📚 Все рассказы на турецком

Sahaf — Букинист

Уровень B2 (выше среднего) · 47 предложений

Русская студентка устраивается работать в старый букинистический магазин в Кадыкёе, хозяин которого, кажется, не любит никого, кроме книг.

Polina'nın Kadıköy'deki ilk işi, tabelası yarı silinmiş küçük bir sahaftı. Dükkân, Moda'ya çıkan dar bir sokakta, bir kasapla bir terzinin arasına sıkışmıştı. İçeri giren kişiyi önce eski kâğıt ve toz kokusu, sonra da sahibinin ters bakışları karşılıyordu. Sahibi Nuri Bey yetmişini geçmiş, beyaz bıyıklı, az konuşan ve konuştuğunda da pek iltifat etmeyen biriydi.

Polina camdaki “Yardımcı aranıyor, kitap sevmeyen gelmesin” yazısını görünce cesaretini toplayıp içeri girmişti. — Rus musun? dedi Nuri Bey, onun aksanını duyar duymaz. — Evet, Petersburg'luyum; burada Türk edebiyatı üzerine yüksek lisans yapıyorum. — Edebiyat okuyan çok, kitap okuyan az, diye homurdandı yaşlı adam. Yarın sabah dokuzda burada ol. Polina işe alınıp alınmadığını tam anlamadı, ama ertesi sabah dokuzu beş geçe kapıdaydı. — Beş dakika geç kaldın, dedi Nuri Bey, saatine bile bakmadan.

Dükkânın kendine has kuralları vardı ve Nuri Bey bunları açıklama gereği hiç duymazdı. Telefonla konuşmak yasaktı, fiyatlar kapağın içine kurşunkalemle yazılırdı ve bazı müşterilere hiçbir şey satılmazdı. Bazen bütün gün tek bir kitap satılmıyordu, ama Nuri Bey bundan hiç şikâyet etmiyordu. Bir gün şık giyimli bir adam rafları şöyle bir dolaştıktan sonra, on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir şiir kitabını yok pahasına almaya kalktı. Nuri Bey kitabı elinden nazikçe aldı ve “Bu kitap satılık değil,” dedi. Adam gittikten sonra Polina, aynı kitabın bir başka baskısının sabah bir öğrenciye yarı fiyatına verildiğini hatırlattı. — O öğrenci kitabı okuyacak, bu adam ise rafına süs yapacaktı, dedi Nuri Bey. Kitap satılmaz kızım, sahibini bulur.

Haftalar geçtikçe Polina, dükkândaki dağınıklığın aslında gizli bir düzen olduğunu fark etti. Nuri Bey hangi kitabın hangi yığının altında olduğunu, hangi müşterinin hangi şairi sevdiğini ezbere biliyordu. Polina da yavaş yavaş müdavimleri tanımaya, emekli öğretmenle Sait Faik'i, lise öğrencisiyle polisiye romanları konuşmaya başladı. Nuri Bey bunu görüyor ama tek kelime etmiyordu; yalnızca öğle vakti çayı artık iki bardak demliyordu.

Yağmurlu bir kasım günü Polina, arka odadaki tozlu sandıkları düzenlerken kırmızı kapaklı ince bir kitap buldu. Kitap Rusçaydı: Puşkin'in şiirleri, Leningrad baskısı. İlk sayfada solmuş mavi mürekkeple Rusça bir ithaf vardı: “Nuri'ye, Neva'yı unutmasın diye. L., 1978.” Polina'nın kalbi hızla çarpmaya başladı: Nuri Bey'in Petersburg'la, o zamanki adıyla Leningrad'la bir bağı olabilir miydi?

Kitabı ön tarafa getirdiğinde Nuri Bey gözlüğünü çıkarıp uzun süre kapağa baktı. — Bunu nerede buldun? dedi; sesi her zamankinden alçaktı. — Arka odada, sandığın dibinde, dedi Polina. Satılık mı? Nuri Bey bir süre sustu, sonra gülümsedi; Polina onu ilk kez gülümserken görüyordu. — Hayır, satılık değil, dedi, ama bu kez Rusça ve kusursuz bir Petersburg aksanıyla. Polina'nın ağzı açık kaldı. Aylardır, bir Türkçe sözcüğü bulamadığında ona hiç yardım etmeyen ve aksanıyla dalga geçen adam, şimdi onun dilini konuşuyordu. Nuri Bey çayları doldurdu ve gençliğini anlattı: yetmişlerde Leningrad'da gemi mühendisliği okumuş, beş yıl Neva kıyısında yaşamıştı. Kitabı ona Lida adında bir kütüphaneci vermişti; o zamanlar her akşam aynı okuma salonunda oturur, birbirlerine dillerini öğretirlermiş. — Ya sonra? diye sordu Polina. — Sonra okul bitti; pasaportlar, sınırlar, mektuplar… dedi Nuri Bey. Bir gün mektuplar da kesildi. — Peki neden bunca zaman benimle hiç Rusça konuşmadınız? — Türkçen ilerlesin diye, dedi yaşlı adam. Bir de şaşırdığın yüzü görmek için.

Bahar sonunda Polina tezini teslim etti ve Petersburg'a dönmeye hazırlandı. Son gün Nuri Bey ona kahverengi kâğıda sarılmış bir paket uzattı. İçinde kırmızı kapaklı Puşkin vardı; ithafın altına yeni bir satır eklenmişti. “Polina'ya, Kadıköy'ü unutmasın diye. N., 2026.” — Ama bu kitap satılık değildi, dedi Polina, gözleri dolarak. — Satmıyorum ki, dedi Nuri Bey yine o huysuz sesiyle. Kitap sahibini buldu, o kadar. Sonra kapıyı gösterdi: — Hadi git, yoksa uçağa da beş dakika geç kalacaksın. Polina gülerek dışarı çıktı; sokağın köşesinde dönüp baktığında yaşlı adam camın arkasından ona el sallıyordu. O an, kitaplar gibi insanların da bazen bir sahip değil, bir ev bulduğunu düşündü.

Слова из рассказа

🎧 Читать с аудио и переводом каждого предложения

🕊️ Учите турецкий бесплатно с Dilmaçım →