📚 Все рассказы на турецком

İki Dil — Два языка

Уровень B2 (выше среднего) · 46 предложений

Однажды на перемене десятилетнему Дэнизу, сыну русской мамы и турецкого папы, задают простой с виду вопрос, на который он не может ответить.

Deniz on yaşındaydı ve iki dilde rüya görüyordu. Annesi Nadya, Kazan'dan Üsküdar'a yirmi yıl önce gelmişti; babası Murat ise Üsküdar'ın dik yokuşlarında büyümüştü. Evde kahvaltıda Rusça, akşam yemeğinde Türkçe konuşulur, bazen bir cümle bir dilde başlayıp öbüründe biterdi. Deniz bunu hiç garip bulmamıştı, ta ki o salı gününe kadar.

Teneffüste sınıf arkadaşı Efe, topu koltuğunun altına sıkıştırıp karşısına dikildi. — Sen aslında nesin, Rus mu, Türk mü? diye sordu yüksek sesle. Etraftaki çocuklar susup cevabı beklemeye başladı. Deniz bir şey söylemek istedi, ama ağzını açtığında aklına iki dilde de tek bir söz gelmedi. — İkisi birden olunmaz ki, dedi Efe omuz silkerek. Maçta hangi takımı tutuyorsan, osun. Zil çaldı, herkes sınıfa koştu, ama soru Deniz'in kafasında bir sinek gibi vızıldamaya devam etti.

Akşam yemeğinde tabağındaki pilavı çatalıyla bir o yana bir bu yana itti. — Ne oldu sana, güneşim? diye sordu annesi, her zamanki gibi Rusça. Deniz bütün olayı bir solukta anlattı, sonunda da asıl merak ettiğini sordu: — Ben gerçekten neyim? Anne ile baba birbirine baktı; bu soruyu bir gün duyacaklarını biliyorlardı, ama bu kadar erken beklemiyorlardı. Babası kalkıp mutfaktan iki kavanoz getirdi: birinde annesinin yaptığı vişne reçeli, ötekinde babaannenin gönderdiği incir reçeli vardı. — Söyle bakalım, hangisini daha çok seviyorsun? — İkisini de, dedi Deniz şaşkınlıkla. Ama bu başka bir şey. — Belki de o kadar başka değildir, dedi babası gülümseyerek.

Annesi, oğlunun reçellerle ikna olmayacağını görünce kendi çocukluğundan bir hikâye anlattı. Kazan'daki okulunda hem Tatar hem Rus çocuklar okurdu ve en yakın arkadaşı Gülnara evde Tatarca, okulda Rusça konuşurdu. — Gülnara'ya da aynı soruyu sorarlardı, dedi annesi. O da her seferinde “Ben Gülnara'yım” derdi. Deniz bu cevabı biraz kurnazca buldu, ama yine de hoşuna gitti. Babası da bir şey itiraf etti: kendisi de çocukken, Trabzon'dan gelen dedesi yüzünden mahallede “yabancı” diye çağrılmıştı. — Yani bu soru bizim aileye yeni gelmedi, dedi göz kırparak.

Haftanın sonunda okulda “Kültürler Günü” vardı ve her çocuk evden bir yiyecek getirecekti. Deniz uzun uzun düşündü, sonra annesinden pirojki, babaannesinden de ıspanaklı börek yapmasını istedi. İkisini aynı tepsiye yan yana dizdi ve tepsinin kenarına kendi el yazısıyla küçük bir kart iliştirdi. Kartta iki dilde tek bir cümle yazıyordu: “Ben Deniz'im.”

Öğretmenleri Selma Hanım tepsinin önünde durup kartı yüksek sesle okudu. — Bence bu, bugün duyduğum en güzel cevap, dedi. Peki, soru neydi? Deniz göz ucuyla Efe'ye baktı; Efe kızarıp başını öne eğdi. Çocuklar tepsiye üşüştü; pirojkiler de börekler de beş dakikada bitti. Kimse hangisinin Rus, hangisinin Türk yemeği olduğunu sormadı; herkes yalnızca “Bir tane daha var mı?” diye sordu.

Okul çıkışında Efe, Deniz'in yanına yaklaştı ve elindeki topu bu sefer ona uzattı. — Sana bir şey söyleyeyim mi? dedi; sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. — Babaannem Gürcü, bana hep Gürcüce ninniler söylerdi, ama ben bunu sınıfta kimseye anlatmadım. Deniz şaşırdı: o koca soruyu soran çocuğun içinde de ikinci bir dil saklıymış. — Neden anlatmadın? diye sordu. — Bilmem, dedi Efe. Herhalde biri bana da “Sen nesin?” diye sorar diye korktum. İkisi bir süre sessizce yürüdü, sonra Deniz durdu. — Bana bir ninni öğretir misin? Ben de sana Rusça bir tekerleme öğretirim. Efe güldü ve ilk kez Deniz'in omzuna dostça vurdu.

O akşam Deniz sofrada üç dilde konuştu: Rusça, Türkçe ve tek bir Gürcüce sözle. Söz “gamarjoba”ydı, yani “merhaba”; Deniz onu ailesine büyük bir hazine gibi sundu. Babası kahkahayı bastı, annesi ise oğlunun saçlarını okşayarak bir şey fısıldadı. Ne dediğini Deniz tam duyamadı, ama anlamak için hangi dilde söylendiğini bilmesine gerek yoktu.

Слова из рассказа

🎧 Читать с аудио и переводом каждого предложения

🕊️ Учите турецкий бесплатно с Dilmaçım →