📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C2 · Ünite 7: İnce dilbilgisi (Fine points of grammar)
Subjunctive (insist that he be), would rather, it's high time, as if
Metin: A request for an extension
İzmir'deki bir üniversitede lisansüstü kurul toplantısı. Kurul başkanı Prof. Selin Arslan, İskoç meslektaşı Dr. Martin Hale ve genç öğretim üyesi Dr. Kerem Ozan, laboratuvarı su basan bir doktora öğrencisinin tez teslim süresinin uzatılması talebini görüşüyor. Konuşma resmî ama yer yer esprili; [[insist that it be kept]], [[I'd rather we didn't]], [[it's high time the board updated]] ve [[as if conditions were]] gibi yapılarda fiilin biçimine dikkat edin.
Selin: Shall we begin? The first item is Ms. Demir's request that her submission deadline be extended by three months.
Başlayalım mı? İlk madde, Bayan Demir'in tez teslim süresinin üç ay uzatılması talebi.
Martin: I've read her letter. She asks that the board consider her case separately, as though it were unlike any other.
Mektubunu okudum. Kurulun durumunu ayrıca değerlendirmesini rica ediyor; sanki başka hiçbir duruma benzemiyormuş gibi.
Kerem: To be fair, it is unlike any other. Her lab was flooded in March, and half her samples were lost.
Hakkını vermek gerekirse, gerçekten başka hiçbir duruma benzemiyor. Mart ayında laboratuvarını su bastı ve örneklerinin yarısı kayboldu.
Selin: Nobody doubts that. But the regulations stipulate that every extension be approved before the original deadline, not after it.
Bundan kimsenin şüphesi yok. Ama yönetmelik, her uzatmanın asıl teslim tarihinden sonra değil, önce onaylanmasını şart koşuyor.
Martin: Which is precisely why I'd rather we didn't hide behind the regulations. Rules exist to serve people, not the other way round.
İşte tam da bu yüzden yönetmeliğin arkasına saklanmamamızı tercih ederim. Kurallar insanlara hizmet etmek için vardır, tersi değil.
Kerem: I agree. Frankly, it's high time the board updated a rule that was written before anyone had heard of cloud storage.
Katılıyorum. Açıkçası, daha kimse bulut depolamayı duymamışken yazılmış bir kuralı kurulun güncellemesinin vakti çoktan geldi de geçiyor.
Selin: Be that as it may, we can't rewrite the rulebook this afternoon. What would you propose we do instead?
Öyle olsa bile, yönetmeliği bu öğleden sonra baştan yazamayız. Bunun yerine ne yapmamızı önerirsiniz?
Kerem: I'd suggest that she be granted a conditional extension and that her supervisor submit a monthly progress report.
Kendisine koşullu bir uzatma verilmesini ve danışmanının her ay bir ilerleme raporu sunmasını öneririm.
Martin: I'd sooner give her a full extension than set conditions she may not be able to meet.
Yerine getiremeyebileceği koşullar koymaktansa ona tam bir uzatma vermeyi yeğlerim.
Selin: Martin, you talk as if conditions were a punishment. They're a safeguard, for her as much as for us.
Martin, koşullar sanki bir cezaymış gibi konuşuyorsun. Onlar bir güvence; bizim için olduğu kadar onun için de.
Martin: Fair enough. Though I'd rather her supervisor weren't buried in yet more paperwork.
Peki, haklısın. Yine de danışmanının daha fazla evrak işine gömülmemesini tercih ederim.
Kerem: Then let's keep the report short. Suffice it to say that a single page would do.
O zaman raporu kısa tutalım. Tek bir sayfanın yeteceğini söylemek kâfi.
Selin: Very well. It is essential that the decision be recorded in today's minutes, lest anyone later claim it was made informally.
Pekâlâ. Daha sonra kimse kararın gayriresmî alındığını ileri sürmesin diye, kararın bugünkü tutanağa geçirilmesi şart.
Martin: Agreed. And if I were her, I'd treat this as a fresh start rather than a second chance.
Katılıyorum. Ben onun yerinde olsam bunu ikinci bir şans değil, yeni bir başlangıç olarak görürdüm.
Selin: Shall we vote, then? All those in favor of a conditional extension? Thank you. That's unanimous.
O hâlde oylayalım mı? Koşullu uzatmadan yana olanlar? Teşekkürler. Oy birliği.
Kerem: It's about time we agreed on something unanimously. It feels as though we've been arguing since September.
Bir konuda oy birliğiyle anlaşmamızın vakti gelmişti. Eylülden beri tartışıyormuşuz gibi geliyor.
Selin: Far be it from me to spoil the mood, but item two is the new parking policy.
Havayı bozmak bana düşmez ama ikinci madde yeni otopark politikası.
Martin: In that case, I'd rather we took a short break first. Come what may, I need a coffee.
O zaman önce kısa bir ara vermemizi tercih ederim. Ne olursa olsun, bir kahveye ihtiyacım var.
Dilbilgisi
Emir ve öneri fiillerinden sonra subjunctive: insist that he be
Türkçede bir isteği başkasına yöneltirken isim-fiil kullanırız: “Kurul, raporun yarına kadar teslim edilmesini istedi.” İngilizcede bu anlam bir that cümleciğiyle verilir ve cümlecikteki fiil yalın hâlde (bare infinitive) kalır: 3. tekil -s almaz, zamana göre değişmez, be fiili bütün kişilerde be olur. Buna subjunctive (istek kipi) denir. Bunu tetikleyen fiiller isteme, önerme ve emretme bildirir.
| İngilizce fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| insist | She insisted that he be present. | Onun da bulunmasında ısrar etti. |
| demand | They demanded that the fee be refunded. | Ücretin iade edilmesini talep ettiler. |
| require | The rules require that every member vote. | Kurallar her üyenin oy vermesini gerektiriyor. |
| recommend / suggest | I suggest that she apply again next year. | Seneye yeniden başvurmasını öneririm. |
| propose | He proposed that the meeting start at nine. | Toplantının dokuzda başlamasını önerdi. |
| ask / request | She asks that the board consider her case. | Kurulun durumunu değerlendirmesini rica ediyor. |
| stipulate / order / urge | The contract stipulates that payment be made in advance. | Sözleşme ödemenin peşin yapılmasını şart koşuyor. |
- The board insisted that the decision be recorded. — Kurul, kararın kayda geçirilmesinde ısrar etti.
- I recommend that he not sign the contract yet. — Sözleşmeyi henüz imzalamamasını tavsiye ederim.
- We requested that the report be sent by Friday. — Raporun cumaya kadar gönderilmesini rica ettik.
💡 Olumsuzda do yardımcı fiili kullanılmaz; not doğrudan yalın fiilin önüne gelir: that he not sign, that it not be delayed. İngiliz İngilizcesinde aynı anlam sıkça should ile verilir: I suggest that she should apply again. Bu da doğrudur; YDS'de iki biçimden biri seçeneklerde çıkabilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: alışkanlıkla 3. tekil -s ya da geçmiş zaman eklemek. I suggest that he goes. ✗ (resmî yazıda) The board insisted that she was present. ✗ (istek anlamında) → I suggest that he go. ✓ The board insisted that she be present. ✓ Ana fiil geçmişte olsa da cümlecikteki fiil değişmez.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Türkçedeki “-mesini önermek” yapısını kelimesi kelimesine aktarmak: I suggest him to go. ✗ She recommended me to apply. ✗ suggest ve recommend bu kalıbı almaz. Doğrusu: I suggest that he go. ✓ / I suggest going. ✓ Dikkat: insist “iddia etmek” anlamındaysa normal zaman kullanılır: He insisted that he was innocent. ✓ (Masum olduğu konusunda ısrar etti = öyle iddia etti.)
Sıfat ve isimlerden sonra subjunctive: It is essential that…
Aynı kural, gereklilik ve önem bildiren sıfatlardan ve isimlerden sonra da geçerlidir. Türkçede “Kararın kayda geçirilmesi şart” deriz; İngilizcede It is essential that the decision be recorded. Edilgen anlamda kalıp be + V3 olur: that it be approved, that the fee be paid.
| İngilizce kalıp | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| It is essential / vital / crucial that … | It is vital that every sample be labeled. | Her örneğin etiketlenmesi hayati önemde. |
| It is imperative that … | It is imperative that she leave at once. | Hemen ayrılması zorunlu. |
| It is important / necessary that … | It is important that he not miss the deadline. | Teslim tarihini kaçırmaması önemli. |
| It is advisable / desirable that … | It is advisable that you book early. | Erken yer ayırtmanız tavsiye edilir. |
| the requirement / proposal / recommendation that … | the recommendation that the policy be reviewed | politikanın gözden geçirilmesi tavsiyesi |
| the request / insistence that … | her request that the deadline be extended | teslim süresinin uzatılması talebi |
- It is crucial that the data be stored securely. — Verilerin güvenli biçimde saklanması çok önemli.
- The proposal that the course be made compulsory was rejected. — Dersin zorunlu hâle getirilmesi önerisi reddedildi.
- It was essential that everyone arrive on time. — Herkesin zamanında gelmesi şarttı.
💡 Daha az resmî bir eş anlamlı yapı: It is essential for the decision to be recorded. Bu kalıpla subjunctive'den kaçınabilirsiniz; ama akademik metin ve YDS sorularında that + yalın fiil yapısını tanımanız gerekir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: It is necessary that he comes. ✗ (resmî İngilizcede) ya da Türkçenin etkisiyle It is necessary he to come. ✗ → It is necessary that he come. ✓ / It is necessary for him to come. ✓ Gündelik İngiliz İngilizcesinde that he comes duyulabilir, ama sınavda ve resmî yazıda yalın biçim beklenir.
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Edilgen subjunctive'de beyi atlamak ya da çekimlemek: It is vital that every sample labeled. ✗ …that every sample is be labeled ✗ → It is vital that every sample be labeled. ✓ Kural basit: özne ne olursa olsun be + V3.
Kalıplaşmış subjunctive ve were: be that as it may, lest
Subjunctive, eski İngilizceden kalma bazı donmuş kalıplarda da yaşar. Bu kalıplar değiştirilmez; anlamlarını bütün olarak öğrenmek gerekir. Ayrıca gerçek dışı durumlarda be fiilinin bütün kişilerde were olması da subjunctive'in bir biçimidir: if I were you, I wish she were here, as if it were.
| İngilizce kalıp | Kullanım | Türkçe |
|---|---|---|
| be that as it may | karşı görüşü kabul edip devam etmek | öyle olsa bile |
| come what may | kararlılık | ne olursa olsun |
| suffice it to say (that) | ayrıntıya girmeden özetlemek | şu kadarını söylemek yeter (ki) |
| far be it from me to … | kibar bir eleştiriye giriş | -mek bana düşmez (ama) |
| so be it | istemeden kabul etmek | öyle olsun, ne yapalım |
| if need be | gerekirse | gerekirse, icap ederse |
| lest + yalın fiil / should | olumsuz amaç (çok resmî) | -mesin diye |
| were it not for … | devrik koşul (C1) | … olmasaydı |
- The plan is expensive. Be that as it may, it is our only option. — Plan pahalı. Öyle olsa bile, tek seçeneğimiz bu.
- Suffice it to say that the meeting did not go well. — Şu kadarını söyleyeyim: toplantı iyi geçmedi.
- She wrote everything down lest she forget a single detail. — Tek bir ayrıntıyı bile unutmasın diye her şeyi yazdı.
- Were it not for her help, we would never have finished. — Onun yardımı olmasaydı asla bitiremezdik.
💡 lest bugün çok resmî ya da edebî duyulur. Gündelik ve nötr metinlerde aynı anlamı so that … not ya da in case ile verin: She wrote everything down so that she wouldn't forget anything. If I were you yerine gündelik konuşmada If I was you da duyulur; ama yazıda ve sınavda were kullanın.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: lestten sonra olumsuzluk eklemek. lest zaten “-mesin diye” demektir: lest he doesn't forget ✗ lest he not forget ✗ (anlam tersine döner) → lest he forget ✓ / lest he should forget ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Kalıpları değiştirmek ya da çekimlemek: Be it as it may ✗ Comes what may ✗ It suffices to say (dilbilgisi olarak mümkün ama kalıp bu değil) → Be that as it may ✓ Come what may ✓ Suffice it to say ✓ Ayrıca Far be it from meyi gerçek bir eleştiri yapmadan kullanmak tuhaf duyulur; arkasından hep bir “ama” gelir.
would rather, would sooner, had better
Türkçede tercih bildirirken “… -meyi tercih ederim” ya da “… -sen daha iyi olur” deriz. İngilizcede would rather iki farklı kalıp kurar: kendi tercihimizde yalın fiil, başkasının davranışı hakkındaki tercihimizde ise yeni bir özne + geçmiş zaman gelir. Buradaki geçmiş zaman geçmişi değil, şimdi ya da gelecek için gerçek dışı bir isteği gösterir (tıpkı I wish you were heredeki gibi).
| İngilizce kalıp | Anlam | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| would rather + V1 (+ than + V1) | kendi tercihim | I'd rather walk than take a taxi. | Taksiye binmektense yürümeyi tercih ederim. |
| would rather not + V1 | kendi tercihim (olumsuz) | I'd rather not discuss it. | Bunu konuşmamayı tercih ederim. |
| would rather + özne + past simple | başkası hakkında, şimdi / gelecek | I'd rather you didn't tell her. | Ona söylemesen daha iyi olur. |
| would rather + özne + past perfect | başkası hakkında, geçmiş (pişmanlık) | I'd rather you had asked me first. | Keşke önce bana sorsaydın. |
| would rather have + V3 | kendi geçmiş tercihim | I'd rather have stayed at home. | Evde kalmayı yeğlerdim. |
| would sooner + V1 | would rather ile aynı, vurgulu | I'd sooner resign than lie. | Yalan söylemektense istifa ederim. |
| had better + V1 | uyarı, tavsiye | You'd better leave now. | Şimdi çıksan iyi olur. |
- I'd rather we took a short break first. — Önce kısa bir ara vermemizi tercih ederim.
- She'd rather her colleagues didn't know about it. — İş arkadaşlarının bundan haberdar olmamasını tercih ediyor.
- Would you rather stay in or go out tonight? — Bu akşam evde mi kalmayı tercih edersin, dışarı çıkmayı mı?
- We'd better not be late again. — Yine geç kalmasak iyi olur.
💡 prefer ile karşılaştırın: I prefer tea to coffee. (genel tercih, to ile) / I'd prefer to walk. (bu sefer) / I'd rather walk. (bu sefer, to yok). prefer karşılaştırmada to, would rather ise than ister.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: would ratherden sonra to kullanmak. I'd rather to stay. ✗ I'd rather stay than to go. ✗ → I'd rather stay. ✓ I'd rather stay than go. ✓ Aynısı had better için de geçerli: You'd better to hurry. ✗ → You'd better hurry. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Başkası hakkındaki tercihte geniş zaman kullanmak. I'd rather you don't smoke here. gündelik konuşmada duyulur ama standart ve sınav biçimi I'd rather you didn't smoke here. ✓ Ayrıca I'd kısaltmasına dikkat: I'd rather = I would rather, I'd better = I had better. I'd betteri I would better ✗ diye açmayın.
It's (high / about) time + geçmiş zaman
Türkçede “Artık bir iş bulmanın vakti geldi de geçiyor” derken bir eleştiri ya da sabırsızlık bildiririz. İngilizcede bu anlam It's high time ya da It's about time + özne + past simple ile verilir. Buradaki geçmiş zaman yine gerçek dışılık bildirir: eylem şu anda yapılmalıydı ama yapılmıyor. Nötr bir “sırası geldi” anlamı için ise It's time to + V1 kullanılır.
| İngilizce kalıp | Ton | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| It's time to + V1 | nötr | It's time to go. | Gitme vakti. |
| It's time for + kişi + to + V1 | nötr | It's time for the children to sleep. | Çocukların uyku vakti. |
| It's time + özne + past simple | hafif eleştiri | It's time we left. | Artık gitmemiz lazım. |
| It's about time + özne + past simple | sabırsızlık | It's about time you called her. | Onu aramanın vakti gelmişti artık. |
| It's high time + özne + past simple | güçlü eleştiri | It's high time the rule was updated. | Kuralın güncellenmesinin vakti çoktan geldi. |
- It's high time the board updated the rule. — Kurulun kuralı güncellemesinin vakti çoktan geldi de geçiyor.
- It's about time you took a holiday. — Artık bir tatil yapmanın vakti geldi.
- Don't you think it's time we had a serious talk? — Ciddi bir konuşma yapmamızın vakti gelmedi mi sence?
💡 Edilgen anlamda was / were + V3 gelir: It's high time the building was renovated. (Binanın yenilenmesinin vakti çoktan geldi.) about time tek başına da kullanılır: You're here! About time! (Sonunda geldin!)
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: Türkçedeki şimdiki anlamı yüzünden geniş zaman ya da should kullanmak: It's high time you find a job. ✗ It's time we should go. ✗ → It's high time you found a job. ✓ It's time we went. ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: İki kalıbı karıştırmak: It's high time to you leave. ✗ It's time for we went. ✗ İki ayrı yol var: It's time for you to leave. ✓ ya da It's time you left. ✓ Ve high time / about time ile to + V1 çok nadirdir; eleştiri bildirirken özne + geçmiş zamanı tercih edin.
as if / as though: gerçek ve gerçek dışı benzetme
Türkçede “sanki … -mış gibi” yapısı hem gerçek bir izlenimi hem de gerçek dışı bir benzetmeyi anlatabilir. İngilizcede bu ayrım fiilin zamanıyla yapılır. Gerçekten öyle olabilecekse normal zaman; gerçek dışıysa bir zaman geri gidilir: şimdi için past simple / were, geçmiş için past perfect.
| İngilizce | Durum | Türkçe |
|---|---|---|
| It looks as if it's going to rain. | gerçek olasılık (bulutlar var) | Yağmur yağacak gibi görünüyor. |
| He talks as if he knew everything. | gerçek dışı, şimdi (bilmiyor) | Her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor. |
| She acts as though she were the boss. | gerçek dışı, şimdi (patron değil) | Patronmuş gibi davranıyor. |
| You look as if you had seen a ghost. | gerçek dışı, geçmiş | Hayalet görmüş gibisin. |
| It feels as though we've been arguing for months. | izlenim (abartı) | Aylardır tartışıyormuşuz gibi geliyor. |
| If only she were here! | gerçek dışı istek | Keşke burada olsaydı! |
- You talk as if conditions were a punishment. — Koşullar sanki bir cezaymış gibi konuşuyorsun.
- He spoke as though he had been there himself. — Sanki kendisi oradaymış gibi konuştu.
- It's not as if we didn't warn them. — Onları uyarmadık değil ya.
💡 Ana fiilin zamanı, as if cümleciğinin zamanını değiştirmez: He talks / talked as if he knew everything. ikisinde de knew “o anda” demektir. Gündelik konuşmada like da kullanılır: It looks like it's going to rain. Ama akademik ve resmî yazıda as if / as though tercih edin. It's not as if… kalıbı “… değil ya” anlamında bir savunmadır.
⚠️ Türklerin tipik hatası 1: Türkçedeki “-mış gibi” ekini like ile çiftlemek: as if like he knew ✗ like as if ✗ Tek bir bağlaç yeter: as if he knew ✓
⚠️ Türklerin tipik hatası 2: Gerçek dışı geçmişte present perfect kullanmak. She looked as if she has seen a ghost. ✗ → She looked as if she had seen a ghost. ✓ Gerçek dışı şimdide de as if he knows everything (aslında bilmediğini vurguluyorsanız) yerine as if he knew everything ✓ deyin.
Kelimeler
- stipulate (that)
STİ-pyu-leyt
şart koşmak, öngörmek (sözleşme, yönetmelik) - insist (on / that)
ısrar etmek; ısrarla istemek - urge
çağırmak, ısrarla tavsiye etmek - imperative
im-PE-rı-tiv
zorunlu, kaçınılmaz derecede gerekli - advisable
akıllıca, tavsiye edilir - extension
(süre) uzatma, uzatım - grant
hibe, burs (karşılıksız destek) - submission
sıb-Mİ-şın
başvuru, gönderilen çalışma - regulations
yönetmelik, kurallar - conditional
koşullu, şarta bağlı - safeguard
güvence, koruyucu önlem - minutes
Mİ-nıts
toplantı tutanağı - unanimous
yu-NE-nı-mıs
oy birliğiyle alınan, oy birliği olan - in favor of
-den yana, lehinde - the other way round
tam tersi, aksi - hide behind
(bir şeyin) arkasına saklanmak, bahane etmek - lest
-mesin diye, -mekten korkarak - be that as it may
öyle olsa bile, her ne kadar öyle olsa da - come what may
ne olursa olsun, her koşulda - suffice it to say (that)
sı-FAYS it tı SEY
şu kadarını söylemek yeter (ki) - far be it from me to …
… -mek bana düşmez (ama) - so be it
öyle olsun, ne yapalım - if need be
gerekirse - would rather
-meyi tercih ederim, -sem daha iyi - would sooner
-meyi yeğlerim (would rather ile eş anlamlı, biraz daha vurgulu) - had better
-se iyi olur (uyarı) - it's high time
-menin vakti çoktan geldi (de geçiyor) - as if / as though
sanki … gibi - fresh start
yeni (temiz) bir başlangıç - precisely
tam olarak, tam da