C2 · Ünite 2: Edebî dil (Язык художественной литературы)
Eskicil biçimler, şiirsel kelime sırası
Metin: Па́рус одино́кий
Bir öykü parçası. Bugün İstanbul'da Rus edebiyatı öğreten Elif, yıllar önce Sankt-Peterburg'da filoloji okurken her akşam yaşlı öğretmeni Vera Nikolayevna'ya şiir okumaya gidiyordu. Öykünün dili de şiirden etkilenmiştir: devrik dizilişlere ([[тума'н тяжёлый и сыро'й]]), eskicil sözlere ([[дитя']], [[поны'не]], [[почи'ла]]) ve Puşkin, Lermontov dizelerindeki eski biçimlere ([[мгло'ю]], [[виждь]], [[вне'мли]]) dikkat edin.
Текст: Пришла́ я к ней впервы́е в ноябре́, когда́ над Нево́й висе́л тума́н тяжёлый и сыро́й.
Ona ilk kez kasımda gittim; Neva'nın üstünde ağır ve rutubetli bir sis asılı duruyordu.
Текст: Жила́ Ве́ра Никола́евна на Васи́льевском о́строве, в ко́мнате, где па́хло ста́рыми кни́гами и сушёными я́блоками.
Vera Nikolayevna, Vasilyevski Adası'nda, eski kitap ve kuru elma kokan bir odada yaşıyordu.
Ве́ра Никола́евна: Ну что, дитя́ моё, начнём с Ле́рмонтова?
Eee, yavrum, Lermontov'la mı başlayalım?
Текст: И, не дожида́ясь отве́та, она́ прочла́ негро́мко: «Беле́ет па́рус одино́кий в тума́не мо́ря голубо́м…»
Ve cevap beklemeden alçak sesle okudu: “Ağarır yalnız bir yelken, denizin mavi sisinde…”
Эли́ф: Почему́ не «одино́кий па́рус»? Ведь так пра́вильнее.
Neden “yalnız yelken” değil de “yelken yalnız”? Öbürü daha doğru değil mi?
Ве́ра Никола́евна: Пра́вильнее — в протоко́ле, ми́лая. А в стиха́х сло́во, поста́вленное по́сле существи́тельного, звучи́т сильне́е и печа́льнее.
Daha doğru olanı tutanakta olur, canım. Şiirde ise isimden sonra konan söz daha güçlü ve daha hüzünlü tınlar.
Ве́ра Никола́евна: И посмотри́, как «мо́ря» вкли́нилось ме́жду «тума́не» и «голубо́м»: глаз заде́рживается на ка́ждом сло́ве.
Bak bir de, “denizin” sözü “sisinde” ile “mavi”nin arasına nasıl sıkışmış: göz her sözde oyalanıyor.
Текст: Так начала́сь на́ша зима́ стихо́в.
Böyle başladı bizim şiir kışımız.
Текст: Чита́ли мы Пу́шкина и Тю́тчева, Держа́вина и Ба́тюшкова, и с ка́ждым ве́чером язы́к их станови́лся мне бли́же.
Puşkin'i ve Tyutçev'i, Derjavin'i ve Batyuşkov'u okuduk; her akşamla birlikte onların dili bana daha da yakınlaştı.
Ве́ра Никола́евна: Не пуга́йся слов стари́нных: о́чи, уста́, лани́ты, перст — они́ не мертвы́, они́ про́сто наде́ли пра́здничное пла́тье.
Eski sözlerden korkma: dîde, leb, yanak, parmak… Ölü değiller, yalnızca bayramlıklarını giymişler.
Ве́ра Никола́евна: «Град Петро́в» — э́то тот же го́род, но го́род, уви́денный глаза́ми поэ́та, торже́ственный, почти́ свяще́нный.
“Petro'nun şehri” yine aynı kenttir, ama bir şairin gözüyle görülmüş, törensel, neredeyse kutsal bir kent.
Текст: Одна́жды ве́чером за окно́м завы́ла мете́ль, и она́, взгляну́в на тёмное стекло́, произнесла́: «Бу́ря мгло́ю не́бо кро́ет…»
Bir akşam pencerenin ardında tipi uğuldamaya başladı; o da karanlık cama bakıp söyledi: “Fırtına göğü pusla örter…”
Ве́ра Никола́евна: «Мгло́ю», а не «мглой» — ста́рое оконча́ние, и в нём слы́шен сам вой ве́тра.
“Mglóy” değil “mglóyu”: eski bir ek bu, içinde rüzgârın uğultusu duyuluyor.
Текст: Па́мятен мне и тот ве́чер, когда́ чита́ли мы «Проро́ка».
“Peygamber”i okuduğumuz o akşam da hiç aklımdan çıkmaz.
Текст: Го́лос её, обы́чно ти́хий, вдруг окре́п и зазвене́л: «Восста́нь, проро́к, и виждь, и вне́мли…»
Her zaman kısık olan sesi birden güçlendi, çınladı: “Kalk, ey peygamber, gör ve işit…”
Эли́ф: «Виждь» и «вне́мли» — э́то же про́сто «смотри́» и «слу́шай»?
“Vijd” ile “vnyemli” düpedüz “bak” ve “dinle” değil mi?
Ве́ра Никола́евна: Про́сто, да не совсе́м. Смотре́ть мо́жет вся́кий, а узре́ть — лишь тот, кому́ откры́лась и́стина.
Düpedüz ama tam değil. Bakmak herkesin işidir; görüp idrak etmek ise yalnızca hakikatin kendisine açıldığı kişinin.
Текст: Весно́й я уе́хала домо́й, в Стамбу́л, а че́рез год пришло́ письмо́ от её сосе́дки.
İlkbaharda evime, İstanbul'a döndüm; bir yıl sonra da komşusundan bir mektup geldi.
Текст: Почи́ла Ве́ра Никола́евна ти́хо, во сне, и оста́вила мне в насле́дство свой ста́рый, зачи́танный до дыр то́мик Пу́шкина.
Vera Nikolayevna sessizce, uykusunda ebedî uykuya dalmış ve bana miras olarak okunmaktan lime lime olmuş eski Puşkin cildini bırakmış.
Текст: Открыва́ю его́ и поны́не, когда́ на душе́ смяте́нье, и чита́ю вполго́лоса: «Ночь тиха́. Пусты́ня вне́млет Бо́гу, и звезда́ с звездо́ю говори́т».
Bugün de ruhum karıştığında onu açar, alçak sesle okurum: “Gece sessiz. Çöl Tanrı'ya kulak verir, yıldız yıldızla söyleşir.”
Текст: И ка́жется мне, что где́-то там, в краю́ далёком, ста́рая учи́тельница вне́млет вме́сте со мно́ю.
Ve bana öyle gelir ki, oralarda bir yerde, uzak diyarda, yaşlı öğretmenim de benimle birlikte kulak veriyor.
Dilbilgisi
Arkaizm ve historizm
Klasik Rus şiirini okurken karşınıza bugün konuşmada kullanılmayan sözler çıkar. Bunlar iki türlüdür. Arkaizm (архаи́зм): şeyin kendisi duruyor, ama adı değişmiş: göz hâlâ var, ama ona artık о́чи değil глаза́ diyoruz. Historizm (истори́зм): şeyin kendisi tarihe karışmış, bu yüzden adının yerini tutan başka bir söz yok: боя́рин (boyar), кафта́н (kaftan), городово́й (Çarlık dönemi polisi), верста́ (yaklaşık 1 km'lik eski uzunluk ölçüsü).
| Arkaizm | Bugün | Türkçe |
|---|---|---|
| о́чи (о́ко) | глаза́ (глаз) | gözler (dîde) |
| уста́ | гу́бы, рот | dudaklar, ağız (leb) |
| чело́ | лоб | alın (cebin) |
| лани́ты | щёки | yanaklar |
| перст | па́лец | parmak |
| десни́ца / шу́йца | пра́вая / ле́вая рука́ | sağ el / sol el |
| вы́я | ше́я | boyun |
| глаго́л | сло́во, речь | söz, kelâm |
Bugünkü Rusçada arkaizmler üç yerde yaşar: (1) klasik şiirde ve tarihî romanlarda (dönemin havasını vermek için), (2) yüksek üslupta (bina ve anıt yazıtları, törensel konuşmalar: Сей дом возведён в 1820 году́), (3) deyimlerde, çoğu zaman anlamı unutulmuş olarak: оди́н как перст (yapayalnız), как зени́цу о́ка (göz bebeği gibi), в мгнове́ние о́ка (göz açıp kapayıncaya dek).
- Он бережёт э́то письмо́, как зени́цу о́ка. — Bu mektubu göz bebeği gibi saklıyor.
- По́сле сме́рти жены́ он оста́лся оди́н как перст. — Karısı ölünce yapayalnız kaldı.
- Глаго́лом жги сердца́ люде́й. (А. Пу́шкин) — İnsanların yüreklerini sözle yak. (A. Puşkin)
💡 Türkçe okur bu durumu çok iyi tanır: divan şiirindeki “dîde” (göz), “leb” (dudak), “dest” (el), “cebîn” (alın) bugün konuşmada yoktur, ama Fuzûlî'yi okurken onlarsız olmaz. “Kadı”, “subaşı”, “arşın” ise historizmdir: şeyin kendisi ortadan kalkmıştır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: şiirde öğrenilen sözü süs olsun diye gündelik konuşmaya taşımak. Bir arkadaşa У тебя́ прекра́сные о́чи demek ancak bilinçli bir şaka olarak kabul edilir; doğal iltifat У тебя́ краси́вые глаза́. İkinci tuzak: глаго́л sözünü bugün “söz” anlamında kullanmak. Günümüzde bu sözün tek nötr anlamı dilbilgisindeki fiildir: глаго́л движе́ния (hareket fiili).
Kilise Slavcası ikizler: град — го́род
Rusçanın söz varlığında yüzlerce ikiz vardır: aynı eski Slav kökünün iki biçimi. Biri halk Rusçasından gelir ve iki ünlü içerir (“-оро-”, “-оло-”, “-ере-”: полногла́сие); öteki kilise kitaplarının dili olan Kilise Slavcasından gelir ve tek ünlü içerir (“-ра-”, “-ла-”, “-ре-”: неполногла́сие). Şiirde ikinci biçim yüksek ve törensel duyulur.
| Kilise Slavcası (yüksek, şiirsel) | Rusça (nötr) | Türkçe |
|---|---|---|
| град | го́род | şehir |
| брег | бе́рег | kıyı |
| зла́то | зо́лото | altın |
| мла́дый | молодо́й | genç |
| хлад | хо́лод | soğuk |
| власы́ | во́лосы | saçlar |
| врата́ | воро́та | kapı, kale kapısı |
Bazı ikizler zamanla anlamca ayrışmış, ikisi de bugün nötr hâle gelmiştir. Bunlar artık üslup değil, anlam farkıdır ve karıştırılmamalıdır:
| Kilise Slavcası kökenli | Rusça kökenli | Fark |
|---|---|---|
| глава́ (кни́ги, делега́ции) | голова́ (челове́ка) | bölüm, başkan — baş, kafa |
| граждани́н | горожа́нин | yurttaş — şehirli |
| страна́ | сторона́ | ülke — taraf, yan |
| прохла́да, охлади́ть | хо́лод, холоди́льник | serinlik, soğutmak — soğuk, buzdolabı |
- Красу́йся, град Петро́в! (А. Пу́шкин) — Süslen, ey Petro'nun şehri! (A. Puşkin)
- Глава́ делега́ции прибы́л в Бишке́к. — Heyet başkanı Bişkek'e geldi.
- У меня́ боли́т голова́. — Başım ağrıyor.
💡 Türkçede de aynı kökün iki ayrı katmana kaymış biçimleri vardır: “evlat” (çocuk, saygın) ile “velet” (yaramaz çocuk, küçümseyici) aynı Arapça sözden gelir. Rusçada глава́ / голова́ ikilisi de böyledir: aynı kök, iki ayrı dünya.
⚠️ Türklerin tipik hatası: ikizlerin yerini karıştırmak. голова́ делега́ции yanlış, doğrusu глава́ делега́ции; тре́тья голова́ кни́ги yanlış, doğrusu тре́тья глава́. Ters yönde: şiirsel град ve брег sözleri bugün yalnızca yüksek üslupta ya da ironiyle kullanılır; Я живу́ в гра́де Бишке́ке gülünç duyulur.
Eskicil biçimler: seslenme hâli, eski ekler, kısa sıfat
Klasik şiirde sözlerin kendisi kadar biçimleri de eskicildir. Bunların çoğunu bugün siz üretmezsiniz, ama okurken tanımanız gerekir. Dört biçim özellikle sık görülür.
| Örnek | Biçim | Bugün | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Бо́же! Го́споди! О́тче! Ста́рче! | seslenme hâli (зва́тельная фо́рма) | Бог! Оте́ц! Стари́к! | Ey Tanrım! Ey baba! Ey ihtiyar! |
| мгло́ю, звездо́ю, весно́ю | araç hâlinin eski -ою / -ею eki | мглой, звездо́й, весно́й | pusla, yıldızla, ilkbaharda |
| мгнове́нье, виде́нье, смяте́нье | -ие yerine -ье | мгнове́ние, виде́ние, смяте́ние | an, hayal, kargaşa |
| средь бе́ла дня, по бе́лу све́ту | niteleme görevinde kısa sıfat | среди́ бе́лого дня, по бе́лому све́ту | güpegündüz, dünyanın dört bir yanında |
| средь, меж, пред | kısalmış edatlar | среди́, ме́жду, пе́ред | arasında, önünde |
Seslenme hâli bugün yalnızca dinî ve donmuş sözlerde yaşar: Бо́же мой!, Го́споди!, О́тче наш. Puşkin'in balığı yaşlı balıkçıya hâlâ böyle seslenir: Чего́ тебе́ на́добно, ста́рче? Eski araç hâli eki “-ою” ve “-ье” biçimleri ise şiirde çoğu zaman ölçü için seçilir: bir hece fazla ya da eksik, dizenin ritmini kurtarır.
- Бу́ря мгло́ю не́бо кро́ет, ви́хри сне́жные крутя́. (А. Пу́шкин) — Fırtına göğü pusla örter, kar hortumlarını döndürerek. (A. Puşkin)
- Я по́мню чу́дное мгнове́нье: пе́редо мной яви́лась ты. (А. Пу́шкин) — Hatırlıyorum o büyülü anı: önümde belirdin sen. (A. Puşkin)
- Его́ огра́били средь бе́ла дня. — Güpegündüz soydular onu.
💡 Türkçede seslenme hâli yoktur, ama divan şiirinin “ey” ünlemi (Ста́рче! ≈ “Ey pîr!”) aynı yüceltici havayı verir. Kısa sıfatlı donmuş kalıplar da Türkçedeki “güpegündüz”, “dünya âlem” gibi kalıplaşmış sözler gibi ezberlenir; içlerindeki dilbilgisi bugün işlemez.
⚠️ Türklerin tipik hatası: (1) мгнове́нье, смяте́нье biçimlerini yazım hatası sanmak. Bunlar şiirde ve gündelik konuşmada doğrudur, ama bilimsel ve resmî metinde “-ие” yazılır. (2) Seslenme hâlini kendiniz türetmek: Учи́теле!, Дру́же! diye bir öğretmene ya da arkadaşa seslenmek bugünkü Rusçada tuhaf ya da şakacı duyulur; adın yalın hâli yeter: Учи́тель!, Ахме́д!
Eski görevli sözler: сей, о́ный, да́бы, ны́не
Eski metinlerde işaret zamirleri, bağlaçlar ve zarflar da bugünkülerden farklıdır. İlginç olan şu: bu eski sözlerin birçoğu, biz fark etmeden, bugünkü nötr sözlerin içinde yaşar. сего́дня (bugün) aslında сего́ дня “bu günün”, сейча́с (şimdi) ise сей час “bu saat” demektir.
| Eski | Bugün | Türkçe | Bugünkü kullanım |
|---|---|---|---|
| сей, сия́, сие́ | э́тот, э́та, э́то | bu (işbu) | по сей день, сию́ мину́ту, сего́дня |
| о́ный | тот | o, adı geçen | во времена́ о́ны (ironik) |
| да́бы | что́бы | -sın diye | kitabi ya da ironik |
| ко́ли, коль | е́сли | eğer | коль ско́ро (madem ki, kitabi) |
| ны́не, поны́не | сейча́с, и сейча́с | şimdi, bugün de | ны́нешний (bugünkü) — nötr |
| досе́ле | до сих пор | şimdiye dek | şiirsel |
| кои́ | кото́рые | ki onlar | ironik: [[в ко́и-то ве́ки]] — nihayet, yıllar sonra |
- Э́та та́йна не раскры́та по сей день. — Bu sır bugüne dek çözülmedi.
- Сию́ мину́ту прекрати́те шуме́ть! — Derhal gürültüyü kesin!
- Во времена́ о́ны здесь бы́ло боло́то, а ны́не — це́лый микрорайо́н. — Çok eski zamanlarda burası bataklıkmış, şimdi ise koca bir mahalle. (şakacı)
💡 Türkçede de birebir benzeri var: resmî belgelerdeki “işbu sözleşme” сей догово́р'un tam karşılığıdır; “zira”, “mademki”, “binaenaleyh” de и́бо, коль ско́ро, посему́ gibi kitabi bağlaçlardır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: сей ve да́бы sözlerini “daha kültürlü” görünmek için e-postaya ya da sunuma koymak: Сей докуме́нт я отпра́вил вам вчера́ kulağa ya eski bir ferman ya da şaka gibi gelir; nötr olanı Э́тот докуме́нт…. Donmuş kalıplar (по сей день, сию́ мину́ту) ise tamamen olağandır, gönül rahatlığıyla kullanın.
Şiirsel söz dizimi: devriklik (инве́рсия)
Rusçada nötr söz dizimi bellidir: sıfat isimden önce (одино́кий па́рус), ilgi hâlindeki tamlayan tamlananın arkasında (творе́нье Петра́), özne genellikle yüklemden önce (я выхожу́). Şiir bu düzeni bilerek bozar; buna inversiya (devriklik) denir. Devrik öğe hem ritmi kurar, hem de okurun dikkatini kendi üstüne çeker.
| Nötr | Şiirsel (devrik) | Türkçe |
|---|---|---|
| одино́кий па́рус | па́рус одино́кий | yalnız yelken |
| тяжёлый и сыро́й тума́н | тума́н тяжёлый и сыро́й | ağır ve rutubetli sis |
| творе́нье Петра́ | Петра́ творе́нье | Petro'nun eseri |
| я выхожу́ оди́н | выхожу́ оди́н я | yalnız çıkıyorum |
| мы чита́ли | чита́ли мы | okurduk |
- Люблю́ тебя́, Петра́ творе́нье. (А. Пу́шкин) — Seviyorum seni, ey Petro'nun eseri. (A. Puşkin)
- Выхожу́ оди́н я на доро́гу. (М. Ле́рмонтов) — Çıkıyorum yola yapayalnız. (M. Lermontov)
- Мой дя́дя са́мых че́стных пра́вил… (А. Пу́шкин) — Amcam, en dürüst ilkelerin adamı… (A. Puşkin)
Devriklik nesirde de vardır, ama ölçülüdür. Öykü anlatımında yüklemin başa geçmesi (Жила́ Ве́ра Никола́евна на Васи́льевском о́строве, Чита́ли мы Пу́шкина…) masal ve anı havası verir; Türkçedeki “Bir varmış bir yokmuş” girişinin işlevine benzer. Cümle içi vurgunun ayrıntılarını (tema–rema) dördüncü ünitede göreceğiz.
💡 Türkçede sıfat isimden sonra gelemez; ama Osmanlıca bunu Farsça tamlamayla yapardı: “yâr-i vefâdâr” (vefalı yâr), “şehr-i İstanbul”. Rusçadaki па́рус одино́кий devriği kulağa tam olarak böyle gelir: eski, yüksek, şiirsel.
⚠️ Türklerin tipik hatası: şiirsel devrikliği nesre, hele bilimsel ya da iş metnine taşımak: Мы провели́ иссле́дование ва́жное yapmacık ve tuhaftır; doğrusu Мы провели́ ва́жное иссле́дование. İkinci tuzak, ilgi hâlini özne sanmak: Петра́ творе́нье dizesinde Петра́ ilgi hâlidir (“Petro'nun”), özne değildir.
Ayrık sözler: dizeyi eklerle çözmek
Şiirde birbirine ait sözler bazen araya başka söz girerek ayrılır (hiperbaton). В тума́не мо́ря голубо́м dizesinde голубо́м sıfatı, aradaki мо́ря sözünü atlayarak тума́не'ye bağlanır. Böyle bir dizeyi çözmenin tek güvenilir yolu ekleri izlemektir: sıfat hangi isimle cins, sayı ve hâlde uyuşuyorsa ona aittir.
| Şiir | Düz sıra | Türkçe | İpucu |
|---|---|---|---|
| в тума́не мо́ря голубо́м | в голубо́м тума́не мо́ря | denizin mavi sisinde | [[голубо́м]] = bulunma, eril → [[тума́не]] |
| дум вели́ких полн | по́лон вели́ких дум | büyük düşüncelerle dolu | [[полн]] ([[по́лон]]) + ilgi hâli |
| Бу́ря мгло́ю не́бо кро́ет | Бу́ря кро́ет не́бо мгло́ю | Fırtına göğü pusla örter | özne [[бу́ря]] (-я), [[не́бо]] belirtme |
| И звезда́ с звездо́ю говори́т | И звезда́ говори́т со звездо́й | Yıldız yıldızla söyleşir | [[с]] + araç hâli |
| На берегу́ пусты́нных волн | На берегу́ пусты́нных волн | ıssız dalgaların kıyısında | [[пусты́нных]] = ilgi çoğul → [[волн]] |
- На берегу́ пусты́нных волн стоя́л он, дум вели́ких полн. (А. Пу́шкин) — Issız dalgaların kıyısında duruyordu o, büyük düşüncelerle dolu. (A. Puşkin)
- Беле́ет па́рус одино́кий в тума́не мо́ря голубо́м. (М. Ле́рмонтов) — Ağarır yalnız bir yelken, denizin mavi sisinde. (M. Lermontov)
Bir de belirsizlik tuzağı var: не́бо gibi orta cins cansız isimlerde yalın ve belirtme hâli aynıdır. Бу́ря мгло́ю не́бо кро́ет dizesinde kimin kimi örttüğünü ek söylemez; söyleyen anlamdır: fırtına gökyüzünü örter, tersi değil. Devrik dizede önce ekleri, sonra mantığı kullanın.
💡 Türkçe okurun burada bir avantajı var: Türkçe de ekli bir dildir ve “göğü” sözündeki -ü eki sözün yerinden bağımsız olarak nesne olduğunu söyler. Rusçada da aynısını yapın: dizeye sözlerin sırasıyla değil, ekleriyle bakın. Sıfatın sonundaki -ом, -ой, -ых sizi doğru isme götürür.
⚠️ Türklerin tipik hatası: в тума́не мо́ря голубо́м dizesini “mavi denizin sisinde” diye çevirmek. Sıfat мо́ря'ya ait olsaydı ilgi hâlinde голубо́го olurdu; голубо́м bulunma hâlidir ve тума́не ile uyuşur: “denizin mavi sisinde”. Çeviride sırayı değil, uyumu izleyin.
Kelimeler
- архаи́зм
ar-ha-İZM
arkaizm, eskimiş söz (şey duruyor, adı değişmiş) - истори́зм
is-ta-RİZM
historizm, tarihsel söz (şeyin kendisi kaybolmuş) - лани́та
la-Nİ-ta
yanak (eskil, şiirsel) - перст
PYERST
parmak (eskil) - десни́ца
dis-Nİ-tsa
sağ el (eskil, yüksek) - длань
DLAN'
avuç, el (eskil) - град
GRAT
şehir (şiirsel, eskil) - брег
BRYEK
kıyı (şiirsel) - мгла
MGLA
karanlık pus, sis - внима́ть (вне́млю, вне́млет)
vni-MAT' (VNYEM-lyu, VNYEM-lit)
kulak vermek, can kulağıyla dinlemek (eskil) - узре́ть
uz-RYET'
görmek, idrak etmek (yüksek) - глаго́л
gla-GOL
söz (eskil); fiil (dilbilgisi) - поны́не
pa-NI-ni
bugün de, hâlâ (eskil) - сей (сия́, сие́)
SYEY (si-YA, si-YE)
bu (eskil) - о́ный
O-nıy
o, adı geçen (eskil) - дитя́
di-TYA
çocuk, yavrum (yüksek, eskil) - почи́ть
pa-ÇİT'
ebedî uykuya dalmak, vefat etmek (yüksek) - инве́рсия
in-VYER-si-ya
devriklik, devrik söz dizimi - смяте́ние (смяте́нье)
smi-TYE-ni-ye
ruh karışıklığı, kargaşa - вполго́лоса
fpal-GO-la-sa
alçak sesle, yarım ağızla - зачи́танный (до дыр)
za-Çİ-tan-nıy (da DIR)
okunmaktan yıpranmış, lime lime olmuş - па́мятен (кому́?)
PA-mi-tin
unutulmaz, aklında kalmış - вкли́ниться (во что? ме́жду чем?)
FKLİ-nit'-sa
araya sıkışmak, girmek - свяще́нный
svi-ŞÇEN-nıy
kutsal - насле́дство
na-SLYET-stva
miras - зва́тельная фо́рма
ZVA-til'-na-ya FOR-ma
seslenme hâli (eskil) - неполногла́сие
ni-pal-na-GLA-si-ye
Kilise Slavcası ses yapısı (“-ра-” / “-ла-”, ör. [[град]]) - окре́пнуть
ak-RYEP-nut'
güçlenmek, sağlamlaşmak - стари́нный
sta-RİN-nıy
eski, eskiden kalma (değerli) - возвы́шенный
vaz-VI-şın-nıy
yüce, ulvi