttı.
- In the absence of reliable data, any conclusion is premature. — Güvenilir veri yokluğunda her sonuç erkendir.
Telaffuzda ise uzun türevlerde vurgu kayar. Özellikle -ic, -ion, -ity, -ical ekleri vurguyu kendilerinden hemen önceki heceye çeker. Türkçede vurgu çoğunlukla sona yakın ve sabit olduğu için Türk konuşurlar bu kaymayı kolayca kaçırır.
| Kök | Türev 1 | Türev 2 | Kural |
|---|---|---|---|
| PHOtograph | phoTOgraphy | photoGRAPHic | -y ve -ic öncesi heceye kayar |
| eCONomy | ecoNOmic | eCONomist | -ic öncesi; -ist kökteki vurguyu korur |
| PERsonal | persoNAlity | PERsonally | -ity öncesi heceye kayar |
| SCIence | scienTIFic | SCIentist | -ic öncesi; -ist kökteki vurguyu korur |
| exPLAIN | explaNAtion | exPLAnatory | -ion öncesi heceye kayar |
⚠️ Türklerin tipik hatası: kökteki vurguyu bütün türevlere taşımak ya da Türkçe gibi son heceyi vurgulamak: PHOtography ✗ → phoTOgraphy ✓ · ECOnomic ✗ → ecoNOmic ✓ · persoNALity ✗ → persoNAlity ✓. Sınavda ise sık görülen hata, cümlenin anlamına kapılıp türü gözden kaçırmaktır: a significant improve ✗ (fiil) → a significant improvement ✓ (isim).
Kelimeler
- prefix / suffix
ön ek / son ek - inability
yetersizlik, -ememe - irreversible
i-ri-VÖR-sı-bıl
geri döndürülemez - illegible
okunaksız (yazı) - irrelevant
ilgisiz, konu dışı - unemployment
işsizlik - employee / employer
çalışan / işveren - misinterpret
yanlış yorumlamak - overestimate / underestimate
abartmak, gözünde büyütmek / hafife almak - outnumber
sayıca üstün olmak - counterproductive
amaca ters düşen, ters tepen - interdependent
karşılıklı bağımlı - accountability
hesap verebilirlik - reliance
bağımlılık, güvenme - indispensable
in-di-SPEN-sı-bıl
vazgeçilmez - inexhaustible
i-nig-ZOS-tı-bıl
tükenmez - interchangeable
birbirinin yerine kullanılabilir - productive
verimli, üretken - coin (a word)
(sözcük) türetmek, uydurmak - dismantle
parçalarına ayırmak, sökmek - give the game away
ağzındaki baklayı çıkarmak, işi ele vermek - economic / economical
i-kı-NA-mik / i-kı-NA-mi-kıl
ekonomiyle ilgili / tutumlu, az yakan - historic / historical
tarihî önemi olan / tarihle ilgili - sensible / sensitive
mantıklı, makul / hassas, duyarlı - uninterested / disinterested
ilgisiz, meraksız / tarafsız, çıkarı olmayan - priceless / worthless
paha biçilmez / değersiz - likelihood
LAYK-li-hud
olasılık - widen / enable
genişletmek / mümkün kılmak - photography
fı-TAG-rı-fi
fotoğrafçılık - pronunciation
prı-nan-si-EY-şın
telaffuz, söyleniş