📚 Tüm ileri seviye kelime desteleri
Soyut kavramlar, duygu ve karakter: C1 seviyesi Rusça kelimeler
Düşünce, tutum, ahlak, duygu durumları ve insan karakterini anlatan kelimeler. 50 kelime; her birinde örnek cümle, Türkçe anlam ve sesli dinleme.
добросо́вестный — vicdanlı, işini özenle yapan
Он о́чень добросо́вестный рабо́тник и никогда́ не опа́здывает.
O, işine çok bağlı bir çalışan ve hiç geç kalmaz.
равноду́шие (к кому́? к чему́?) — kayıtsızlık, ilgisizlik
Равноду́шие о́бщества к чужо́й беде́ пуга́ет.
Toplumun başkasının derdine kayıtsızlığı insanı korkutuyor.
самолю́бие — gurur, izzetinefis
Его́ замеча́ние заде́ло моё самолю́бие.
Onun sözü gururuma dokundu.
сострада́ние (к кому́?) — merhamet, şefkat
Врачи́ должны́ проявля́ть сострада́ние к пацие́нтам.
Doktorlar hastalara şefkat göstermeli.
предвзя́тый — önyargılı, taraflı
Его́ оце́нка ка́жется мне сли́шком предвзя́той.
Onun değerlendirmesi bana fazla önyargılı geliyor.
высокоме́рие — kibir, tepeden bakma
Его́ высокоме́рие оттолкну́ло от него́ мно́гих друзе́й.
Kibri birçok arkadaşını ondan uzaklaştırdı.
тщесла́вие — şan şöhret düşkünlüğü, kendini beğenmişlik
Тщесла́вие ча́сто меша́ет полити́кам слы́шать кри́тику.
Şöhret düşkünlüğü çoğu zaman politikacıların eleştiriyi duymasını engeller.
за́висть (к кому́? к чему́?) — kıskançlık, haset
Он не мог скрыть за́висти к успе́ху бра́та.
Kardeşinin başarısını kıskandığını gizleyemedi.
призна́тельность (кому́? за что?) — minnettarlık
Выража́ю вам глубо́кую призна́тельность за подде́ржку.
Desteğiniz için size derin minnettarlığımı sunarım.
великоду́шие — yüce gönüllülük, âlicenaplık
Победи́тель прояви́л великоду́шие к проигра́вшему сопе́рнику.
Galip, yenilen rakibine karşı yüce gönüllülük gösterdi.
бескоры́стный — çıkar gözetmeyen, karşılıksız
Волонтёры ока́зывают бескоры́стную по́мощь пожилы́м лю́дям.
Gönüllüler yaşlılara karşılıksız yardım ediyor.
лицеме́рие — ikiyüzlülük
Его́ слова́ о че́стности звуча́т как лицеме́рие.
Onun dürüstlükten söz etmesi ikiyüzlülük gibi duruyor.
уравнове́шенный — dengeli, sakin (mizaç)
Она́ споко́йный и уравнове́шенный челове́к.
O, sakin ve dengeli bir insandır.
вспы́льчивый — çabuk öfkelenen, parlayan
Он вспы́льчивый, но бы́стро успока́ивается.
Çabuk parlar ama çabuk da sakinleşir.
упря́мство — inatçılık
Из упря́мства он так и не призна́л свою́ оши́бку.
İnadından hatasını bir türlü kabul etmedi.
насто́йчивость — azim, kararlılık, ısrar
Благодаря́ насто́йчивости она́ доби́лась своего́.
Azmi sayesinde istediğini elde etti.
сде́ржанный — ölçülü, duygularını belli etmeyen
Реа́кция ми́нистра была́ о́чень сде́ржанной.
Bakanın tepkisi çok ölçülüydü.
непринуждённый — rahat, doğal, zorlamasız
Бесе́да прошла́ в непринуждённой обстано́вке.
Sohbet samimi ve rahat bir havada geçti.
доброде́тель — erdem
Терпе́ние всегда́ счита́лось гла́вной доброде́телью.
Sabır her zaman en önemli erdem sayılmıştır.
поро́к — ahlaki kusur, kötü huy
Жа́дность – оди́н из са́мых стра́шных поро́ков.
Açgözlülük en korkunç ahlaki kusurlardan biridir.
угрызе́ния со́вести — vicdan azabı
Его́ до́лго му́чили угрызе́ния со́вести.
Uzun süre vicdan azabı çekti.
раска́яние — pişmanlık (derin, ahlaki)
Он говори́л о своём посту́пке без вся́кого раска́яния.
Yaptığından hiç pişmanlık duymadan söz ediyordu.
трево́жность — kaygı, kaygılı olma hâli
У подро́стков всё ча́ще наблюда́ется повы́шенная трево́жность.
Gençlerde giderek daha sık yüksek kaygı görülüyor.
уны́ние — karamsarlık, moral çöküntüsü
Не на́до впада́ть в уны́ние по́сле пе́рвой неуда́чи.
İlk başarısızlıktan sonra karamsarlığa kapılmamak lazım.
отча́яние — çaresizlik, umutsuzluk
В отча́янии он был гото́в на всё.
Çaresizlik içinde her şeyi yapmaya hazırdı.
воодушевле́ние — coşku, şevk
Студе́нты встре́тили э́ту иде́ю с воодушевле́нием.
Öğrenciler bu fikri coşkuyla karşıladı.
умиротворе́ние — iç huzuru, dinginlik
В гора́х я всегда́ чу́вствую умиротворе́ние.
Dağlarda her zaman iç huzuru hissederim.
раздраже́ние — sinirlilik, öfke; tahriş
Постоя́нные заде́ржки вызыва́ют у пассажи́ров раздраже́ние.
Sürekli rötarlar yolcuları sinirlendiriyor.
негодова́ние — infial, haklı öfke
Реше́ние вла́стей вы́звало негодова́ние жи́телей.
Yetkililerin kararı halkın infialine yol açtı.
разочарова́ние — hayal kırıklığı
Результа́ты вы́боров ста́ли для него́ го́рьким разочарова́нием.
Seçim sonuçları onun için acı bir hayal kırıklığı oldu.
недоуме́ние — şaşkınlık, anlayamama
Его́ отве́т вы́звал у всех недоуме́ние.
Onun cevabı herkeste şaşkınlık uyandırdı.
смяте́ние — iç karmaşası, telaş, panik
Неожи́данная но́вость привела́ его́ в смяте́ние.
Beklenmedik haber onu allak bullak etti.
благоразу́мный — sağduyulu, akıllıca
Благоразу́мнее бу́дет подожда́ть до утра́.
Sabaha kadar beklemek daha akıllıca olur.
легкомы́сленный — düşüncesiz, hafifmeşrep
Э́то бы́ло легкомы́сленное реше́ние.
Bu düşüncesizce verilmiş bir karardı.
рассуди́тельный — aklı başında, mantıklı
Для своего́ во́зраста он о́чень рассуди́тельный ма́льчик.
Yaşına göre çok aklı başında bir çocuk.
самонаде́янный — kendine fazla güvenen
Самонаде́янный игро́к недооцени́л сопе́рника.
Kendine fazla güvenen oyuncu rakibini hafife aldı.
скро́мность — alçakgönüllülük
Скро́мность не позволя́ла ему́ говори́ть о свои́х успе́хах.
Alçakgönüllülüğü başarılarından söz etmesine izin vermiyordu.
щепети́льный — titiz (özellikle ahlak/para konusunda); hassas
В вопро́сах де́нег он кра́йне щепети́лен.
Para konularında son derece titizdir.
принципиа́льный — ilkeli; temel, esaslı
Э́то принципиа́льный вопро́с, и уступа́ть мы не бу́дем.
Bu bir ilke meselesi, taviz vermeyeceğiz.
снисходи́тельный (к кому́? к чему́?) — hoşgörülü; tepeden bakan
Она́ говори́ла с ним снисходи́тельным то́ном.
Onunla lütfeder gibi bir tonla konuşuyordu.
нетерпи́мость (к кому́? к чему́?) — hoşgörüsüzlük
Нетерпи́мость к чужо́му мне́нию разруша́ет диало́г.
Başkasının görüşüne karşı hoşgörüsüzlük diyaloğu yıkar.
убежде́ние — kanaat, inanç
Он никогда́ не меня́л свои́х убежде́ний.
Kanaatlerinden asla vazgeçmedi.
предубежде́ние (про́тив кого́? чего́?) — önyargı
У него́ есть предубежде́ние про́тив совреме́нного иску́сства.
Çağdaş sanata karşı önyargısı var.
мировоззре́ние — dünya görüşü
Путеше́ствия си́льно измени́ли его́ мировоззре́ние.
Seyahatler dünya görüşünü epey değiştirdi.
цини́чный — utanmazca, alaycı, kinik
Тако́е цини́чное заявле́ние возмути́ло всех.
Böyle utanmazca bir açıklama herkesi öfkelendirdi.
самооце́нка — özsaygı, kendini değerlendirme
Постоя́нная кри́тика понижа́ет самооце́нку ребёнка.
Sürekli eleştiri çocuğun özsaygısını düşürür.
честолю́бие — hırs, yükselme tutkusu
Честолю́бие толка́ло его́ к вла́сти.
Hırsı onu iktidara doğru itiyordu.
злора́дство — başkasının kötülüğüne sevinme
Он со злора́дством наблюда́л за неуда́чами конкуре́нтов.
Rakiplerinin başarısızlıklarını kötü niyetli bir sevinçle izliyordu.
оби́дчивый — alıngan
Не шути́ так, он о́чень оби́дчивый.
Öyle şaka yapma, çok alıngandır.
отзы́вчивый — duyarlı, yardımsever
Сосе́ди оказа́лись о́чень отзы́вчивыми людьми́.
Komşular çok yardımsever insanlar çıktı.