Rusça cümle kalıpları
Her kalıbın ne anlama geldiği, hangi üslupta kullanıldığı ve Türklerin tipik hatası Türkçe olarak anlatılıyor.
Görüş ve değerlendirme
по-мо́ему B1
bence, bana kalırsa
Konuşma dilinde en sık kullanılan görüş bildirme kalıbıdır; Türkçedeki bence karşılığıdır. Cümle başında, ortasında ya da sonunda gelebilir ve yazıda virgülle ayrılır. Türkler sık sık kısa çizgiyi unutup по мо́ему diye ayrı yazar ya da onu по моему́ мне́нию ile karıştırıp по-моему́ мне́нию gibi melez biçimler kurar. по-мо́ему tek kelimedir ve vurgu ikinci hecededir.
- По-мо́ему, э́тот фильм сли́шком дли́нный.
Bence bu film çok uzun. - Ты, по-мо́ему, прав.
Bence haklısın. - По-мо́ему, нам пора́ уходи́ть.
Bence gitme vaktimiz geldi.
мне ка́жется, что … B1
bana öyle geliyor ki …; sanırım …
Kesin olmayan, yumuşak bir görüş bildirir; Türkçedeki bana öyle geliyor ki ya da sanırım ile karşılanır. Kişi her zaman yönelme hâlindedir: мне, тебе́, ему́. Türkler “ben sanıyorum” mantığıyla öznenin yalın hâlde olacağını düşünüp я ка́жется, что… gibi yanlış bir cümle kurar. Virgüllerle ayrılan ara söz ка́жется ise ayrı bir yapıdır: Он, ка́жется, заболе́л. Geçmişte мне каза́лось olur.
- Мне ка́жется, что он нас не по́нял.
Bana öyle geliyor ki o bizi anlamadı. - Мне ка́жется, ты сли́шком мно́го рабо́таешь.
Sanırım çok fazla çalışıyorsun. - Ей каза́лось, что все на неё смо́трят.
Ona herkes kendisine bakıyormuş gibi geliyordu.
с мое́й то́чки зре́ния B1
benim bakış açıma göre, benim açımdan
по-мо́ему kalıbından biraz daha resmî ve düşünülmüş bir görüş bildirir; tartışma, kompozisyon ve sınav yazılarında çok kullanılır. Türkçedeki benim açımdan, benim bakış açıma göre karşılığıdır. Türkler Türkçedeki “-e göre” yüzünden по мое́й то́чке зре́ния gibi yanlış edat kullanır; doğrusu с + ilgi hâli (genitif): с мое́й то́чки зре́ния. Başkasının görüşü ya da bir alan için de kullanılır: с то́чки зре́ния эконо́мики.
- С мое́й то́чки зре́ния, э́то лу́чший вариа́нт.
Benim açımdan bu en iyi seçenek. - С то́чки зре́ния эконо́мики, э́тот прое́кт невы́годен.
Ekonomi açısından bu proje kârlı değil. - С его́ то́чки зре́ния, мы оши́блись.
Onun bakış açısına göre biz hata yaptık.
на мой взгляд B2
kanımca, bana göre
Kişisel görüşü yazı dilinde ve resmî konuşmada bildirmenin en yaygın yollarından biridir; Türkçedeki kanımca ya da bana göre ile karşılanır. Ara söz olduğu için virgülle ayrılır. Türkler bunu “bakışımda” diye çevirmeye çalışıp yanlış edat ve hâl seçer (в моём взгля́де); kalıp sabittir: на + belirtme hâli. Çoğul biçimi de çok kullanılır: на наш взгляд.
- На мой взгляд, пробле́ма гора́здо серьёзнее.
Kanımca sorun çok daha ciddi. - Э́та кни́га, на мой взгляд, немно́го скучна́.
Bu kitap bana göre biraz sıkıcı. - На наш взгляд, рефо́рма необходи́ма.
Bize göre reform gerekli.
не секре́т, что … B2
… olduğu bir sır değil; herkes bilir ki …
Herkesin bildiği bir gerçeği vurgulayarak söze girer; gazete, tartışma ve kompozisyon dilinde sık görülür. Türkçedeki … olduğu bir sır değil ya da herkesin bildiği gibi karşılığıdır. Türkler “sır değil” ifadesini э́то не та́йна diye çevirir; bu anlamda kalıplaşmış ifade не секре́т olup fiilsiz ve öznesiz kullanılır. Virgül что bağlacından önce mutlaka konur; “kimse için” eklemek istenirse ни для кого́ не секре́т denir.
- Не секре́т, что це́ны ка́ждый год расту́т.
Fiyatların her yıl arttığı bir sır değil. - Ни для кого́ не секре́т, что он хо́чет уйти́.
Onun ayrılmak istediği kimse için sır değil. - Не секре́т, что молодёжь ма́ло чита́ет.
Gençlerin az okuduğu bir sır değil.
нельзя́ не призна́ть, что … C1
… olduğunu kabul etmek gerekir; teslim etmek gerekir ki …
Çifte olumsuzlukla güçlü bir onay bildirir: konuşan, karşı görüşte olsa bile bir gerçeği kabul etmek zorunda olduğunu vurgular. Akademik yazı, deneme ve resmî konuşmaya özgüdür; Türkçede kabul etmek gerekir ki ya da teslim etmek gerekir ki ile karşılanır. Türkler çifte olumsuzluğu gereksiz bulup ikinci не parçacığını atar; oysa нельзя́ призна́ть tam tersi anlama gelir (“kabul edilemez”). Benzer yapılar: нельзя́ не отме́тить, нельзя́ не согласи́ться.
- Нельзя́ не призна́ть, что а́втор хорошо́ зна́ет те́му.
Yazarın konuyu iyi bildiğini kabul etmek gerekir. - Нельзя́ не согласи́ться с э́тим мне́нием.
Bu görüşe katılmamak mümkün değil. - Нельзя́ не отме́тить ва́жную роль семьи́.
Ailenin önemli rolüne değinmeden geçmek olmaz.
вряд ли C1
pek sanmam; büyük ihtimalle … değil
Bir şeyin olma ihtimalini düşük gördüğümüzü bildirir: Он вряд ли придёт = “Geleceğini pek sanmam.” Cümle biçim olarak olumlu olduğu hâlde anlamı olumsuzdur; bu yüzden fiilin önüne ayrıca не konmaz. Türkler Türkçedeki olumsuz fiilden etkilenip Он вряд ли не придёт der; bu, tam tersine “büyük ihtimalle gelir” anlamına kayar. Konuşmada da yazıda da kullanılır ve tek başına cevap olabilir: — Он успе́ет? — Вряд ли.
- Он вряд ли придёт сего́дня.
Bugün geleceğini pek sanmam. - Вряд ли э́то хоро́шая иде́я.
Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. - Мы вряд ли успе́ем на по́езд.
Trene yetişebileceğimizi pek sanmıyorum.
Sebep ve sonuç
так как … B1
çünkü, -dığı için
Sebep bildiren yan cümleyi başlatır; потому́ что bağlacından farkı, yan cümlenin ana cümleden önce de gelebilmesidir: Так как шёл дождь, мы оста́лись до́ма. Türkçedeki -dığı için yapısına çok yakındır. Türkler потому́ что ile cümleye başlar (Потому́ что шёл дождь, мы…); bu kullanım yanlıştır, cümle başında так как ya da поско́льку gerekir. İki kelime arasına virgül konmaz.
- Так как шёл дождь, мы оста́лись до́ма.
Yağmur yağdığı için evde kaldık. - Я не позвони́л, так как был о́чень за́нят.
Çok meşgul olduğum için aramadım. - Так как все биле́ты бы́ли про́даны, мы пошли́ в парк.
Bütün biletler satıldığı için parka gittik.
и́з-за того́, что … B1
… yüzünden, -dığı için (olumsuz sebep)
Sebep bildirir ama genellikle olumsuz bir sonucun sebebini; Türkçedeki yüzünden ya da -dığı için gibi. Olumlu sebep için благодаря́ тому́, что kullanılır. Türklerin tipik hatası, olumlu bir durum için de и́з-за kullanmaktır: и́з-за по́мощи дру́га я сдал экза́мен Rusça kulağa tuhaf gelir. Ayrıca и́з-за isimle kullanıldığında ilgi hâli ister: и́з-за дождя́, и́з-за пробле́м.
- Мы опозда́ли и́з-за того́, что была́ про́бка.
Trafik sıkışıklığı olduğu için geç kaldık. - Он не спал всю ночь и́з-за того́, что боле́л зуб.
Dişi ağrıdığı için bütün gece uyumadı. - И́з-за того́, что це́ны вы́росли, лю́ди ста́ли покупа́ть ме́ньше.
Fiyatlar arttığı için insanlar daha az almaya başladı.
благодаря́ тому́, что … B2
… sayesinde, -dığı için (olumlu sebep)
Olumlu bir sonucun sebebini bildirir; Türkçedeki sayesinde karşılığıdır. İsimle kullanıldığında благодаря́ yönelme hâli ister: благодаря́ дру́гу, благодаря́ по́мощи. Türkler “arkadaşın sayesinde” tamlaması yüzünden ilgi hâlini kullanır (благодаря́ дру́га) — bu en sık görülen hatadır. Olumsuz sonuç için и́з-за seçilmelidir.
- Благодаря́ тому́, что мы вы́ехали ра́но, мы не попа́ли в про́бку.
Erken yola çıktığımız için trafiğe takılmadık. - Благодаря́ по́мощи друзе́й я бы́стро нашёл рабо́ту.
Arkadaşlarımın yardımı sayesinde çabucak iş buldum. - Он сдал экза́мен благодаря́ тому́, что занима́лся ка́ждый день.
Her gün çalıştığı için sınavı geçti.
поско́льку … B2
-dığından, madem ki
так как ile eş anlamlıdır ama biraz daha kitabi ve mantıksal bir ton taşır: genellikle bilinen ya da kabul edilen bir sebebi bildirir, Türkçedeki -dığından ya da madem ki gibi. Cümle başında da ortasında da gelebilir. Türkler bunu ско́лько (“ne kadar”) ile ilişkilendirip по ско́льку diye ayrı yazar; doğrusu bitişik поско́льку biçimidir. Ayrıca ardından что gelmez: поско́льку что yanlıştır.
- Поско́льку вре́мени ма́ло, начнём сра́зу.
Vakit az olduğundan hemen başlayalım. - Поско́льку вы согла́сны, мы подпи́шем догово́р.
Madem kabul ediyorsunuz, sözleşmeyi imzalayalım. - Я не могу́ отве́тить, поско́льку не зна́ю дета́лей.
Ayrıntıları bilmediğimden cevap veremem.
в связи́ с тем, что … C1
… nedeniyle, … dolayısıyla
Resmî, idari ve haber dilinde sebep bildirir; Türkçedeki … nedeniyle ya da … dolayısıyla karşılığıdır. İsimle kullanıldığında araç hâli ister: в связи́ с ремо́нтом, в связи́ с пра́здниками. Türklerin tipik hatası edatı atmak (в связи́ ремо́нтом) ya da yalın hâl kullanmaktır (в связи́ с ремо́нт). Günlük konuşmada bu kalıp ağır kaçar; orada потому́ что yeterlidir.
- В связи́ с тем, что за́втра пра́здник, магази́н бу́дет закры́т.
Yarın bayram olduğu için mağaza kapalı olacak. - В связи́ с ремо́нтом ста́нция вре́менно закры́та.
Tadilat nedeniyle istasyon geçici olarak kapalı. - Рейс заде́рживается в связи́ с плохо́й пого́дой.
Uçuş kötü hava nedeniyle gecikiyor.
…, в результа́те чего́ … C1
…; bunun sonucunda …
Önceki cümlenin tamamının yol açtığı sonucu bağlar: чего́ bütün önceki olayı karşılar. Haber ve akademik metinlerde çok kullanılır; Türkçede bunun sonucunda ya da … ve bu yüzden ile çevrilir. Türkler чего́ yerine кото́рого kullanır; oysa кото́рого belirli bir isme bağlanır, чего́ ise bütün durumu karşılar. Kalıptan önce virgül konur; isimle kullanıldığında ilgi hâli gelir: в результа́те ава́рии.
- Но́чью прошёл си́льный дождь, в результа́те чего́ река́ вы́шла из берего́в.
Gece şiddetli yağmur yağdı, bunun sonucunda nehir taştı. - Це́ны на нефть упа́ли, в результа́те чего́ рубль ослабе́л.
Petrol fiyatları düştü, bunun sonucunda ruble değer kaybetti. - В результа́те ава́рии пострада́ли три челове́ка.
Kaza sonucunda üç kişi yaralandı.
всле́дствие того́, что … C1
… sonucu olarak, … nedeniyle
Çok resmî, kitabi bir sebep kalıbıdır; bilimsel, hukuki ve teknik metinlerde görülür, günlük konuşmada neredeyse hiç kullanılmaz. Türkçedeki … sonucu olarak ya da … nedeniyle ile karşılanır. İsimle ilgi hâli ister: всле́дствие оши́бки. Türkler bunu в сле́дствии diye ayrı yazar; bu bambaşka bir ifadedir (“soruşturmada”). Edat bitişik yazılır ve sonu -е ile biter: всле́дствие.
- Всле́дствие того́, что обору́дование устаре́ло, произво́дство останови́лось.
Ekipman eskidiği için üretim durdu. - Всле́дствие оши́бки пило́та самолёт отклони́лся от ку́рса.
Pilotun hatası sonucu uçak rotadan saptı. - Всле́дствие за́суши урожа́й сократи́лся вдво́е.
Kuraklık sonucu hasat yarı yarıya azaldı.
в си́лу того́, что … C2
… gereği, … olması sebebiyle
Kitabi ve resmî bir sebep kalıbıdır; genellikle bir durumun doğasından, niteliğinden kaynaklanan kalıcı sebepleri bildirir: в си́лу во́зраста (“yaşı gereği”), в си́лу обстоя́тельств (“koşullar gereği”). Türkçedeki … gereği ya da … sebebiyle karşılığıdır. Türkler си́ла kelimesini “güç” anlamıyla düşünüp си́лой того́ gibi yanlış hâl kullanır; kalıp sabittir: в си́лу + ilgi hâli. Hukuk dilinde “yürürlüğe girmek” anlamındaki вступи́ть в си́лу ile karıştırılmamalıdır.
- В си́лу того́, что докуме́нты не гото́вы, сде́лка отклады́вается.
Belgeler hazır olmadığından anlaşma erteleniyor. - В си́лу обстоя́тельств мы вы́нуждены отмени́ть встре́чу.
Koşullar gereği görüşmeyi iptal etmek zorundayız. - В си́лу во́зраста он уже́ не мо́жет мно́го рабо́тать.
Yaşı gereği artık çok çalışamıyor.
Karşıtlık ve kısıtlama
…, зато́ … B1
…, ama buna karşılık …; …, ama hiç değilse …
Olumsuz bir duruma karşı olumlu bir telafi getirir: Кварти́ра ма́ленькая, зато́ в це́нтре = “Daire küçük, ama buna karşılık merkezde.” Türkçedeki ama buna karşılık ya da hiç değilse anlamına yakındır. Türkler bunu düz но ile karıştırır ya da ortada bir telafi yokken de kullanır; зато́ her zaman “bir eksi, bir artı” dengesini kurar. Önüne virgül konur; но зато́ biçiminde de kullanılabilir.
- Рабо́та тру́дная, зато́ интере́сная.
İş zor ama buna karşılık ilginç. - Я встал ра́но, зато́ всё успе́л.
Erken kalktım ama hiç değilse her şeye yetiştim. - Здесь до́рого, зато́ о́чень вку́сно.
Burası pahalı ama buna karşılık çok lezzetli.
несмотря́ на то, что … B2
-mesine rağmen, -diği hâlde
Beklenene ters düşen bir durumu bildirir; Türkçedeki -mesine rağmen karşılığıdır. İsimle kullanıldığında несмотря́ на + belirtme hâli gelir: несмотря́ на дождь, несмотря́ на тру́дности. Türkler en çok iki hata yapar: kelimeyi ayrı yazmak (не смотря́ fiilimsi olarak “bakmadan” demektir) ve isimden sonra ilgi hâli kullanmak (несмотря́ на тру́дностей). Yan cümleden sonra ana cümlede но kullanılmaz.
- Несмотря́ на то, что бы́ло по́здно, он продолжа́л рабо́тать.
Geç olmasına rağmen çalışmaya devam etti. - Несмотря́ на дождь, мы пошли́ гуля́ть.
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık. - Она́ пришла́ на рабо́ту, несмотря́ на то, что боле́ла.
Hasta olmasına rağmen işe geldi.
в отли́чие от … B2
…'den farklı olarak, …'nin aksine
İki şeyi karşılaştırıp aralarındaki farkı vurgular; Türkçedeki …'den farklı olarak ya da …'nin aksine karşılığıdır. от edatından sonra ilgi hâli gelir: в отли́чие от бра́та, в отли́чие от други́х стран. Türkler Türkçedeki “-den” ekini başka bir edatla çevirip в отли́чие из der ya da от edatını unutur. Kalıp cümle başındaysa virgülle ayrılır.
- В отли́чие от бра́та, она́ лю́бит матема́тику.
Erkek kardeşinden farklı olarak o matematiği sever. - В отли́чие от про́шлого го́да, зима́ была́ тёплой.
Geçen yıldan farklı olarak kış ılık geçti. - Э́тот телефо́н, в отли́чие от ста́рого, рабо́тает бы́стро.
Bu telefon eskisinin aksine hızlı çalışıyor.
хотя́ и …, но … B2
her ne kadar … -se de; gerçi … ama
Bir durumu kabul edip ardından ona karşı çıkan bir bilgi verir; Türkçedeki her ne kadar … -se de ya da gerçi … ama yapısına denk gelir. и parçacığı kabul edilen kısmı vurgular ve isteğe bağlıdır, ama kitabi üslupta çok yaygındır; но da atılabilir. Türkler хотя́ bağlacını konuşma dilindeki хоть ile karıştırır: хоть “hiç değilse, en azından” anlamına da gelir ve yazıda taviz bağlacı olarak pek kullanılmaz. но varsa önüne mutlaka virgül konur.
- Хотя́ он и мо́лод, но о́пыта у него́ мно́го.
Her ne kadar genç olsa da tecrübesi çok. - Хотя́ зада́ча и сло́жная, мы её реши́м.
Görev zor olsa da onu çözeceğiz. - Статья́ хотя́ и коро́ткая, но о́чень поле́зная.
Makale kısa olsa da çok faydalı.
тем не ме́нее C1
buna rağmen, yine de, bununla birlikte
Önceki cümlede söylenene rağmen bir sonucun gerçekleştiğini bildirir; Türkçedeki buna rağmen ya da bununla birlikte karşılığıdır. Yazı dilinde ve resmî konuşmada всё равно́ ya da всё-таки yerine kullanılır. Türkler bunu тем бо́лее (“üstelik, hele ki”) ile karıştırır; anlamları tamamen farklıdır. Cümle başında virgülle ayrılır, но ile birlikte de gelebilir: но тем не ме́нее.
- Бы́ло хо́лодно. Тем не ме́нее мы пошли́ купа́ться.
Hava soğuktu. Buna rağmen yüzmeye gittik. - Зада́ча сло́жная, тем не ме́нее мы её реши́ли.
Görev zor, yine de onu çözdük. - Тем не ме́нее необходи́мо учи́тывать и други́е фа́кторы.
Bununla birlikte başka etkenleri de hesaba katmak gerekir.
не сто́лько …, ско́лько … C1
…'dan çok …; … değil de daha çok …
İki sebep ya da nitelikten ikincisinin daha önemli olduğunu vurgular: Его́ интересу́ют не сто́лько де́ньги, ско́лько о́пыт = “Onu paradan çok tecrübe ilgilendiriyor.” Kitabi ve analitik üsluba özgüdür. Türkçede önemli olan öğe sonda gelir ama Türkler sırayı karıştırıp iki öğenin yerini değiştirir: не сто́лько daha az önemli olanın, ско́лько ise asıl vurgulanan öğenin önüne gelir. İki parça da aynı türden olmalıdır (iki isim, iki sıfat ya da iki edat öbeği).
- Пробле́ма не сто́лько в деньга́х, ско́лько во вре́мени.
Sorun paradan çok zamanda. - Он не сто́лько уста́л, ско́лько расстро́ен.
O yorgun olmaktan çok üzgün. - Успе́х зави́сит не сто́лько от тала́нта, ско́лько от труда́.
Başarı yetenekten çok emeğe bağlıdır.
в то вре́мя как … C1
… iken (karşıtlık); oysa …
İki anlamı vardır: zaman (“-dığı sırada”) ve, kitabi üslupta daha sık olarak, karşıtlık (“… iken, oysa”): Одни́ рабо́тают, в то вре́мя как други́е отдыха́ют. Türkçedeki -ken eki her iki anlamı da taşıdığı için kalıp Türklere doğal gelir; asıl hata karşıtlık anlamında когда́ kullanmaktır, bu Rusçada yanlış anlaşılır. Virgül kalıbın tamamının önüne konur, içine konmaz.
- Одни́ рабо́тают, в то вре́мя как други́е отдыха́ют.
Bazıları çalışırken diğerleri dinleniyor. - Он мно́го говори́т, в то вре́мя как его́ брат молчи́т.
O çok konuşuyor, oysa kardeşi susuyor. - Це́ны расту́т, в то вре́мя как зарпла́ты остаю́тся пре́жними.
Fiyatlar artarken maaşlar aynı kalıyor.
как бы ни … C2
ne kadar … -se de; ne olursa olsun
Genelleyici bir taviz bildirir: Как бы ни бы́ло тру́дно, я не сда́мся = “Ne kadar zor olursa olsun, pes etmeyeceğim.” Türkçedeki ne kadar … -se de ya da ne olursa olsun yapısına karşılık gelir. En tipik hata (Ruslarda da sık görülür) ни yerine не yazmaktır: как бы не korku ya da çekince bildirir (“… olmasın”), taviz kalıbında daima ни kullanılır. Fiil geçmiş zaman biçimindedir, çünkü бы dilek kipini kurar: кто бы ни пришёл, что бы ни случи́лось.
- Как бы ни бы́ло тру́дно, я не сда́мся.
Ne kadar zor olursa olsun pes etmeyeceğim. - Что бы ни случи́лось, позвони́ мне.
Ne olursa olsun beni ara. - Как бы он ни стара́лся, у него́ ничего́ не получа́лось.
Ne kadar uğraşırsa uğraşsın hiçbir şey olmuyordu.
Amaç ve koşul
для того́, что́бы … B1
-mek için, -mek amacıyla
Amaç bildirir; Türkçedeki -mek için karşılığıdır. İki cümlenin öznesi aynıysa ardından mastar gelir (Я пришёл, что́бы помо́чь), özneler farklıysa fiil geçmiş zaman biçiminde olur (Я пришёл, что́бы ты не скуча́л). Türklerin tipik hatası, özneler farklıyken şimdiki ya da gelecek zaman kullanmaktır: что́бы ты не скуча́ешь yanlıştır. для того́ kısmı vurgu içindir; çoğu zaman yalnız что́бы yeterlidir.
- Я учу́ ру́сский, для того́, что́бы рабо́тать в Москве́.
Moskova'da çalışmak için Rusça öğreniyorum. - Для того́, что́бы сдать экза́мен, ну́жно мно́го занима́ться.
Sınavı geçmek için çok çalışmak gerekir. - Я говорю́ ме́дленно, что́бы вы меня́ по́няли.
Beni anlayasınız diye yavaş konuşuyorum.
е́сли бы …, (то) … бы … B2
eğer … -seydi, … -irdi
Gerçek dışı (varsayımsal) koşul bildirir; Türkçedeki -seydi, -irdi yapısına karşılık gelir. Rusçada burada zaman ayrımı yoktur: fiil her iki cümlede de geçmiş zaman biçimindedir ve бы her iki tarafta da bulunur: Е́сли бы я знал, я бы пришёл. Türkler ana cümledeki бы parçacığını unutur ya da gelecek zaman kullanır (е́сли бы я знал, я приду́) — bu yanlıştır. то isteğe bağlıdır ve vurguyu artırır.
- Е́сли бы я знал, я бы пришёл ра́ньше.
Bilseydim daha erken gelirdim. - Е́сли бы у меня́ бы́ло вре́мя, я бы по́ехал с ва́ми.
Vaktim olsaydı sizinle giderdim. - Е́сли бы не дождь, мы бы пошли́ на пляж.
Yağmur olmasaydı plaja giderdik.
при усло́вии, что … C1
… şartıyla, … koşuluyla
Bir şeyin ancak belirli bir koşul yerine gelirse gerçekleşeceğini bildirir; sözleşme, yönetmelik ve resmî yazılarda çok kullanılır. Türkçedeki … şartıyla karşılığıdır. Türkler “şart altında” mantığıyla под усло́вием gibi yanlış edat kullanır; kalıp при усло́вии (bulunma hâli) biçimindedir. Virgül что bağlacından önce konur; isimle de kullanılır: при усло́вии хоро́шей пого́ды.
- Я соглашу́сь при усло́вии, что вы мне помо́жете.
Bana yardım etmeniz şartıyla kabul ederim. - Креди́т выдаю́т при усло́вии, что у вас есть рабо́та.
Kredi, bir işinizin olması şartıyla veriliyor. - При усло́вии хоро́шей пого́ды экску́рсия состо́ится.
Hava iyi olursa gezi gerçekleşecek.
в слу́чае, е́сли … C1
… olursa, … durumunda
Olası bir durumu ve o durumda ne yapılacağını bildirir; talimatlar, kurallar ve resmî duyurularda sık görülür. Türkçedeki … durumunda ya da … olması hâlinde karşılığıdır; isimle ilgi hâli gelir: в слу́чае опа́сности. Türkler bunu в слу́чае, что biçiminde kurar; koşul anlamında doğru bağlaç е́сли olmalıdır. Ayrıca в слу́чае ile на вся́кий слу́чай (“ne olur ne olmaz”) karıştırılmamalıdır.
- В слу́чае, е́сли вы опозда́ете, позвони́те нам.
Geç kalırsanız bizi arayın. - В слу́чае пожа́ра звони́те 112.
Yangın durumunda 112'yi arayın. - В слу́чае отка́за де́ньги не возвраща́ются.
İptal durumunda para iade edilmez.
с тем, что́бы … C2
… amacıyla, … maksadıyla
для того́, что́бы kalıbının kitabi ve resmî eş anlamlısıdır; özellikle hareket ya da eylem fiillerinden sonra amacı vurgular: Он прие́хал с тем, что́бы обсуди́ть контра́кт. Türkçedeki … amacıyla ya da … maksadıyla karşılığıdır. Türkler с тем kısmını “bununla” diye anlayıp kalıbı с тем, что yapısıyla karıştırır: согла́сен с тем, что… amaç değil, “… görüşüne katılıyorum” anlamına gelir. Amaç anlamında mutlaka что́бы gerekir.
- Он прие́хал с тем, что́бы обсуди́ть усло́вия контра́кта.
Sözleşme şartlarını görüşmek amacıyla geldi. - Мы обрати́лись в суд с тем, что́бы защити́ть свои́ права́.
Haklarımızı korumak amacıyla mahkemeye başvurduk. - Прави́тельство сни́зило нало́ги с тем, что́бы поддержа́ть би́знес.
Hükümet işletmeleri desteklemek amacıyla vergileri düşürdü.
лишь бы … C2
yeter ki …; tek ki …
Konuşanın tek önemsediği koşulu ya da dileği bildirir: Лишь бы ты был здоро́в = “Yeter ki sen sağlıklı ol.” Türkçedeki yeter ki karşılığıdır; hem konuşmada hem edebî dilde kullanılır. Fiil geçmiş zaman biçiminde ya da mastar olur, çünkü бы dilek kipi kurar; Türkler Türkçedeki emir kipinden etkilenip лишь бы ты будь здоро́в gibi yanlış biçimler kurar. “Sırf … için her şeyi yapar” tonunda da kullanılır: Он де́лает всё, лишь бы не рабо́тать.
- Лишь бы ты был здоро́в.
Yeter ki sen sağlıklı ol. - Я согла́сен на всё, лишь бы успе́ть на рейс.
Uçağa yetişeyim de ne olursa olsun, her şeye razıyım. - Он гото́в на всё, лишь бы не идти́ в шко́лу.
Sırf okula gitmemek için her şeyi göze alır.
Karşılaştırma ve derece
не так …, как … B1
… kadar … değil
Eşitsizlik bildirir: Сего́дня не так хо́лодно, как вчера́ = “Bugün dün kadar soğuk değil.” Türkçedeki … kadar … değil yapısının karşılığıdır, ama kelime sırası farklıdır: не так sıfat ya da zarftan önce, karşılaştırılan öğe как bağlacından sonra gelir. Türkler как yerine чем kullanır (не так хо́лодно, чем вчера́); чем yalnızca üstünlük derecesiyle kullanılır: холодне́е, чем. Kısa sıfatla так, uzun sıfatla тако́й gelir.
- Сего́дня не так хо́лодно, как вчера́.
Bugün dün kadar soğuk değil. - Ру́сский язы́к не так тру́ден, как ду́мают мно́гие.
Rusça birçoklarının sandığı kadar zor değil. - Он не так бога́т, как его́ брат.
O, kardeşi kadar zengin değil.
гора́здо / намно́го + üstünlük derecesi B1
çok daha …
Karşılaştırma derecesini güçlendirir: гора́здо лу́чше = “çok daha iyi”. Türkçedeki çok daha karşılığıdır. Türklerin tipik hatası “çok” kelimesini doğrudan çevirip о́чень лу́чше demektir; о́чень üstünlük derecesiyle kullanılmaz, yerine гора́здо, намно́го ya da konuşmada куда́ gelir. Karşılaştırılan öğe чем ile ya da ilgi hâliyle verilir: гора́здо доро́же, чем ра́ньше, гора́здо ста́рше меня́.
- Сего́дня мне гора́здо лу́чше.
Bugün çok daha iyiyim. - Э́та кварти́ра намно́го доро́же, чем та.
Bu daire ötekinden çok daha pahalı. - Его́ брат гора́здо ста́рше меня́.
Onun ağabeyi benden çok daha büyük.
чем …, тем … B2
ne kadar … -se, o kadar …
İki şeyin birlikte arttığını ya da azaldığını bildirir: Чем бо́льше чита́ешь, тем бога́че слова́рный запа́с. Türkçedeki ne kadar … -se, o kadar … ya da -dikçe yapısının karşılığıdır. Her iki parçada da sıfat ya da zarf üstünlük derecesinde olmalıdır; Türkler ikinci parçada yalın biçim kullanır (тем хоро́ший) ya da “o kadar” yüzünden так koyar (чем бо́льше…, так лу́чше) — ikisi de yanlıştır. Kısa biçimi deyimleşmiştir: чем ра́ньше, тем лу́чше.
- Чем бо́льше чита́ешь, тем бога́че слова́рный запа́с.
Ne kadar çok okursan kelime dağarcığın o kadar zenginleşir. - Чем ра́ньше начнём, тем лу́чше.
Ne kadar erken başlarsak o kadar iyi. - Чем ста́рше челове́к, тем трудне́е ему́ меня́ть привы́чки.
İnsan yaşlandıkça alışkanlıklarını değiştirmesi zorlaşır.
по сравне́нию с … B2
…'e kıyasla, …'e göre
Bir şeyi başka bir şeyle kıyaslar; haber, istatistik ve akademik dilde çok yaygındır. Türkçedeki …'e kıyasla ya da …'e göre karşılığıdır. с edatından sonra araç hâli gelir: по сравне́нию с про́шлым го́дом. Türkler Türkçedeki yönelme hâlinden etkilenip по сравне́нию к der ya da araç hâli yerine yalın hâl kullanır; kalıp sabittir: по сравне́нию с + araç hâli.
- По сравне́нию с про́шлым го́дом прода́жи вы́росли на 10 проце́нтов.
Satışlar geçen yıla kıyasla yüzde 10 arttı. - По сравне́нию с Москво́й здесь о́чень ти́хо.
Moskova'ya kıyasla burası çok sakin. - Его́ пробле́мы ничто́ по сравне́нию с на́шими.
Onun sorunları bizimkilere kıyasla hiç kalır.
всё бо́льше и бо́льше B2
giderek daha fazla, gittikçe
Sürekli artan bir eğilimi bildirir; Türkçedeki giderek daha fazla ya da gittikçe karşılığıdır. Kısa biçimi всё бо́льше haber ve yorum dilinde çok sık görülür; başka üstünlük biçimleriyle de kurulur: всё лу́чше, всё трудне́е, всё ча́ще. Türkler всё yerine все yazar ya da о́чень бо́льше gibi yanlış birleşimler kurar; buradaki всё “gittikçe” anlamındaki zarftır ve ё ile okunur.
- Всё бо́льше и бо́льше люде́й рабо́тает из до́ма.
Giderek daha fazla insan evden çalışıyor. - С ка́ждым днём стано́вится всё холодне́е.
Her geçen gün hava giderek soğuyor. - Молодёжь всё ча́ще чита́ет но́вости в интерне́те.
Gençler haberleri giderek daha sık internetten okuyor.
насто́лько …, что … C1
o kadar … ki …
Bir niteliğin derecesini ve bunun yol açtığı sonucu bildirir: Он насто́лько уста́л, что сра́зу усну́л. Türkçedeki o kadar … ki yapısının tam karşılığıdır; так …, что ile eş anlamlıdır ama daha kitabi ve vurguludur. Türkler “ki” bağlacını как ya da кото́рый ile çevirmeye çalışır; doğru bağlaç что olup önüne virgül konur. насто́лько sıfat, zarf ya da fiilden önce gelir: насто́лько ва́жно, насто́лько сло́жный.
- Он насто́лько уста́л, что сра́зу усну́л.
O kadar yorulmuştu ki hemen uyudu. - Текст насто́лько сло́жный, что его́ тру́дно перевести́.
Metin o kadar karmaşık ki onu çevirmek zor. - Ситуа́ция измени́лась насто́лько, что ста́рые ме́тоды не рабо́тают.
Durum o kadar değişti ki eski yöntemler işe yaramıyor.
не что ино́е, как … C2
…'den başka bir şey değil; düpedüz …
Bir şeyin gerçek niteliğini vurgulu biçimde ortaya koyar: Э́то не что ино́е, как обма́н = “Bu düpedüz aldatmacadan başka bir şey değil.” Kitabi, polemik ve gazete üslubuna özgüdür; Türkçedeki …'den başka bir şey değil karşılığıdır. Türkler bunu ничто́ ино́е ile karıştırır: не что ино́е, как olumlu bir tanımlama yapar (“tam olarak budur”), ничто́ ино́е ise olumsuz cümlede özne olur: Ничто́ ино́е не мо́жет нам помо́чь. Yazımda не ve что ayrı yazılır.
- Э́то не что ино́е, как обма́н.
Bu aldatmacadan başka bir şey değil. - Его́ отве́т был не что ино́е, как попы́тка уйти́ от вопро́са.
Onun cevabı sorudan kaçma girişiminden başka bir şey değildi. - Э́ти измене́ния не что ино́е, как возвраще́ние к про́шлому.
Bu değişiklikler geçmişe dönüşten başka bir şey değil.
Zaman
как то́лько … B1
-ir -mez, -diği anda
Bir eylemin hemen ardından diğerinin gerçekleştiğini bildirir; Türkçedeki -ir -mez karşılığıdır. Gelecekten söz ederken her iki cümlede de bitmiş görünüşlü fiilin gelecek zamanı kullanılır: Как то́лько я прие́ду, я позвоню́. Türkler Türkçedeki geniş zamandan etkilenip yan cümlede şimdiki zaman kullanır (как то́лько я приезжа́ю, я позвоню́) — bu yanlıştır. Yan cümle başta geldiğinde virgülle ayrılır.
- Как то́лько я прие́ду, я тебе́ позвоню́.
Varır varmaz seni arayacağım. - Как то́лько он вошёл, все замолча́ли.
O içeri girer girmez herkes sustu. - Я лёг спать, как то́лько верну́лся домо́й.
Eve döner dönmez yattım.
по́сле того́, как … B1
-dikten sonra
İki eylemin sırasını bildirir; Türkçedeki -dikten sonra karşılığıdır. Yan cümlede çoğunlukla bitmiş görünüşlü fiil kullanılır: по́сле того́, как он ушёл. Türklerin tipik hatası, Türkçedeki gibi doğrudan fiil bağlamaya çalışıp по́сле он ушёл demektir; по́сле tek başına yalnız isimle kullanılır (по́сле обе́да, ilgi hâli), fiil cümlesi için mutlaka того́, как eklenir.
- По́сле того́, как он ушёл, ста́ло ти́хо.
O gittikten sonra ortalık sessizleşti. - Я позвоню́ тебе́ по́сле того́, как зако́нчу рабо́ту.
İşi bitirdikten sonra seni arayacağım. - По́сле обе́да мы пошли́ в музе́й.
Öğle yemeğinden sonra müzeye gittik.
до того́, как … B2
-meden önce
Bir eylemin başka bir eylemden önce gerçekleştiğini bildirir; Türkçedeki -meden önce karşılığıdır. Özneler aynıysa mastarlı пре́жде чем da kullanılabilir: Пре́жде чем отве́тить, поду́май. Türkler Türkçedeki olumsuzluk ekinden (“-meden”) etkilenip fiile не ekler: до того́, как он не пришёл yanlıştır, doğrusu до того́, как он пришёл. до tek başına yalnız isimle kullanılır: до обе́да.
- До того́, как он пришёл, мы всё пригото́вили.
O gelmeden önce her şeyi hazırladık. - Я жил в Каза́ни до того́, как перее́хал сюда́.
Buraya taşınmadan önce Kazan'da yaşıyordum. - Пре́жде чем подписа́ть догово́р, внима́тельно прочита́йте его́.
Sözleşmeyi imzalamadan önce onu dikkatle okuyun.
пока́ не … B2
-ene kadar, -inceye dek
Bir eylemin başka bir eylem gerçekleşene kadar sürdüğünü bildirir: Жди, пока́ я не верну́сь = “Ben dönene kadar bekle.” Buradaki не olumsuzluk bildirmez; Türkçedeki -ene kadar anlamını kurar. Türklerin tipik hatası bu не parçacığını atmaktır: не olmadan пока́ “… iken, -dığı sürece” anlamına gelir (пока́ я рабо́таю = “ben çalışırken”). Yan cümlede genellikle bitmiş görünüşlü fiil kullanılır.
- Жди здесь, пока́ я не верну́сь.
Ben dönene kadar burada bekle. - Мы сиде́ли до́ма, пока́ не ко́нчился дождь.
Yağmur bitene kadar evde oturduk. - Я не уйду́, пока́ ты мне всё не расска́жешь.
Bana her şeyi anlatana kadar gitmeyeceğim.
с тех пор, как … B2
-diğinden beri
Geçmişte başlayıp hâlâ süren bir durumun başlangıç noktasını bildirir; Türkçedeki -diğinden beri karşılığıdır: С тех пор, как я живу́ здесь, я ни ра́зу не боле́л. Türkler “o zamandan beri” ifadesini с того́ вре́мени diye kelime kelime çevirir ya da как yerine когда́ kullanır (с тех пор, когда́); standart bağlaç как biçimindedir. İsimle с + ilgi hâli yeterlidir: с де́тства, с 2020 го́да.
- С тех пор, как мы познако́мились, прошло́ пять лет.
Tanıştığımızdan beri beş yıl geçti. - С тех пор, как он бро́сил кури́ть, он чу́вствует себя́ лу́чше.
Sigarayı bıraktığından beri kendini daha iyi hissediyor. - Я не ви́дел её с тех пор, как она́ уе́хала.
Gittiğinden beri onu görmedim.
по ме́ре того́, как … C1
-dikçe
İki sürecin birlikte, kademeli olarak ilerlediğini bildirir: По ме́ре того́, как мы поднима́лись, станови́лось холодне́е. Türkçedeki -dikçe ekinin tam karşılığıdır ve kitabi üsluba özgüdür. Türkler bunu когда́ ile çevirir; oysa когда́ tek bir anı, по ме́ре того́, как ise kademeli değişimi bildirir. İsimle по ме́ре + ilgi hâli kullanılır: по ме́ре необходи́мости (“gerektikçe”).
- По ме́ре того́, как мы поднима́лись, станови́лось холодне́е.
Yükseldikçe hava soğuyordu. - По ме́ре того́, как ребёнок растёт, меня́ются его́ интере́сы.
Çocuk büyüdükçe ilgi alanları değişiyor. - Мы бу́дем реша́ть пробле́мы по ме́ре их появле́ния.
Sorunları ortaya çıktıkça çözeceğiz.
едва́ …, как … C2
henüz … -mişti ki …
Bir eylemin hemen ardından, çoğu zaman beklenmedik biçimde başka bir eylemin gerçekleştiğini bildirir: Едва́ я вошёл, как зазвони́л телефо́н = “Henüz içeri girmiştim ki telefon çaldı.” как то́лько kalıbının edebî ve kitabi karşılığıdır; Türkçedeki henüz … -mişti ki yapısına çok yakındır. Türkler едва́ kelimesini öteki anlamıyla (“zar zor, ancak”: едва́ успе́л) karıştırır; zaman anlamında ikinci cümleyi как başlatır ve iki eylem de genellikle bitmiş görünüşlüdür.
- Едва́ я вошёл, как зазвони́л телефо́н.
Henüz içeri girmiştim ki telefon çaldı. - Едва́ мы се́ли за стол, как пога́с свет.
Henüz masaya oturmuştuk ki elektrik kesildi. - Едва́ он зако́нчил речь, как зал взорва́лся аплодисме́нтами.
Konuşmasını henüz bitirmişti ki salon alkışlarla inledi.
Metin düzenleme
во-пе́рвых, …, во-вторы́х, …, в-тре́тьих, … B1
birincisi …, ikincisi …, üçüncüsü …
Gerekçeleri ya da düşünceleri sıralamak için kullanılır; kompozisyon, sunum ve tartışmada çok işe yarar. Türkçedeki birincisi, ikincisi ya da ilk olarak, ikinci olarak karşılığıdır. Türkler yazımda hata yapar: kısa çizgi zorunludur ve önekler farklıdır — во-пе́рвых, во-вторы́х ama в-тре́тьих, в-четвёртых. Her biri ara söz olduğu için virgülle ayrılır; пе́рвое, второ́е gibi biçimler bu anlamda konuşma diline aittir.
- Во-пе́рвых, у меня́ нет вре́мени, во-вторы́х, нет де́нег.
Birincisi vaktim yok, ikincisi param yok. - Э́тот ме́тод, во-пе́рвых, прост, а во-вторы́х, дёшев.
Bu yöntem birincisi basit, ikincisi ucuz. - В-тре́тьих, необходи́мо учи́тывать мне́ние жи́телей.
Üçüncüsü, halkın görüşünü dikkate almak gerekir.
с одно́й стороны́, …, с друго́й стороны́, … B2
bir yandan …, öte yandan …
Bir konunun iki yönünü dengeli biçimde ortaya koyar; tartışma yazısının ve sözlü sınavın vazgeçilmez kalıbıdır. Türkçedeki bir yandan …, öte yandan … karşılığıdır. Türkler сторона́ kelimesinde yanlış hâl kullanır (с одно́й стороно́й, araç hâli); kalıpta с + ilgi hâli vardır: стороны́. İkinci parça çoğu zaman но ya da а ile başlar: но с друго́й стороны́.
- С одно́й стороны́, жить в го́роде удо́бно, с друго́й стороны́, там шу́мно.
Bir yandan şehirde yaşamak rahat, öte yandan orası gürültülü. - С одно́й стороны́, я хочу́ пое́хать, но с друго́й стороны́, у меня́ мно́го дел.
Bir yandan gitmek istiyorum ama öte yandan çok işim var. - Интерне́т, с одно́й стороны́, облегча́ет жизнь, а с друго́й стороны́, создаёт но́вые пробле́мы.
İnternet bir yandan hayatı kolaylaştırıyor, öte yandan yeni sorunlar yaratıyor.
таки́м о́бразом B2
böylece, dolayısıyla, sonuç olarak
Söylenenlerden bir sonuç çıkarır ya da anlatılanı özetler; akademik metinlerde ve kompozisyonun sonuç bölümünde çok kullanılır. Türkçedeki böylece ya da dolayısıyla karşılığıdır ve ara söz olarak cümle başında virgülle ayrılır. Türkler тако́й о́браз gibi yanlış hâl kullanır; kalıp araç hâlinde donmuştur: таки́м о́бразом. “Bu şekilde, bu yolla” anlamında da kullanılabilir ve o zaman virgül konmaz.
- Таки́м о́бразом, мо́жно сде́лать вы́вод, что гипо́теза подтверди́лась.
Böylece hipotezin doğrulandığı sonucuna varılabilir. - Таки́м о́бразом, все пробле́мы бы́ли решены́.
Böylece bütün sorunlar çözülmüş oldu. - Он рабо́тал по ноча́м и таки́м о́бразом накопи́л де́ньги на учёбу.
Geceleri çalıştı ve bu şekilde okul parası biriktirdi.
ина́че говоря́ C1
başka bir deyişle, diğer bir ifadeyle
Daha önce söyleneni başka, genellikle daha basit ya da daha açık sözlerle yeniden ifade eder; Türkçedeki başka bir deyişle karşılığıdır. Eş anlamlıları други́ми слова́ми ve konuşma dilinde то есть biçimidir. Türkler ина́че kelimesini “yoksa, aksi takdirde” anlamıyla karıştırır (Поторопи́сь, ина́че опозда́ешь); ина́че говоря́ sabit bir ara sözdür ve virgülle ayrılır.
- Он не прие́хал, ина́че говоря́, он нас обману́л.
Gelmedi, başka bir deyişle bizi kandırdı. - Расхо́ды превыша́ют дохо́ды, ина́че говоря́, компа́ния теря́ет де́ньги.
Giderler gelirleri aşıyor; başka bir deyişle şirket para kaybediyor. - Ина́че говоря́, нам ну́жен но́вый план.
Başka bir deyişle yeni bir plana ihtiyacımız var.
что каса́ется …, то … C1
…'e gelince; … konusunda ise
Yeni bir konuya geçmek ya da bir öğeyi öne çıkarmak için kullanılır: Что каса́ется цены́, то она́ нас устра́ивает. Türkçedeki …'e gelince karşılığıdır. каса́ться fiili ilgi hâli ister: что каса́ется меня́, что каса́ется рабо́ты. Türkler Türkçedeki “-e” ekinden etkilenip yönelme hâli kullanır (что каса́ется мне) ya da ikinci cümledeki то parçacığını unutur; то yazıda neredeyse zorunludur.
- Что каса́ется цены́, то она́ нас устра́ивает.
Fiyata gelince, o bize uyuyor. - Что каса́ется меня́, то я про́тив.
Bana gelince, ben karşıyım. - Что каса́ется сро́ков, то их придётся перенести́.
Sürelere gelince, onları ertelemek gerekecek.
подводя́ ито́г, … C1
özetle, toparlarsak
Bir metnin ya da konuşmanın sonunda söylenenleri özetlemek için kullanılır; kompozisyonun son paragrafı için ideal bir giriştir. Türkçedeki özetle ya da toparlarsak karşılığıdır. подводя́ bir zarf-fiildir (“toparlarken”), bu yüzden ardından gelen ana cümlenin öznesi konuşan kişi olmalıdır: Подводя́ ито́г, хочу́ сказа́ть…. Türkler zarf-fiilden sonra öznesi farklı bir cümle kurar (Подводя́ ито́г, пробле́ма решена́) — bu, Rusçada dilbilgisi hatası sayılır. Eş anlamlıları: в заключе́ние, подыто́живая.
- Подводя́ ито́г, хочу́ сказа́ть, что прое́кт был успе́шным.
Özetle, projenin başarılı olduğunu söylemek istiyorum. - Подводя́ ито́ги го́да, мы мо́жем горди́ться результа́тами.
Yılın değerlendirmesini yaparken sonuçlarla gurur duyabiliriz. - Подводя́ ито́г, отме́тим гла́вное.
Özetle en önemli noktayı belirtelim.
Konuşma dili kalıpları
не то что́бы …, но … C2
… sayılmaz ama …; pek … değil de …
Bir nitelemeyi yumuşatarak, tamamen reddetmeden kısmen geri alır: Не то что́бы я уста́л, но отдохну́ть хо́чется = “Yorgun sayılmam ama dinlenmek istiyorum.” Konuşma diline özgüdür; Türkçedeki … sayılmaz ama ya da pek … değil de karşılığıdır. Türkler bunu не то, что (“… değil, şu …”) yapısıyla karıştırır ve что́бы bağlacını ayrı yazar (что бы); kalıpta bitişik что́бы vardır. Fiil geçmiş zaman biçimindedir.
- Не то что́бы я уста́л, но отдохну́ть хо́чется.
Yorgun sayılmam ama dinlenmek istiyorum. - Не то что́бы мне не нра́вился фильм, но он сли́шком дли́нный.
Filmi beğenmedim sayılmaz ama çok uzun. - Он не то что́бы бога́т, но де́ньги у него́ есть.
Zengin sayılmaz ama parası var.
ещё бы! C1
hem de nasıl!; olmaz mı hiç!
Karşıdakinin söylediğini güçlü ve duygusal biçimde onaylar: — Тебе́ понра́вилось? — Ещё бы! = “Beğendin mi? — Hem de nasıl!” Konuşma diline özgüdür; Türkçedeki hem de nasıl! ya da olmaz mı hiç! karşılığıdır. Türkler bunu kelime kelime “daha da” diye anlayıp sıradan ещё ile karıştırır ya da resmî bir ortamda kullanır; ещё бы samimi bir ünlemdir. Olumsuz fiille “… olur mu hiç!” anlamı kurar: Ещё бы он не знал! (“Bilmez olur mu hiç!”).
- — Ты рад? — Ещё бы!
— Sevindin mi? — Hem de nasıl! - — Ты придёшь на пра́здник? — Ещё бы! Обяза́тельно.
— Kutlamaya gelecek misin? — Olmaz mı hiç! Mutlaka. - Ещё бы он не знал, он же там рабо́тает!
Bilmez olur mu hiç, orada çalışıyor ya!
то ли …, то ли … C1
ya … ya … (belli değil); … mı, … mı
Konuşanın emin olmadığı iki olasılığı sıralar: Он то ли заболе́л, то ли про́сто не захоте́л прийти́ = “Ya hastalandı ya da sadece gelmek istemedi, bilmiyorum.” Türkçedeki … mı, … mı belli değil karşılığıdır. Türkler bunu и́ли … и́ли ile karıştırır: и́ли … и́ли seçenek sunar, то ли … то ли ise belirsizlik bildirir. Konuşma ve edebî dilde yaygındır; iki parça virgülle ayrılır.
- Он то ли заболе́л, то ли про́сто не захоте́л прийти́.
Ya hastalandı ya da sadece gelmek istemedi. - То ли дождь, то ли снег — непоня́тно.
Yağmur mu kar mı, belli değil. - Она́ то ли пла́кала, то ли смея́лась.
Ağlıyor muydu gülüyor muydu, anlaşılmıyordu.
как бы не так! C2
ne gezer!; hayal görüyorsun!
Birinin beklentisini ya da iddiasını alaycı bir dille reddeder: Ду́маешь, он извини́тся? Как бы не так! = “Özür dileyeceğini mi sanıyorsun? Ne gezer!” Konuşma diline özgü, duygusal bir ünlemdir; Türkçedeki ne gezer! ya da hayal görüyorsun! karşılığıdır. Türkler bunu kelime kelime anlamaya çalışıp как бы ни taviz kalıbıyla karıştırır; burada mutlaka не yazılır ve ifade çoğu zaman ayrı bir cümle olarak söylenir.
- Ду́маешь, он извини́тся? Как бы не так!
Özür dileyeceğini mi sanıyorsun? Ne gezer! - Я наде́ялся отдохну́ть в выходны́е. Как бы не так!
Hafta sonu dinlenmeyi umuyordum. Ne gezer! - Он обеща́л верну́ть долг. Как бы не так!
Borcu geri vereceğine söz verdi. Hayal!
что ни говори́, (а) … C2
ne dersen de; ne de olsa
Tartışmaya kapalı, herkesin kabul etmek zorunda olduğu bir gerçeği vurgular: Что ни говори́, а до́ма лу́чше = “Ne dersen de, ev gibisi yok.” Konuşma diline ve gündelik yazılara özgüdür; Türkçedeki ne dersen de ya da ne de olsa karşılığıdır. Ardından gelen cümle çoğu zaman а ile başlar. Türkler ни yerine не yazar (что не говори́); genelleme bildiren bu yapılarda daima ни kullanılır: кто ни придёт, где ни быва́л.
- Что ни говори́, а до́ма лу́чше.
Ne dersen de, ev gibisi yok. - Что ни говори́, он хоро́ший специали́ст.
Ne dersen de, o iyi bir uzman. - Что ни говори́, а здоро́вье доро́же де́нег.
Ne dersen de, sağlık paradan değerlidir.
Resmî ve akademik üslup
речь идёт о … B2
söz konusu olan …; … ele alınıyor
Bir konuşmanın ya da metnin neyle ilgili olduğunu belirtir: В статье́ речь идёт о кли́мате = “Makalede iklim ele alınıyor.” Resmî konuşma, haber ve akademik dilde çok sık kullanılır; Türkçedeki söz konusu olan … ya da … ele alınıyor karşılığıdır. Edat о bulunma hâli ister. Türkler Türkçedeki yapıdan etkilenip konuyu özne yapar (кли́мат идёт речь) ya da kalıbı про ile kurar; resmî üslupta kalıp речь идёт о + bulunma hâli biçiminde sabittir. Geçmişte: речь шла о.
- В статье́ речь идёт о кли́мате.
Makalede iklim ele alınıyor. - Речь идёт не о деньга́х, а о при́нципе.
Söz konusu olan para değil, ilke. - О чём идёт речь?
Ne söz konusu? / Neden bahsediliyor?
… явля́ется … (+ araç hâli) B2
… -dır / -dir
Yazı dilinde “olmak” fiilinin yerine kullanılır ve tanım, sınıflandırma bildirir: Москва́ явля́ется столи́цей Росси́и = “Moskova Rusya'nın başkentidir.” Türkçedeki -dır/-dir ekinin resmî karşılığıdır. Yüklem mutlaka araç hâlinde olur; Türklerin en sık hatası yalın hâl kullanmaktır (явля́ется столи́ца). Konuşma dilinde bu fiil ağır kaçar; orada kısaca Москва́ — столи́ца Росси́и denir.
- Москва́ явля́ется столи́цей Росси́и.
Moskova Rusya'nın başkentidir. - Гла́вной пробле́мой явля́ется нехва́тка специали́стов.
Asıl sorun uzman eksikliğidir. - Э́тот зако́н явля́ется ва́жным ша́гом вперёд.
Bu yasa ileriye doğru önemli bir adımdır.
сле́дует отме́тить, что … C1
belirtmek gerekir ki …
Akademik ve resmî metinlerde okurun dikkatini önemli bir noktaya çekmek için kullanılır; Türkçedeki belirtmek gerekir ki karşılığıdır. сле́дует burada “gerekir” anlamında kişisiz bir fiildir ve ardından mastar gelir. Türkler bunu сле́дующий (“sonraki, şu”) sıfatıyla karıştırır ya da başına özne koyar (я сле́дует отме́тить); kişisiz yapıda özne yoktur, kişi belirtilecekse yönelme hâli kullanılır: нам сле́дует. Benzerleri: необходи́мо подчеркну́ть, ва́жно отме́тить.
- Сле́дует отме́тить, что иссле́дование име́ет ограниче́ния.
Belirtmek gerekir ki çalışmanın sınırlılıkları vardır. - Осо́бо сле́дует отме́тить роль молодёжи.
Özellikle gençlerin rolünü belirtmek gerekir. - Вам сле́дует обрати́ться к врачу́.
Doktora başvurmanız gerekir.
… представля́ет собо́й … (+ belirtme hâli) C1
… -dir; … niteliğindedir; … şeklindedir
Bir şeyin ne olduğunu, yapısını ya da niteliğini tanımlar: Э́тот прибо́р представля́ет собо́й небольшу́ю коро́бку. Bilimsel ve teknik tanımlarda çok yaygındır; Türkçedeki … -dir ya da … niteliğindedir karşılığıdır. явля́ется fiilinden farklı olarak yüklem belirtme hâlinde olur (представля́ет собо́й систе́му); Türkler iki kalıbı karıştırıp burada da araç hâli kullanır (представля́ет собо́й систе́мой) ya da собо́й kelimesini atar. собо́й atılırsa fiil “temsil etmek, sunmak” anlamına geçer.
- Э́тот прибо́р представля́ет собо́й небольшу́ю коро́бку.
Bu cihaz küçük bir kutu şeklindedir. - Текст представля́ет собо́й интервью́.
Metin bir röportaj niteliğindedir. - Ситуа́ция представля́ет собо́й серьёзную угро́зу.
Durum ciddi bir tehdit oluşturuyor.
в ра́мках … C1
… çerçevesinde, … kapsamında
Bir etkinliğin, projenin ya da anlaşmanın kapsamını bildirir; resmî, idari ve akademik dilde çok sık görülür. Türkçedeki … çerçevesinde ya da … kapsamında karşılığıdır ve ardından ilgi hâli gelir: в ра́мках прое́кта, в ра́мках конфере́нции. Türkler “çerçeve” kelimesini tekil düşünüp в ра́мке der; kalıpta kelime her zaman çoğuldur: в ра́мках. “Kapsamı aşmak” anlamında выходи́ть за ра́мки kullanılır.
- В ра́мках прое́кта бы́ло постро́ено пять школ.
Proje kapsamında beş okul inşa edildi. - Встре́ча прошла́ в ра́мках официа́льного визи́та.
Görüşme resmî ziyaret çerçevesinde gerçekleşti. - Э́тот вопро́с выхо́дит за ра́мки на́шей те́мы.
Bu soru konumuzun kapsamını aşıyor.
име́ет ме́сто C2
söz konusudur, meydana gelir, görülür
Resmî ve bilimsel dilde быть, происходи́ть ya da существова́ть yerine kullanılır: В регио́не име́ет ме́сто рост безрабо́тицы = “Bölgede işsizlikte artış söz konusu.” Türkçedeki söz konusudur ya da meydana gelmektedir karşılığıdır. Türkler bunu kelime kelime “yeri var” diye anlayıp есть ме́сто ile karıştırır ya da fiili öznenin sayısına ve cinsine uydurmayı unutur: çoğulda име́ют ме́сто, geçmişte име́л ме́сто ya da име́ла ме́сто olur. Günlük konuşmada kullanılmaz.
- В регио́не име́ет ме́сто рост безрабо́тицы.
Bölgede işsizlikte artış söz konusu. - Подо́бные слу́чаи име́ют ме́сто во всех стра́нах.
Benzer olaylar bütün ülkelerde görülmektedir. - Инциде́нт име́л ме́сто в про́шлую пя́тницу.
Olay geçen cuma meydana geldi.