📘 İngilizce kursu: tüm üniteler
C2 · Ünite 2: Söz dizimi ve sözcük birliktelikleri (Collocations)
make / do, strong / heavy… · doğal birliktelikler
Metin: The company words keep
İstanbul'da çalışan çevirmen Elif Tan, bir çeviri dergisine yazdığı denemede ilk editör yorumundan bu yana sözcük birliktelikleriyle nasıl uğraştığını anlatıyor (kişiler kurgusaldır). Metindeki [[strong coffee]], [[conduct research]], [[bitterly disappointed]] gibi birliktelikleri ve yazarın Türkçeden gelen tuzaklara dair örneklerini izleyin.
Elif: Every translator has a moment that teaches them humility. Mine came early, when an editor returned my first long translation with a single comment in the margin: 'Grammatically flawless. Nobody would ever say it this way.'
Her çevirmenin ona alçakgönüllülüğü öğreten bir anı vardır. Benimki erken geldi: Bir editör ilk uzun çevirimi kenar boşluğunda tek bir yorumla geri gönderdi: “Dilbilgisi açısından kusursuz. Kimse bunu asla böyle söylemez.”
Elif: I had written that the company 'made a research' on customer habits and that prices had shown 'a hard increase.' Neither sentence broke a rule I had ever been taught, and yet both sounded, in the editor's words, like a machine wearing a suit.
Şirketin müşteri alışkanlıkları üzerine “bir araştırma yaptığını” ve fiyatların “sert bir artış” gösterdiğini yazmıştım. İki cümle de bana öğretilmiş hiçbir kuralı çiğnemiyordu; yine de editörün deyişiyle ikisi de takım elbise giymiş bir makine gibi duyuluyordu.
Elif: What I lacked was not grammar but collocation: the knowledge of which words habitually keep each other company. As a well-known saying among linguists has it, you shall know a word by the company it keeps.
Eksiğim dilbilgisi değil, sözcük birlikteliğiydi: hangi sözcüklerin alışkanlıkla birbirine eşlik ettiğine dair bilgi. Dilbilimciler arasında bilinen bir söze göre, bir sözcüğü eşlik ettiği dostlarından tanırsınız.
Elif: Consider the adjectives we use for intensity. English speakers drink strong coffee, get stuck in heavy traffic, pay high prices and fall into a deep sleep. Swap any two of these adjectives and the result is not wrong in any logical sense; it simply sounds foreign.
Yoğunluk bildiren sıfatları düşünün. İngilizce konuşanlar sert (strong) kahve içer, yoğun (heavy) trafiğe takılır, yüksek (high) fiyat öder ve derin (deep) bir uykuya dalar. Bu sıfatlardan herhangi ikisinin yerini değiştirin; sonuç mantık açısından yanlış olmaz, sadece yabancı duyulur.
Elif: There is no deep reason why tea should be strong rather than powerful, while an engine is powerful rather than strong. These pairings are conventions, much like the rules of a game, and they have to be learned one by one.
Çayın neden “powerful” değil de “strong”, bir motorun ise neden “strong” değil de “powerful” olduğunun derin bir nedeni yoktur. Bu eşleşmeler, tıpkı bir oyunun kuralları gibi, uzlaşmadır ve tek tek öğrenilmeleri gerekir.
Elif: Verbs are, if anything, even more capricious. We conduct research, draw conclusions, pose threats and meet deadlines, yet a literal translation from Turkish would have us do research, reach a result, create a threat and catch a deadline.
Fiiller ise belki daha da kaprislidir. İngilizcede araştırma “yürütür” (conduct), sonuç “çıkarır” (draw), tehdit “oluşturur” (pose) ve teslim tarihine “yetişiriz” (meet); oysa Türkçeden düz bir çeviri bize araştırma yaptırır, sonuca ulaştırır, tehdit yarattırır ve teslim tarihini yakalatır.
Elif: The notorious pair make and do causes more grief than any other. As a rough guide, do tends to describe tasks and activities, while make is associated with creating or producing something, but the exceptions are numerous enough to make any rule of thumb unreliable.
Kötü şöhretli make ve do ikilisi öbürlerinden çok daha fazla dert açar. Kabaca söylersek do görevleri ve etkinlikleri anlatır, make ise bir şey yaratma ya da üretmeyle ilişkilidir; ama istisnalar o kadar çoktur ki hiçbir pratik kural güvenilir değildir.
Elif: Why do we make a mistake but do somebody a favor? Why make progress but do business? Historians of the language can sometimes offer an explanation; learners, on the whole, are better off simply memorizing the combinations.
Neden hatayı “make” ederiz de birine iyiliği “do” ederiz? Neden ilerlemeyi “make”, işi “do” ederiz? Dil tarihçileri bazen bir açıklama sunabilir; öğrenciler içinse genel olarak en iyisi bu birleşimleri doğrudan ezberlemektir.
Elif: Adverbs bring a subtler difficulty. We are bitterly disappointed, deeply concerned and highly unlikely to succeed, but we are rarely strongly disappointed or deeply unlikely, and only a very tired writer would describe anyone as very exhausted.
Zarflar daha ince bir güçlük getirir. İngilizcede “acı acı” hayal kırıklığına uğrar (bitterly disappointed), “derinden” kaygı duyar (deeply concerned) ve başarmamız “yüksek derecede” olasılık dışı olur (highly unlikely); ama nadiren “strongly disappointed” ya da “deeply unlikely” oluruz ve yalnızca çok yorgun bir yazar birini “very exhausted” diye anlatır.
Elif: That last example hides a genuine rule. Adjectives such as exhausted, furious and essential already express an extreme, so they combine with absolutely, utterly or completely rather than with very.
Bu son örnek gerçek bir kuralı gizler. Exhausted (bitkin), furious (öfkeden deliye dönmüş) ve essential (vazgeçilmez) gibi sıfatlar zaten bir uç noktayı anlatır; bu yüzden very ile değil, absolutely, utterly ya da completely ile birleşirler.
Elif: Turkish learners face a particular set of traps, most of them created by translating faithfully from their mother tongue. In Turkish one drinks a cigarette, sees a dream, and gives an exam that one has in fact passed.
Türk öğrencilerin önünde özel bir tuzak dizisi vardır ve çoğu anadilden sadakatle çeviri yapmaktan doğar. Türkçede sigara içilir, rüya görülür ve aslında başarıyla geçilen sınav “verilir”.
Elif: In English, of course, people smoke, have dreams and pass exams; it is the teacher who gives the exam. Each of these slips is small, but together they reveal the speaker's first language as clearly as an accent does.
İngilizcede ise elbette insanlar sigara “smoke” eder, rüya “have” eder ve sınavı “pass” eder; sınavı “give” eden öğretmendir. Bu sürçmelerin her biri küçüktür ama hepsi bir arada, konuşanın anadilini bir aksan kadar açıkça ele verir.
Elif: The good news is that collocations are learnable, provided we change the way we store vocabulary. Instead of memorizing 'decision' as a lone word, it pays to memorize 'make a decision,' 'reach a decision' and 'a tough decision' as ready-made units.
İyi haber şu: Kelime dağarcığımızı saklama biçimimizi değiştirirsek sözcük birliktelikleri öğrenilebilir. “Decision”ı tek başına bir sözcük olarak ezberlemek yerine “make a decision”, “reach a decision” ve “a tough decision”ı hazır birimler olarak ezberlemek kârlıdır.
Elif: Reading widely helps, but reading attentively helps far more. When a combination catches your eye, write it down together with its partner words rather than translating it into Turkish and filing it away.
Çok okumak yardımcı olur, ama dikkatle okumak çok daha fazla yardımcı olur. Bir birleşim gözünüze çarptığında onu Türkçeye çevirip bir kenara kaldırmak yerine, eşlik eden sözcükleriyle birlikte not edin.
Elif: Collocation dictionaries and large electronic collections of texts, known as corpora, make the job easier still. Asking a corpus which verbs most often come before a given noun can settle in seconds a doubt that once took an afternoon in the library.
Birliktelik sözlükleri ve derlem (corpus, çoğulu corpora) denen büyük elektronik metin koleksiyonları işi daha da kolaylaştırır. Bir derleme belirli bir isimden önce en sık hangi fiillerin geldiğini sormak, eskiden kütüphanede bir öğleden sonra alan bir kuşkuyu saniyeler içinde giderebilir.
Elif: For candidates preparing for exams such as YDS, the payoff is direct. Many vocabulary questions are, in effect, collocation questions in disguise: the noun after the gap tells you which verb the examiners are looking for.
YDS gibi sınavlara hazırlanan adaylar için getirisi doğrudandır. Birçok kelime sorusu aslında kılık değiştirmiş birliktelik sorusudur: Boşluktan sonraki isim, sınavı hazırlayanların hangi fiili aradığını söyler.
Elif: If the gap is followed by 'a crime,' the answer is almost certainly 'commit'; if it is followed by 'a balance,' you are looking for 'strike'; and if it is followed by 'attention,' 'pay' should be your first suspect.
Boşluğu “a crime” izliyorsa cevap neredeyse kesinlikle “commit”tir; “a balance” izliyorsa “strike”ı arıyorsunuz demektir; “attention” izliyorsa ilk şüpheliniz “pay” olmalıdır.
Elif: Years after that first humbling comment, I still keep a notebook of collocations. It is the least glamorous part of my work and, I am convinced, the part that has done the most to make my English sound like English.
O ilk haddimi bildiren yorumdan yıllar sonra hâlâ bir birliktelik defteri tutuyorum. İşimin en az göz alıcı kısmı bu ve inanıyorum ki İngilizcemin İngilizce gibi duyulmasına en çok katkıyı yapan kısım da bu.
Elif: Grammar tells you what is possible in a language. Collocation tells you what is actually said, and that, in the end, is the difference between being understood and sounding at home.
Dilbilgisi size bir dilde neyin mümkün olduğunu söyler. Sözcük birlikteliği ise gerçekte neyin söylendiğini söyler; sonuçta anlaşılmak ile o dilde evinizde gibi duyulmak arasındaki fark da budur.
Dilbilgisi
Sözcük birlikteliği nedir? Doğru ama doğal olmayan cümle
Sözcük birlikteliği (collocation), iki ya da daha fazla sözcüğün dilde alışkanlıkla bir arada kullanılmasıdır. Deyimden farkı, anlamın saydam olmasıdır: strong coffee gerçekten sert kahvedir. Zorluk anlamda değil, seçimdedir: neden strong da powerful değil? Bunun mantıksal bir nedeni yoktur; dil topluluğunun alışkanlığıdır. Türkçede de “sigara içmek”, “karar almak”, “rüya görmek” deriz ve “sigara yemek” ya da “rüya bakmak” bize tuhaf gelir; İngilizcede de ilke aynıdır.
| İngilizce (kalıp) | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| sıfat + isim | heavy rain, a sharp rise | şiddetli yağmur, keskin artış |
| fiil + isim | pose a threat, meet a deadline | tehdit oluşturmak, teslim tarihine yetişmek |
| zarf + sıfat | highly unlikely, fully aware | pek olası değil, tamamen farkında |
| fiil + zarf | vary considerably, sleep soundly | önemli ölçüde değişmek, mışıl mışıl uyumak |
| isim + of + isim | a stroke of luck, a pang of guilt | şans eseri, vicdan sızısı |
| isim + fiil | prices soar, a rumor spreads | fiyatlar fırlar, söylenti yayılır |
Birliktelikler güç bakımından da farklıdır. Güçlü birliktelikler neredeyse tek seçeneklidir (shrug one's shoulders, commit a crime); zayıf birliktelikler ise birçok sözcükle kurulabilir (a good / nice / big house). C2 düzeyinde fark, güçlü birlikteliklerde yanılmamak ve orta güçtekilerde en doğal olanı seçmektir.
- The company conducted research on customer habits. — Şirket müşteri alışkanlıkları üzerine araştırma yaptı.
- Prices showed a sharp increase last quarter. — Fiyatlar geçen çeyrekte keskin bir artış gösterdi.
- She shrugged her shoulders and left. — Omuz silkip çıktı.
💡 Yeni bir isim öğrenirken onu en az bir fiil ve bir sıfatla birlikte not edin: decision → make / reach a decision, a tough / final decision. Sözcüğü tek başına ezberlemek, onu cümlede kullanmanın ancak yarısıdır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki birlikteliği sözcük sözcük çevirmek. “Bir araştırma yaptı” → made a research ✗ (iki hata: make yanlış fiil, research sayılamaz) → conducted research ✓ / did some research ✓ “Sert artış” → a hard increase ✗ → a sharp increase ✓ Cümle dilbilgisi olarak kurulabilir ama bir anadili konuşucusu onu asla böyle söylemez.
make ve do: ileri düzey kalıplar
Temel kural önceki seviyelerden tanıdık: do genellikle görev, iş, etkinlik (do the dishes, do homework), make ise yaratma, üretme, sonuç ortaya koyma (make a cake, make a decision) bildirir. C2 düzeyinde ise bu kurala uymayan, ezberlenmesi gereken ve resmî metinde sık geçen kalıplar öne çıkar.
| İngilizce | Türkçe | İngilizce | Türkçe |
|---|---|---|---|
| make headway | mesafe almak | do justice to | hakkını vermek |
| make allowances for | hoş görmek, hesaba katmak | do sb a favor | birine iyilik yapmak |
| make amends (for) | telafi etmek, gönül almak | do more harm than good | yarardan çok zarar vermek |
| make a point of doing | bir şeyi yapmaya özen göstermek | do business with | ile iş yapmak |
| make ends meet | iki yakayı bir araya getirmek | do without | -sız idare etmek |
| make a fuss (about) | yaygara koparmak | do one's best / utmost | elinden geleni yapmak |
| make sense of | anlamlandırmak, çözmek | do the honors | ev sahipliği görevini yapmak (ikram etmek, açılış yapmak) |
| make the most of | -den en iyi şekilde yararlanmak | do damage (to) | zarar vermek |
- The negotiators made little headway on the first day. — Müzakereciler ilk gün pek mesafe alamadı.
- We should make allowances for his lack of experience. — Deneyimsizliğini hesaba katıp hoş görmeliyiz.
- These photos don't do justice to the landscape. — Bu fotoğraflar manzaranın hakkını vermiyor.
- Shouting at children often does more harm than good. — Çocuklara bağırmak çoğu zaman yarardan çok zarar getirir.
💡 make a point of doing sth ile make a pointı karıştırmayın: ilki “bir şeyi yapmaya özen göstermek” (She makes a point of thanking everyone.), ikincisi “bir görüşü dile getirmek”tir (He made an interesting point.). You have a point. = Haklısın, söylediğinde doğruluk payı var.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “yapmak” fiilini her yere make ya da do ile rastgele aktarmak. “Spor yapmak” → make sport ✗ → do sport(s) / exercise ✓ “Kahvaltı yapmak” → make breakfast (kahvaltı hazırlamak) ile have breakfast (kahvaltı etmek) farklıdır. “Hata yapmak” → do a mistake ✗ → make a mistake ✓ “İyilik yapmak” → make a favor ✗ → do sb a favor ✓
Sıfat + isim: strong, heavy, high, deep, sharp…
Türkçede yoğunluk için çoğu zaman tek bir sıfat yetişir: “yoğun trafik, yoğun yağmur, yoğun ilgi”. İngilizcede ise yoğunluk sıfatı isme göre değişir. Bu ünitenin başlığındaki strong / heavy ikilisi, C2 öğrencisinin bile sık yanıldığı noktadır.
| İngilizce sıfat | Birlikte kullanıldığı isimler | Yanlış seçim | Türkçe |
|---|---|---|---|
| strong | coffee, tea, wind, accent, evidence, argument, support | strong rain ✗ | sert, güçlü, kuvvetli |
| heavy | rain, snow, traffic, smoker, drinker, losses, workload | heavy wind ✗ | yoğun, şiddetli, ağır |
| high | price, cost, demand, temperature, speed, risk, standards | expensive price ✗ | yüksek |
| deep | sleep, regret, concern, trouble, impression | heavy sleep ✗ (deep sleep ✓) | derin |
| sharp | rise, fall, contrast, increase, decline, pain | hard increase ✗ | keskin, ani |
| fierce / intense | competition, debate, opposition | hard competition ✗ | kıyasıya, çetin |
| powerful | engine, computer, drug, speech, image | powerful tea ✗ | güçlü, etkili |
| bitter | disappointment, cold, rival, experience | sour disappointment ✗ | acı, şiddetli |
- There's strong evidence that the plan will work. — Planın işe yarayacağına dair güçlü kanıt var.
- Heavy snow caused delays at the airport. — Yoğun kar havalimanında gecikmelere yol açtı.
- The company faces fierce competition from new start-ups. — Şirket yeni girişimlerden kıyasıya bir rekabetle karşı karşıya.
- Unemployment fell sharply, in sharp contrast to the previous year. — İşsizlik, önceki yılla keskin bir tezat oluşturacak biçimde hızla düştü.
💡 price ve cost pahalı olmaz, yüksek olur: a high price ✓ an expensive price ✗ Pahalı olan ürünün kendisidir: an expensive car. Aynı şekilde a cheap price yerine a low price deyin.
⚠️ Türklerin tipik hatası: “ağır” ve “yoğun” sözcüklerini her isme heavy olarak aktarmak. “Ağır bir karar” → a heavy decision ✗ → a tough / difficult decision ✓ “Ağır uyku” → heavy sleep (seyrek) → deep sleep ✓ “Yoğun rüzgâr” → heavy wind ✗ → strong wind / high winds ✓ “Yoğun ilgi” → heavy interest ✗ → great / keen interest ✓
Zarf + sıfat: bitterly, highly, deeply, utterly
Sıfatı güçlendiren zarflar (intensifiers) da alışkanlıkla seçilir. Burada bir de dilbilgisi kuralı vardır: Sıfatlar ikiye ayrılır. Derecelenen sıfatlar (tired, angry, important) bir ölçeğin üzerindedir ve very, extremely ile kullanılır. Derecelenmeyen (uç) sıfatlar (exhausted, furious, essential, impossible) zaten ölçeğin ucundadır; very almazlar, absolutely, utterly, completely ile güçlendirilirler.
| İngilizce zarf | Doğal birliktelikler | Not | Türkçe |
|---|---|---|---|
| bitterly | disappointed, cold, regret, opposed | olumsuz duygu, soğuk | acı acı, şiddetle |
| highly | unlikely, effective, recommended, qualified, controversial | soyut nitelikler | son derece |
| deeply | concerned, moved, rooted, divided, grateful | duygu, kök | derinden |
| utterly | exhausted, ridiculous, wrong, impossible | uç, çoğu olumsuz | tamamen, büsbütün |
| fully | aware, understand, recover, booked | tamlık | tamamen |
| absolutely | furious, essential, delicious, certain | uç sıfatlar | kesinlikle, son derece |
| painfully | obvious, slow, shy | rahatsız edici ölçüde | can sıkıcı derecede |
- The fans were bitterly disappointed by the result. — Taraftarlar sonuç karşısında derin bir hayal kırıklığına uğradı.
- It is highly unlikely that the meeting will be postponed. — Toplantının ertelenmesi pek olası değil.
- After the marathon, she was absolutely exhausted. — Maratondan sonra tamamen bitkindi.
- I'm fully aware of the risks involved. — İşin içindeki risklerin tamamen farkındayım.
💡 really iki tür sıfatla da kullanılabilen güvenli bir zarftır: really tired ✓ really exhausted ✓ Emin değilseniz really seçin; ama resmî yazıda highly, deeply, fully gibi daha kesin zarflar tercih edilir.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “çok” sözcüğünü her sıfatın önüne very olarak koymak. “Çok bitkinim” → I'm very exhausted. ✗ → I'm absolutely / utterly exhausted. ✓ “Çok vazgeçilmez” → very essential ✗ → absolutely essential ✓ Tersine, derecelenen sıfatla absolutely de tuhaf durur: absolutely tired ✗ → very / extremely tired ✓
Akademik fiil + isim birliktelikleri
Akademik ve resmî İngilizcenin doğallığı büyük ölçüde fiil + isim birlikteliklerine dayanır. Türkçede birçoğunu “yapmak, etmek, vermek, almak” gibi genel fiillerle kurarız; İngilizcede ise her isim kendi fiilini ister. Bu kalıplar YDS okuma parçalarında ve kelime sorularında sürekli karşınıza çıkar.
| İngilizce | Türkçe düz çeviri tuzağı | Türkçe |
|---|---|---|
| conduct research / a survey | make a research ✗ | araştırma / anket yapmak |
| draw a conclusion | take a conclusion ✗ | sonuç çıkarmak |
| pose a threat / a risk | create a threat (zayıf) | tehdit oluşturmak |
| raise a question / concerns | open a question ✗ | soru / kaygı gündeme getirmek |
| address an issue | solve an issue (farklı anlam) | bir sorunu ele almak |
| meet a deadline / needs | catch a deadline ✗ | teslim tarihine yetişmek / ihtiyaçları karşılamak |
| reach a consensus | make a consensus ✗ | uzlaşmaya varmak |
| exert pressure / influence | do pressure ✗ | baskı / etki uygulamak |
| bear responsibility | carry a responsibility (zayıf) | sorumluluk taşımak |
| take sth into account | take into consideration (doğru, eş anlamlı) | -i hesaba katmak |
- The researchers conducted a survey among 400 teachers. — Araştırmacılar 400 öğretmen arasında bir anket yaptı.
- It is too early to draw any firm conclusions. — Kesin bir sonuç çıkarmak için henüz çok erken.
- Rising sea levels pose a serious threat to coastal towns. — Yükselen deniz seviyeleri kıyı kasabaları için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
- The report fails to address the issue of funding. — Rapor finansman sorununu ele almıyor.
💡 address an issue ile solve an issue aynı değildir: address “ele almak, üzerine eğilmek”tir; sorunun çözüldüğünü söylemez. Akademik metinde This study addresses… (Bu çalışma … konusunu ele almaktadır) çok sık bir giriş kalıbıdır.
⚠️ Türklerin tipik hatası: Türkçedeki “sınav vermek”, “rüya görmek”, “sigara içmek” kalıplarını çevirmek. I gave the exam. ✗ (İngilizcede bu, sınavı siz yaptınız demektir) → I passed the exam. ✓ I saw a dream. ✗ → I had a dream. ✓ He drinks cigarettes. ✗ → He smokes. ✓ “Fotoğraf çekmek” → pull a photo ✗ → take a photo ✓ “Para kazanmak” (çalışarak) → win money ✗ → earn money ✓ (win yalnızca yarışma, kumar, ödül için).
YDS'de birliktelik soruları ve öğrenme stratejisi
YDS ve YÖKDİL'in kelime sorularında boşluk çoğu zaman bir isimden önce gelir ve seçeneklerin hepsi anlamca yakındır. Bu durumda doğru cevabı belirleyen, boşluktan sonraki ismin hangi fiille birliktelik kurduğudur. Önce ismi bulun, sonra o isimle doğal duran fiili arayın.
| İngilizce (boşluktan sonraki isim) | Beklenen fiil | Çeldirici (yanlış) | Türkçe |
|---|---|---|---|
| ___ a crime | commit | make, do, perform | suç işlemek |
| ___ a balance | strike | make, hit, build | denge kurmak |
| ___ attention to | pay | give, take, put | dikkat etmek |
| ___ a speech / a lecture | deliver, give | say, tell, make | konuşma yapmak / ders vermek |
| ___ a risk | run, take | make, do | risk almak |
| ___ a promise | keep / break | hold, protect | sözünü tutmak / bozmak |
| ___ a goal / an objective | achieve, attain | win, gain | hedefe ulaşmak |
- Managers must strike a balance between speed and quality. — Yöneticiler hız ile kalite arasında bir denge kurmalı.
- The director delivered a speech at the opening ceremony. — Müdür açılış töreninde bir konuşma yaptı.
- You run the risk of losing everything. — Her şeyi kaybetme riskini alıyorsun.
💡 Öğrenme stratejisi: (1) Okurken birliktelikleri kalın ya da renkli işaretleyin. (2) Defterinize sözcüğü değil öbeği yazın: run a risk, a sharp rise. (3) Bir isim için birliktelik sözlüğüne ya da bir derlem aracına bakın. (4) Öğrendiğiniz öbeği bir hafta içinde kendi cümlenizde en az iki kez kullanın.
⚠️ Türklerin tipik hatası: YDS'de seçenekleri yalnızca Türkçe anlamlarına bakarak elemek. “Konuşma yapmak” → make a speech de mümkündür ama say a speech ✗ asla olmaz; tell konuşma değil hikâye/şaka/yalan ile gelir (tell a story / a joke / a lie). “Yalan söylemek” → say a lie ✗ → tell a lie ✓ “Hedefe ulaşmak” → win a goal ✗ → achieve a goal ✓ (score a goal ise futbolda gol atmaktır).
Kelimeler
- collocation
eşdizim (birlikte kullanılan sözcükler) - flawless
kusursuz, hatasız - habitually
hı-Bİ-çu-ı-li
alışkanlıkla, âdet olarak - convention
uzlaşma, teamül, gelenek - capricious
kı-PRİ-şıs
kaprisli, değişken, keyfî - notorious
nou-TO-ri-ıs
kötü şöhretli, adı çıkmış - rule of thumb
pratik kural, kaba ölçü - conduct research
araştırma yürütmek/yapmak - draw a conclusion
sonuç çıkarmak, sonuca varmak - pose a threat (to)
(-e) tehdit oluşturmak - meet a deadline
teslim tarihine yetişmek - strike a balance (between)
(arasında) denge kurmak - commit a crime / an error
suç / hata işlemek - pay attention (to)
dikkat etmek - make headway
ilerleme kaydetmek, mesafe almak - make allowances for
-i hesaba katıp hoş görmek, tolerans göstermek - do justice to
-in hakkını vermek - do more harm than good
yarardan çok zarar getirmek - heavy traffic
yoğun trafik - a sharp rise / drop
keskin bir artış / düşüş - fierce competition
FİRS
kıyasıya rekabet - bitterly disappointed
derin bir hayal kırıklığına uğramış - highly unlikely
pek olası değil, olasılığı çok düşük - deeply concerned
derin kaygı duyan - utterly exhausted
A-tır-li
tamamen bitkin - fully aware
tamamen farkında - a tough decision
zor bir karar - corpus (pl. corpora)
KOR-pıs / KOR-pı-rı
derlem (büyük elektronik metin koleksiyonu) - payoff
getiri, kazanç, karşılık - humbling
haddini bildiren, alçakgönüllü kılan