📚 Все рассказы на турецком

Anneannemin Tarifi — Бабушкин рецепт

Уровень B1 (средний) · 45 предложений

Молодая киргизка в Эскишехире готовит для турецких соседей блюда по рецепту своей бабушки — и за ужином обнаруживает нечто неожиданное.

Aizada, Eskişehir'e taşındığı ilk aylarda komşularının misafirperverliğine şaşırıyordu. Karşı dairedeki Hatice Teyze ona neredeyse her gün sıcak bir tabak getiriyordu. Bir gün mercimek çorbası, bir gün sarma, bir gün de fırından yeni çıkmış börek. Aizada boş tabakları geri verirken her seferinde biraz utanıyordu. Çünkü Kırgızistan'da da komşunun tabağı boş geri verilmezdi.

Bir pazar sabahı Aizada, Talas'ın bir köyünde yaşayan anneannesini görüntülü aradı. Anneannesi seksen yaşındaydı, ama sesi hâlâ genç ve neşeliydi. — Taene, Türk komşularıma bizim yemeklerimizden yapmak istiyorum, dedi Aizada. Kırgızcada anneanneye “taene” denir ve Aizada onu küçükken hep böyle çağırmıştı. Anneannesi hiç düşünmeden iki yemek söyledi: kuurdak ve boorsok. Kuurdak soğanla kavrulan bir et yemeğiydi, boorsok ise yağda kızartılan küçük hamur parçalarıydı. Anneannesi tarifi yavaş yavaş anlattı, Aizada da her şeyi defterine yazdı.

Ertesi akşam küçük mutfak, Talas'taki yazlık mutfak gibi kokuyordu. Aizada büyük tencereyi ocağa koydu, eti ve soğanı uzun uzun kavurdu. Sonra hamur yoğurdu, küçük kareler hâlinde kesti ve kızgın yağa attı. Saat yedide kapı çaldı: Hatice Teyze, kızı Zeynep ve alt kattaki Fadime Hanım gelmişti.

Hatice Teyze mutfağa girer girmez derin bir nefes aldı. — Ay, ne güzel kokuyor! Bunun adı ne, kızım? diye sordu. — Kuurdak, dedi Aizada. Bizim dilimizde “kuuruu” kavurmak demek. Hatice Teyze bir an durdu, sonra elini dizine vurdu. — Kuurdak, kavurma! Bu bizim kavurmanın kardeşi olmalı! diye güldü. Zeynep hemen telefonunu çıkardı ve başka kelimeleri sormaya başladı.

O akşam sofrada yemekten çok kelimeler konuşuldu. Kırgızcada da et, tuz, süt ve bal kelimeleri neredeyse aynıydı. Kazan, kaymak ve ayran ise iki dilde de hiç değişmemişti. Ama bazı kelimeler herkesi güldürdü. Aizada soğana “piyaz” deyince Fadime Hanım şaşırdı. — Bizde piyaz, bol soğanlı bir fasulye salatasıdır! dedi. Sonra Aizada, yemeği karıştırdığı büyük kaşığı gösterdi: “Bu da çömüç.” Hatice Teyze'nin gözleri birden doldu. — Rahmetli anneannem Sivas'taki köyde buna “çömçe” derdi, dedi. — Bu kelimeyi kırk yıldır kimseden duymamıştım.

Yemekten sonra Aizada, anneannesini bir kez daha görüntülü aradı. Telefonu Hatice Teyze'ye uzattı ve iki kadın ekranda birbirine baktı. Aizada çeviri yapmaya hazırlanıyordu, ama buna pek gerek kalmadı. Anneannesi Kırgızca, Hatice Teyze Türkçe konuştu; ikisi de yavaş ve dikkatle konuşuyordu. Birbirlerinin her sözünü anlamasalar da gülümsemeleri hiç bitmedi. Anneannesi en sonunda “Rahmat, kızım” dedi, Hatice Teyze de saygıyla “Sağ olun, ana” diye cevap verdi. Bu iki kelime için hiç çevirmene gerek yoktu.

Ertesi sabah Aizada'nın kapısının önünde üstü örtülü bir tabak duruyordu. Tabağın içinde boorsok gibi kabarık, altın renkli hamur parçaları vardı. Yanında Hatice Teyze'nin el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı. “Bizim köyde buna pişi denir. Tarifi anneannemden, taenene de selamlarımla.” Aizada notu buzdolabının kapağına astı ve anneannesine bir mesaj yazdı. “Taene, yeni bir tarifimiz var, ama sanırım bu tarif aslında hep bizimdi.”

Слова из рассказа

🎧 Читать с аудио и переводом каждого предложения

🕊️ Учите турецкий бесплатно с Dilmaçım →